Öyle günler vardır ki insana insanı hatırlatır. Görünmeyen emeğin gücünü, fedakârlığı, şefkati, azmi, haysiyeti anlatır. 8 Mart da işte tam olarak böyle bir gündür, yalnızca kutlanmak için değil ama en çok da hatırlanmak için vardır.
Birleşmiş milletler tarafından 1977 yılında “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlenen bu tarihin kökü, esasen çok daha derinlerdedir. Bu derinlik, bizi 8 Mart 1857 tarihinin New York şehrine kadar sürükler. Tekstil fabrikasının insanüstü çalışma koşullarından ve düşük ücretlerden payını yeterince alan kadınlar, nasıl oldu da böyle bir karara vardılar bilinmez, ayaklandılar ve protesto başlattılar. Elbette ki kimsenin onlara acıması beklenemezdi(!) Bu yüzden protesto anında çıkan yangında, kurulan barikatlar sebebiyle kaçamayıp bu dünyadan haklarını alamadan göçüp gittiler. O gün, kadınıyla erkeğiyle tam 129 fabrika işçisi hak ettiklerini alamamanın acısıyla ve ellerinde kalan son umut parçasıyla göçüp gittiler. Bu olay o dönemde ve sonrasında da büyük yankı uyandırdı ve yaklaşık yüz sene sonra Birleşmiş Milletler tarafından günün hatırasını yaşatmak için “8 Mart Kadın Hakları, Uluslararası Barış Günü” olarak Kabul edildi.

Peki, bugünü neden Fantine karakteriyle anımsamak ve size de bu şekilde anımsatmak istiyorum? Öncelikle Fantine karakteri kimdir ondan bahsetmek istiyorum. Fantine, Fransız yazar Victor Hugo’nun Sefiller kitabının en trajik kadın karakterlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Fantine; Paris şehrinde yaşayan içedönük, albenili, yoksul ve genç bir kadın. Henüz öğrencilik yıllarındayken delicesine sevdiği adamdan evlilik dışı bebek beklemesiyle birlikte cıvıl cıvıl hayatı, henüz açmak üzere olan bir tomurcuğun doluya tutulması gibi hüsrana uğruyor. Başlarda hem bebeği çok küçük olduğundan bir şekilde bebeğiyle geçinmenin yollarını arıyor, yemeyip yediriyor, giymeyip giydiriyor… Bir gün artık bebeğini de doyuramayacağını anladığında derin bir hüzünle bebeğini başka bir aileye emanet etmek zorunda kalıyor. Bir fabrikada şans eseri işe giriyor ama bekar bir anne olduğu söylentisi tüm fabrikada yayılınca oradan ayrılmak zorunda kalıyor ve biçare halde bebeğine bakım parası gönderebilmek için sadece vücudundan değil, ruhundan parçalar eksiltmek zorunda kalıyor… Bir annenin evladına duyduğu hasretini, bir kadının yaşayabileceği en derin pişmanlığı ve dayanılmaz hastalık sancılarını da alıp gözlerini huzura karşı kapatıyor…
Victor Hugo, Sefiller kitabını 1800’lü yılların ilk çeyreğinde kaleme almış, yani Fransız bir kadın için, o yıllarda yaşıyor olmak tam bir ızdıraba dönüşebiliyormuş. Peki ya günümüz yıllarında Türkiye’de yaşayan bir kadın olmak nasıl? Satırları okurken aklınıza belki yakın çevrenizden belki de haberleri izlerken birkaç saniyeliğine adı geçen kadınların birkaçı gelmiştir. Eğitimden mahrum bırakılan çocuklar ve kadınlar, evliliğe mecbur bırakılan kız çocukları, çocuğu elinden alınan kadınlar, geçim sıkıntısı çeken kadınlar, insan onurunu zedeleyen işlerde çalışmak zorunda bırakılan kadınlar, dövülen ve hatta öldürülen kadınlar ve kız çocukları… Bu kadınların da aslında Fantine karakterinden bir farkı yok. Sadece Yaratıcı onları erkeklere kıyasla biraz daha narin, biraz daha savunmasız yarattığı için mi aradan neredeyse iki yüz sene geçmesine rağmen hâlâ bu kadar hor görülüyorlar? Sonra bu kadınlar, ellerinde biraz güç ve umut topladığı zaman, tıpkı günler sonra can suyu görmüş çiçeklerin dirilip açması gibi, kudretli başlarını kaldırıp bu sisteme yaşadıklarının sebebini sormak istiyorlar. Özellikle tam da bu günlerde, yani 8 Mart haftasında bu hesaplaşmalarla daha sık karşılaşıyoruz. Fantine’in iç burkan kimsesizliğini ve çaresizliğini; bugün Türk kadınları, 8 Mart haftasında seslerini yükselterek, adımlarını korkmadan atarak ve sistemi sorgulayarak kucaklıyor. Bazen seslerini yükseltiyorlar, içten içe haykıran “Fantine”lere ses olmak için; bazen hesap soruyolar, nice “Fantine”lerin bitmemiş hesaplarını kapatmak için…
Sordukları hesaba karşılık cevap olarak ne alıyorlar dersiniz? “Zaten yorulmuşsunuz, bir de hakkınız olanı almak için savaş veriyorsunuz, üstelik sizi bu eyleme biz mecbur ettik. Lütfen bu çiçekleri özrümüzün bir simgesi olarak kabul edin.” demelerini beklerdim. Bu düzenden sorumlu olanlar ve bu düzene göz yumanlar ise kadınlara biber gazını, suç işliyormuşçasına tutuklanmayı ve şiddeti reva görüyorlar. Her sene aynı zulmü yaşamalarına rağmen, kadınların umudu yaşadıkları eziyetlerden çok daha büyük. Tıpkı acılar içinde kıvranan Fantine’in bir sabah uyandığında biricik yavrusunu görebilme umudunu son nefesine kadar diri tutması gibi, kadınlar da hak ettikleri özgürlüğü kucaklamak için, her yeni güne yeni bir umutla açıyorlar gözlerini. Çünkü umut, en karanlık çağlarda bile kadınların göğsünde ışımaya devam eder…
Kaynakça
Hugo, Victor. Sefiller. Çeviren Semih Atayman, Bordo Siyah Yayınları, 2006.
Özvarış, Şevkat Bahar. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü İçin… Hacettepe Üniversitesi Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2012. https://huksam.hacettepe.edu.tr/Turkce/SayfaDosya/8martkadin_2012.pdf
“8 Mart 1857: New York Tekstil İşçilerinin Grevi.” Evrensel, 8 Mar. 2022, https://www.evrensel.net/haber/311100/8-mart-1857-new-york-tekstil-iscilerinin-grevi

