Mimarlığın Kökenine dair bir düşünce
18. yüzyıl ortalarında, Aydınlanma döneminin entelektüel hareketliliği içinde, Marc-Antoine Laugier (1713–1769), Essai sur l’Architecture adlı çalışmasında mimarlık üzerine radikal bir düşünce önerdi. Barok ve Rokoko tarzlarının abartılı süslemelerine karşı çıkan Laugier, mimarlığı özüne indirgemeyi, işlevsellik, açıklık ve doğayla uyum ilkelerini vurgulamayı amaçladı. İlkel kulübe “The Primitive Hut”, salt bir mimari form olmanın ötesinde, insan ihtiyaçları, kültürel idealler ve tasarımın ahlaki boyutları üzerine felsefi bir yansıma sunar.
Tarihsel ve Felsefi Bağlam
Laugier’in fikirleri, akıl, evrensellik ve ahlaki açıklık inancının temel olduğu Aydınlanma döneminde ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda mimarlık, yalnızca bir zanaat değil, aynı zamanda entelektüel ve etik bir uğraş olarak görülüyordu. Barok ve Rokoko tarzları, abartılı süslemeleri ve teatral unsurları nedeniyle Laugier’e göre mimarlığın özünden sapmıştı.
Laugier; sadelik, malzeme dürüstlüğü ve orantısal açıklık gibi ilkeleri savunarak, mimarlık uygulamasını dönemin rasyonalist ve doğacı idealleriyle uyumlu hâle getirdi. İlkel kulübe, tarihsel olarak gerçek bir yapı olmaktan çok, insan yapımı çevrelerin temel ilkelerini incelemek için bir felsefi mercek işlevi görür.
İlkel Kulübe Modeli
Laugier’in ilkel kulübesi basit görünür: dört dikey eleman (column), yatay bir elemanı (entablature) taşır ve bu yatay eleman da eğimli bir çatıya (pediment) destek olur. Tüm malzemeler doğadan gelir ve her unsur gereklilikle belirlenir; süsleme yoktur. Bu arketipten Laugier mimarlık için birkaç temel ilke çıkarır:
- Sadelik: Gereksiz süslemelerin kaldırılması, formun okunabilir ve işlevsel kalmasını sağlar.
- Malzemeye sadakat: Her malzeme kendi doğal özelliklerine uygun şekilde kullanılmalı, bu hem estetik hem de ahlaki bir dürüstlük yansıtır.
- Yapısal açıklık: Yapının mantığı şeffaf olmalı, her elemanın işlevi hemen anlaşılmalıdır.
Kültürel ve Toplumsal Boyut
Laugier’in ilkel kulübe kavramı, yalnızca yapının fiziksel unsurlarına odaklanmaz; aynı zamanda mimarlığın insan yaşamındaki rolünü ve toplumsal boyutunu da sorgular. Kulübe, doğal çevreyle uyumlu bir yaşamın mümkün olduğunu ve insanın ihtiyaçlarını karşılayan yapının, aynı zamanda estetik olarak da uyumlu olabileceğini gösterir.
Bu bakış açısı, Laugier’in mimarlıkta işlevsellik ile güzelliğin birbiriyle çatışmak zorunda olmadığına dair vurgusunu destekler. Kulübe, yapıların basitliği ve doğaya sadakati üzerinden bir tür ahlaki model sunar; insanın gereksiz süsleme ve gösterişten uzak durarak, sadece ihtiyaca dayalı bir tasarımın erdemini anlamasını teşvik eder.
Ayrıca, Laugier’in yaklaşımı, mimarlığın evrensel ilkelerle ilişkilendirilmesini sağlar. İlkel kulübe, farklı kültür ve coğrafyalarda da uygulanabilecek temel yapısal mantığı simgeler; bu yönüyle, mimarlığın evrensel bir dil olarak düşünülmesine katkıda bulunur. Neoklasik mimarlıkta görülen sütun (column) ve entablât (entablature) gibi unsurların tercih edilmesi, bu felsefi yaklaşımın estetik yansımaları olarak yorumlanabilir.
Bununla birlikte, Laugier’in teorisi, yalnızca geçmişin değil, günümüzün mimarlık pratiği ve kentsel tasarımına da ışık tutar. “Modern mimarlık” örneklerinde, malzeme dürüstlüğü, basit işlevsellik ve doğayla uyum ilkeleri açıkça gözlemlenebilir; bu durum, ilkel kulübe kavramının zamansız ve evrensel niteliğini de ortaya koyar. Bu evrensel ve ahlaki çerçeve, mimarlığın toplumsal rolüne dair güçlü bir ideal sunsa da, teorinin sınırlarını tartışmayı da gerekli kılar.
Eleştirel Perspektif
Teorik zarafetine rağmen, ilkel kulübe soyutluğu nedeniyle eleştirilmiştir. Normatif bir vizyon sunar, gerçek mimari pratiğin sosyal, kültürel ve teknolojik karmaşıklıklarını basitleştirebilir. Ancak Laugier’in vizyonu, mimarlık ve kültür arasındaki bağlantıyı yeniden düşünmek için güçlü bir araçtır da. İnsan deneyimi, estetik değerler ve ahlaki kaygılar arasındaki ilişkiyi tartışmaya açarak, mimarlığın sadece fiziksel bir yapıdan ibaret olmadığını, aynı zamanda kültürel ve etik bir ifade biçimi olduğunu gösterir.
Sonuç
Laugier’in ilkel kulübesi, mimarlık kuramı için hâlâ bir dönüm noktasıdır ve sadelik, akılcılık ve doğaya bağlılığın yalnızca stil tercihi değil, kültürel ve ahlaki bir ideal olduğunu gösterir. Mimarlığı temel unsurlarına indirgemesiyle, insan ihtiyaçları, doğal çevre ve yapılı form arasındaki derin ilişkiyi sorgulamaya davet eder. İlkel kulübe, tarihsel bir teori olmanın ötesinde, çağdaş tasarımda form, işlev ve kültürel anlamı dengeleme yönündeki tartışmalara hâlen ilham vermektedir.
Kaynaklar:
Görsel: https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Essai_sur_l%27Architecture_-_Frontispiece.jpg
- The idea of the primitive hut – Leiden University
- What Primitive Huts Teach Us About Architecture | ArchDaily
- San Rocco Magazine | WHAT’S WRONG WITH THE PRIMITIVE HUT? | Call
- The Primitive Hut – Laugier’s Theory About Architecture
- Küreli, E. (2016). Laugier vs Durand: Revisiting Primitive Hut in the Classical Architectural Discourse. Yedi(15), 111-120. https://doi.org/10.17484/yedi.60302


