Kusursuzluk illüzyonu, bizleri görünmez ama katı bir duvarın içine hapsetti. Sabah uyandığımızda elimize aldığımız telefondan sokağa çıktığımızda gördüğümüz reklamlara kadar her şey pürüzsüz, simetrik ve hatasız. Bu filtrelenmiş yüzler ve algoritmalar insanın en temel hakkı olan yanılma payını elinden alıyor. Oysa bizi biz yapan hata yapabilme kapasitemiz ve o hatanın ardında bıraktığımız eşsiz izlerdir. Modern dünya, bizi ideal olanın peşinde koştururken aslında özgünlüğümüzü buduyor. Kendimizi sürekli yapay standartlarla kıyasladıkça aynadaki doğallıkla yabancılaşıyoruz. Fakat insan doğası gereği asimetriktir.
Hata kavramını kime sorsanız onu başarısızlık, utanç kaynağı ya da kaçılacak şey olarak tanımlar. Oysa doğaya ve tarihe baktığımızda gelişimin pürüsüz olmadığını, aksine aksaklıklar dolu olduğunu görürüz. Bilim tarihi aslında muhteşem hataların tarihidir. Penisilinin keşfinden yapışkan not kağıtlarına kadar, insanlığın kaderini değiştiren pek çok buluş bir şeylerin planlandığı gibi gitmemesi sayesinde ortaya çıkmıştır. Bugün her odada bulunan ampüllerimiz de aynı serüveni yaşadı. Eğer Edison kusursuzluğu hedefleseydi ve yanılmaktan utansaydı bugün dünya çok daha karanlık bir yer olabilirdi. Aydınlık, hataların birikimiyle gelmiştir.
Sanat dünyasında da durum farklı değildir. Caz efsanesi Miles Davis’in şu sözleriyle yazıma devam etmek istiyorum:
“Hatalardan korkma; yanlış diye bir şey yoktur.”

Hiçbir müzisyen yanlış bir tuşa bastığında durup özür dilemez. Âksine o hatayı kucaklar, etrafında dolanır ve onu parçanın doğaçlama anına dönüştürür. Belki de o an, artık en unutulmaz dakikalar olmuştur. İşte tam da bu yüzden her notası planlanmış stüdyo kayıtları yerine “kusurlu” konser kayıtlarını tercih ediyorum. O anki bir hata, bir sonraki dahice hamlenin davetiyesidir. İnsanın güzelliği budur.
Kendi hatalarını kabul edebilen bir insan, başkalarının kusurlarına karşı daha da bağışlayıcı olur. Günümüzde merhametin azalması da bundandır. Kusursuzluk sevgisi her türlü narsisizmi ve tahammülsüzlüğü beraberinde getirir. Mükemmel olamamanın siniri de eklendiğinde durum daha da kötüleşir. Oysa pürüzlü bir yüzey, ışığı daha farklı açılarla yansıtır. Hayatın pürüzleri, ruhumuza derinlik katar.
Tahammülsüzlük çağında yaşıyoruz çünkü kimsenin hata yapmaya kredisi kalmadı. Bir yanlış kelime, bir anlık dalgınlık ya da mükemmel imajımıza uymayacak tek bir an dijital linç kültürünün kurbanı olmamıza neden oluyor. Zaten kendimize karşı acımasız davranıyoruz, böylece başkasına şefkat göstermek neredeyse imkansızlaşıyor. Oysa hatayı kucaklamak, kibrin panzeheri olur. Kendi yetersizliğimizi görürsek başkalarının tökezlemesine gülmek yerine elinden tutar. Mükemmel olmadığını bilen, aynı çukura her an kendi ayağında da açılabileceğinin farkındadır.
Hayatımıza göz açıp kapama hızında giren yapay zekâ teknolojilerini düşünelim. Saniyeler içinde yazım ve imlâ kurallarına uygun bir metin yazabilir. Fakat o metinlerde eksik olan bir şey var. Bu eksiklik, yaşanmışlığın getirdiği kararsızlık, hatalar ve gerçekçilik. Daha doğrusu, bu metinlerde insan kokusu yok. Bizim hatalarımız aslında imzamızdır, hatta parmak izimizdir. Aynı şeyi el yazısı ve bilgisayar yazısında da görebiliriz. El yazısı daha değerlidir çünkü eğrilikler, mürekkep izleri ve el titremesinin izlerini taşır. O lekeler, birinin olduğunun kanıtıdır.
Yapay zekâ birçok şeyi taklit edebilir. Şairin kelime dağarcığını taklit eder ama mısraları yazarken döktüğü gözyaşlarının kağıtta bıraktığı buruşukluğu asla taklit edemez. Kusursuz bir portre çizebilir ama heyecanla atılan yanlış fırça darbesinin kendine özel ifadeyi yakalayamaz. İnsanı gerçek kılan, algoritmanın öngöremediği beklenmedik sapmalardır.
Mükemmeliyetçilik baskısının aslında yüzyıllar önceye dayandığını, Wabi-Sabi’nin köklerine indiğimizde görebiliriz. Wabi-sabi kusursuzluğu kucaklayan kadim bir Japon estetik anlayışıdır. Bu felsefe hiçbir şeyin bitmediğini, hiçbir şeyin kalıcı olmadığını ve hiçbir şeyin kusursuz olmadığını savunur. O dönemlerde gösterişli ve hatasız Çin porselenlerine bir başkaldırı olarak doğan bu anlayış, güzelliği tamamlanamamışlıkta ve eskimişlikte arar.
Ancak bugün Wabi-sabi, sadece eski eşyalara özel kalmaktansa modern döneme de entegre edilerek güncellenmelidir. Instagram filtrelerinin ardındaki yorgunluğu kabul etmeli, insani sakarlıklarımızı birer premium özellik olarak görmeliyiz. Wabi-sabi’yi modern bir zırh gibi kuşanmalıyız. Eski dünyanın bu bilgeliği, bugünün yüksek çözünürlüklü mutsuzluğuna karşı en etkili ilaçtır.
Demem o ki, artık kendimize ve birbirimize hata yapma hakkı tanımalıyız. Başarısızlığın bir son değil de keşfedilmemiş bir yolun başlangıcı olarak görmeye ihtiyacımız var. Bir yemeği fazla tuzlu yapmanın, sınavdan kalmanın, yanlış kişiye âşık olmanın veya iş görüşmesinde heyecandan kekelemenin aslında hayatın ritmi olduğunu fark etmeliyiz. Pürüzsüz bir hayat sadece bir simülasyondur. Gerçek hayat ise gürültülü, tozlu ve hata doludur.
Kaynakça
Laba Turkey. “Dünyayı Değiştiren 10 Tesadüfi İcat.” Erişim adresi: laba.com.tr/blog/28-duenyayi-degistiren-10-tesaduefi-icat
uDiscover Music. “Miles Davis In His Own Words: Essential Quotes On Jazz And Life.” Erişim adresi: udiscovermusic.com/stories/miles-davis-in-his-own-words
Nakamoto Forestry. “Japanese Culture: The Actual Meaning of Wabi-Sabi.” Erişim adresi: nakamotoforestry.com/knowledge/japanese-culture-the-actual-meaning-of-wabi-sabi
TÜBİTAK Bilim Genç. “Ampulü Kim, Ne Zaman İcat Etti?” Erişim adresi: bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/ampul-kim-ne-zaman-icat-etti
The Medium. “Perfectionism is paralyzing you. Here’s what you can do about it.” Erişim adresi: https://themedium.ca/perfectionism-is-paralyzing-you-heres-what-you-can-do-about-it/







