TAME IMPALA EVRENİNE YENİ BİR KAPI: DEADBEAT

Bildiğiniz üzere, geçtiğimiz Ekim ayında Tame Impala, beş yıllık bir aranın ardından “Deadbeat” adlı yeni albümünü yayımladı. Albüm, genel hatlarıyla grubun alışılmış çizgisini korurken, solist Kevin Parker’ın da ifade ettiği üzere “techno” ve “psychedelic” müzik unsurlarına daha fazla yer açıyor. Sanatçı, uzun süredir içinde techno müzik üretme isteği olduğunu belirtirken, bir parçada ritmin her zaman daha ön planda tutulması gerektiğini de özellikle vurguluyor.

Bu yazıda, albümün içerisindeki bazı şarkıları ve ufak detayları biraz geç kalınmış da olsa inceleyeceğiz. Ancak, geç kalmak meselesine çok takılmayalım çünkü onlar da bizi fazlasıyla beklettiler. Tame Impala ve diğer birçok sanatçının “müziğe ara vermemiz gerekiyordu”, “biraz düşünmek için kendimize alan yarattık” gibi açıklamalarından dolayı eserlerinden mahrum bırakılıyoruz. Ne kadar istesek de bu bahaneleri anlayışla karşılayamayacağız. Zira, Let It Happen dinlemekten ciğerlerimiz soldu. “Yerli ve milli” şovmenimiz, çok kıymetli Teoman’a da buradan selamlarımızı yollayarak devam edelim.

Albüm Kapağının Tatlı Nüansı

Parker, K. (t.y.). Kevin Parker and his daughter Peach

Bu şirin albüm kapağında bulunanlar, solist Kevin Parker ve kızı Peach. Parker; Deadbeat albüm kapağının çekimlerini yaparlarken zorlandığını, doğru açıyı, ışığı ve konumu bulmak için çok çaba sarf ettiklerini ve ortaya havalı bir şeyler çıkarmak için ne kadar uğraştıklarını belirtirken; tam çekim esnasında kızı Peach’in, babasının kollarına atlayıp nasıl sarıldığını anlatıyor. Tamamen doğal olan bu an da kameramanlar tarafından yakalanınca, hep birlikte bundan daha güzel görünen bir albüm kapağı olamayacağına karar veriyorlar. Böyle habersiz bir şekilde vakit geçirdikleri an da, diğer tüm rastgele çekilmiş fotoğraflar gibi zihnimizde “havalı” fotoğrafların aksine, sonsuzluğa daha derin izler bırakıyor.

OBSOLETE

Bana göre albümün en güzel şarkısı olan “Obsolete” ile başlayalım. “Ne o, modası mı geçti benim aşkımın ya?” diye haykıran Tame Impala, bu şarkıda biraz daha yumuşak ritimler kullanmayı tercih ediyor. Çok genç tanıştıklarını iddia ettiği aşkı ile konuşarak, aralarındaki soğukluğun sebebini sorguluyor. Şarkının bestesini yaparken yine oldukları çizgiden pek şaşmayan grup, sözlerin çarpıcılığı ve alay edici tutumunu, şarkının asıl çekim noktası haline getiriyor.

Tell me, please, ’cause I’m losing sleep
Do you want my love? Is it obsolete?
Jealousy lurking underneath
It’s a warning sign that you never see

Aslında çoğumuz, aşkın geçici bir şey olduğunu savunuyoruz ve bu konuda çok haklı olduğumuzu düşünüyorum. Ancak, ufak bir detay daha var: Aşk, evrimleşebilen bir duygu. Yani, birine olan aşkımız bir tür dönüşüm geçirip “sevgiye” evriliyor. Çoğumuz da aşkın yok olup bittiğini, “modasının geçtiğini” düşünüyoruz. Halbuki o, çok daha derin ve duygusal bir bağ haline geliyor. Bu anlamda aşk kaybolmuyor, kendini biraz daha büyütünce o kocaman sevgi bağının içinde görünmeyen bir duygu haline geliyor. Ama özünde, o aynı yerinde duruyor. Bu yüzden de insanoğlu yüzyıllar içinde kendini nasıl kan, ter, gözyaşı ve maceralarla dönüştürdüyse, her aşk da bir şekilde durağan kalmayarak maceralarla kendini dönüştürmelidir fikri göze çarpıyor.

AFTERTHOUGHT

Solist Parker, albüm içinde en sevdiği şarkı olarak Afterthought’u gösteriyor. Introsu oldukça kuvvetli olan bu şarkı da eski Tame Impala şarkılarının ritimleriyle paralel bir yol izliyor. Burada biraz daha eğlenceli, akılda kalıcı ve pop odaklı bir besteden söz edebiliriz. Lirik olarak ise “no matter what I do / I’m an afterthought to you” diyerek değer görmediğini hissetme, yalnızlaşma temalarının baskın olduğu görülüyor. Eğlenceli ritimlerle bu sözleri birleştirmek ise, bir gün hazır olduğunuzda travmalarınızla eğlenmenin gücünü ifade ediyor. Yani acıların üstü örtülmüyor fakat onlar da bizimle birlikte dans ediyor. Onlarla eğlendikçe, bir bakıma etkileri de azalabiliyor. Bir gün hazır olduğunuzda tüm yaralarınızı “kafaya almak”, bir merhem görevi görüyor.

ETHEREAL CONNECTION

Bu sefer aynı çizgi, paralel, benzer, gibi kelimeler kullanmayacağım korkmayın. Çünkü ilk albümlerinden bu yana grubun kendilerini aşan, tamamen farklı olan tek şarkısı bence Ethereal Connection. Yazının başında belirttiğim üzere Kevin Parker, biraz daha deneysel yaklaşarak techno müziğe de yer vermeyi çok istediğini ifade ediyor. Bu bağlamda şarkının, nadir kullanılan sözler ve baskın techno ritimleri ile bu emeli gerçekleştirdiğini fark edebiliyoruz.

Parker, ne kadar derme çatma bir yer olursa olsun denize yakın yerlerde yaşamayı tercih ettiğini söylüyor. Bunun sebebi ise dalga seslerinin ona ilham vermesi ve bu dalga seslerinin içinde kendi ritimlerini duymasıymış. Bu şarkının ritimlerini de yine deniz kenarında, sadece dalga seslerini dinliyorken yakalamış. Sözleri de sevgili eşinin gözlerinde yakalamıştır diye tahmin ediyorum.

I don’t believe in magic
All the harder that I try
But you and I have something
That I never can describe

Take a ride
Say goodbye

I don’t say it too often
Isn’t usually my style
I’m here whatever happens
Don’t you know that I’ll stand by

By your side
‘Til the end of time?

Huzur veren dalga seslerinin de aklın yaratma gücünü tetiklemesi oldukça güzel bir yaklaşım. Ancak esin kaynağı olarak pek çok şey seçilebilir. Kişiden kişiye göre değişebileceği gibi; ben en çok gülüşlerde ve kahkahalarda ilham bulabilen bir insan olarak tanımlıyorum kendimi. Sevdiğiniz bir insanı güldürdükten sonra onu izlemek, bu mutluluğu tekrar tekrar yaşamak adına daha fazla güldürebilmek için tetiklenmek ve her defasında sil baştan zihninizde bir ilham yaratmak da oldukça etkili ve güçlü bir yol. Bazen bir tebessüm size daha yumuşak ve romantik sözler yazdırabiliyorken, dolu dolu bir kahkaha ise tüm anıları ve maceraları içine sığdıran bir dünyanın kapısını açabiliyor. Tanıdık ve sevdiğiniz bir kahkahanın açtığı kapıdan içeri girip o dünyaya dalmamak, imkansıza yakın en büyük gerçek haline gelebiliyor.

LOSER

Efendim? Dediğinizi duyar gibiyim. Hepimizin zaman zaman kendine “loser” sıfatını yakıştırdığı oluyor tabii. Kevin Parker da bu şarkısında kendisi ile sert bir şekilde dalga geçiyor. “I’m out of favor / my worst behavior” sözleriyle artık yorulduğunu, içinde iyi olma arzusuna dair ne varsa tükendiğini söylüyor. Üstelik bu yorgunluğu yalnızca onu bu noktaya sürükleyenlere yöneltmiyor; kendisine de dönerek, benliğini hedef alan bir yüzleşmeyle kendini “loser” ilan ediyor.

I’m a loser, babe
Do you wanna tear my heart out?
I’m a tragedy
Tryna figure this whole mess out

Bu şarkının asıl çarpıcı noktası ise bestesi. Parker, besteden aldığı ilhamın sahibinin Barış Manço olduğunu söyleyerek; deyim yerindeyse “as bayrakları, as!” dedirtiyor bizlere. Kıymetli sanatçımız Barış Manço’nun 70’lerde bize sunduğu eserlerinin tınılarından etkilenen solist, bunları Loser’ın ritmine başarılı bir şekilde taşıyor. Öte yandan, Barış Manço’nun bestelerinde sıkça rastlanan o vurup kaçan, yer yer agresif ritmik yapı, Loser’da da net biçimde hissediliyor. Hatta bu etki, şarkının daha ilk saniyelerinde hissedilebiliyor.

Her iki sanatçı da duygularını eleştirel bir yerden yansıtıyor. Yani, Loser şarkısı gibi Barış Manço da şarkılarında çoğu zaman kendisini tereddütlü, kırılgan ve insani bir yerden gösteriyor. “Çocukça bir aşk gelip de geçti / Sakın gülme halime” sözlerinde sanki o da bir “loser” olduğunu kabulleniyor.  

DRACULA

Albümün en çok dinlenen şarkısı Dracula ise,  Tame Impala’nın yaptığı yüz kilometre öteden anlaşılan bir ritme sahip. Muhtemelen bu tanıdık ritmik yapı sayesinde Dracula, albümdeki yeni parçalar arasında en hızlı şekilde popülerleşen şarkı haline geliyor.

Daylight makes me feel like Dracula

In the end, I hope it’s you and me
In the darkness, I would never leave you
Won’t ever see me in the light of day
It’s far too late, the time has come

I’m on the verge of caving in, I run back to the dark

Bu sözlerle Kevin Parker, kendini bir vampir asilzadesi olan “Dracula’ya”  benzetiyor. “In the end I hope it’s you and me” derken bir umudu besliyor, fakat bir taraftan da aslında bir vampir olduğunu belirterek sürekli geceye ve yalnızlığa karıştığını anlatıyor.

Bence umut etme halinin tehlikesi üzerine yoğunlaşan bu şarkı da oldukça başarılı. Gün ışığına çıkmaya korkan vampirler gibi yalnızca geceleri tam anlamıyla yaşayabilen, geceleri düşünebilen ve geceleri seven bu adam, biraz çarpık bir cesaret göstererek yine de sevdiği kadınla, yolun sonunda birlikte olabileceklerine dair ümidini ifade ediyor.

Nihayet; “End of Summer”, “Oblivion”, “Not My World”, “My Old Ways”, “Piece of Heaven” gibi başarılı şarkıları da bünyesinde bulunduran Deadbeat albümünün, Tame Impala dinleyicilerine bir süre daha eşlik edeceğini söyleyebilirim. Çok da özletmeyin kendinizi diyerek, Tame Impala’ya bu güzel şarkılar için teşekkür ediyoruz. Yeni insanlar ve aynı eski hatalarımızda buluşmak dileğiyle! Böyle de çok olmadı sanki, ne dersiniz?

 “Let It Happen” ile veda etmek daha doğru olacak gibi. Bırakalım da olsun madem…

KAYNAKÇA

Tame Impala: The Deadbeat Interview | Zane Lowe Interview: https://www.youtube.com/watch?v=wXwcPtVrx7g

Leave a Reply