Milano-Cortina Kış Olimpiyatları’nda kendisine altın madalya kazandıran performansının ardından bütün dünyanın dilinde dolanan isim Alysa Liu, neden bu kadar çok konuşuluyor? Onu diğer sporculardan ve artistik buz patencilerden ayıran şey ne? Sanat ile bu kadar iç içe olan ama bir o kadar da azim, disiplin ve hırs gerektiren bu sporda başarılı olabilmenin sırrını bulmuş olabilir mi?

Hem karada, hem pistte saatlerce çalışma gerektiren buz pateni nankör bir spor olsa da bir o kadar da tatmin edici hissettiriyor. Aylarca, hatta yıllarca sabah akşam verilen emeğin ardından başarının birkaç dakikalık bir performansa dayalı olduğunu bilmek doğal olarak sporculara büyük baskı kuruyor. Ancak başarılı bir program kaydıktan sonra pistin ortasında o son pozu verirken binlerce seyircinin gülümseyerek ayakta alkışlamasını görmek de bu çalışmayı her şeye değer kılıyor. Emeklerin karşılığını alma arzusu başarısızlığı söz konusu olmaktan çıkarıyor. Çoğu sporcu için de buz bundan ibaret: Kazanmak ya da kaybetmek. Onlardan beklenen de bu. Alysa ise bu beklentileri görmezden gelerek kendi şartları ile buzdaki kimliğini inşa ediyor.

Tutankhamun’a benzetilen “halo” saçları ve piercingleri ile Olimpiyatlar’da günümüze dek görülmüş ve alışılmış artistik buz patenci estetiğini kırıyor ve kendi olmayı seçiyor. Orijinal ama marjinal tarzıyla kendisi gibi kalıplara sığamayanlara ilham oluyor. Kendi sanatını, öyküsünü ve yaratıcılığını ortaya koymayı amaçlayarak bu şekilde “kaybetme” kavramını da tamamen ortadan kaldırıyor. Olimpiyatlar gibi çıtanın bu kadar yüksek olduğu organizasyonlarda büyük resmi görmek zorlaşınca sporcular da başarısızlık korkusuna yenik düşebiliyor. Bunun en iyi örneği, “quad jump” yani dört tur atlayış rekoruna sahip olan ve yıllardır katıldığı bütün yarışmaları birincilikle bitiren Ilia Malinin’in Olimpiyatlar’da seyirciyi ve kendisini büyük hayal kırıklığına uğratan performansı olabilir. Beklentilerin oluşturduğu baskı, büyük odak ve soğukkanlılık gerektiren bu sporda istenen hedefi daha da uzaklaştırıyor.

Alysa Liu da bu baskıyı deneyimlemedi değil. Daha yalnızca 13 yaşındayken Amerika çapında birinci olmasına rağmen, 16 yaşına geldiğinde bir zamanlar severek yaptığı bu sporu bırakmaya karar vermişti. O dönem buzdan ve buza dair her şeyden nefret ettiğini ifade eden Alysa için de yarışmaların, sosyal medyanın ve beklentilerin baskısı ağır gelmişti. Kaymak artık ona bir zorunluluk gibi geliyordu ve normal bir hayat yaşamayı arzuluyordu. Bu yüzden mola verdi. Bu da Olimpiyatlar’da kazanacağı altın madalya yolundaki ilk adımıydı. Buzun dışında da kim olduğunu keşfetmesi gerekiyordu. Ailesi ve arkadaşlarıyla daha fazla zaman geçirdi, üniversiteye başladı, farklı sporlar da denedi ve kim olmak istediğine karar verdi. İki yıl sonra buza geri döndüğünde artık ne istediğini ve buna nasıl ulaşacağını daha iyi biliyordu. Antrenörlerin veya dış dünyanın ona buzda kim olması gerektiği hakkında öğüt vermesine izin vermedi. Bunun yerine kendi şarkılarını ve kendi kıyafetlerini seçerek kendi şartlarıyla Olimpiyatlar’a doğru ilerledi.

Alysa’nın dünya çapında bu kadar çok etki yaratmasının en büyük sebebi, buzda gerçekten kim olduğunu seyirciye çok iyi bir şekilde gösterebilmesiydi. Kendi hikâyesini, özgünlüğünü ve yaratıcılığını kaydığı eğlenceli programlarla yansıttı. Buzda özgürdü ve kendi olmaktan mutluydu. Yalnızca iyi bir sporcu olduğunu değil, ayrıca sanatını da patenlerinin buzda çizdiği şekillerle gözler önüne serdi. Kaydığı her saniyeden zevk alıyor, hissederek hareket ediyordu. Fakat en önemlisi, Alysa “kaybetmek” diye bir kavramın var olmadığını çünkü orada bulunduğu her saniye bir şeyler kazandığını dile getirdi. Kaybetmek ve kazanmak yalnızca günün sonunda elde edilen sonuçtu. Onun için anlam taşıyan tek şey çıktığı bu yolculuktu. Böylece yarışmalarda yaşadığı baskı, fırsat hâline geldi ve bu şekilde stresi ve başarısızlık korkusunu da yendi. Bu bakış açısını yalnızca buz pateni yarışmalarına değil, hayata da uyarlayabiliriz. Belki de kaybedeceğimiz hiçbir şey yok ve hedeflerimize ulaşmak için çabaladığımız her an bir şeyler kazanıyoruz. Bu şekilde düşünmek insanı korkudan uzaklaştırıp yaşantının içinde özgürleştiriyor.

Aslında Alysa’nın hikâyesi çoğu insanın hayatta yaptığı büyük bir hataya da ışık tutuyor. Başarının durmadan devam etmek, beklentilerin baskısına ve hayatın durmak bilmeyen temposuna direnmek olduğunu düşünebiliyoruz. Bazen mola vermenin o koşturmacadan daha değerli olduğunu unutabiliyoruz. Hatta bazen bir hedefe o kadar çok odaklanıyoruz ki bu hedefe ulaşmak için geçtiğimiz yolları, başardığımız küçük şeyleri, hissettiğimiz neşeyi göz ardı edebiliyoruz. Bazen de durup nefes almak, arkamızı dönüp kat ettiğimiz yollara bakmamız gerekebiliyor. Sonrasında tekrar ilerlemeye devam ettiğimizde bir sonraki adımımızı daha güçlü atabiliriz. Çünkü hayatımıza gerçekten değer katan şeyler ulaştığımız hedef değil, bu hedefe ulaşırken deneyimlediklerimiz, yaşantımız ve hissettiklerimizdir.

Kaynakça

ABD Artistik Buz Pateni, Kadın Olimpik Takımı Basın Toplantısı, Prevagen ABD Artistik Buz Pateni Şampiyonası, 2026.

Leave a Reply