Gece bir başka! Yorucu bir gün atlatmış zihin, sanki tüm acı gerçekleri içeri almaya heves etmiş gibi davetkâr olur. Yaşamın üzücü hakikatleri sarıp sarmalar beni, onları kovmaya takatim de kalmamıştır. Gölgeler sessizce üzerime gelmeye başlar. Gecenin karanlığında boğar beni, hırpalar. Bazen bu sebepten ötürü korkarım gecenin karanlığından, bazen de sevdirir bana kendisini. Sonsuz gibi görünen gecenin eşiğinde yalnızlık karşılar beni. Acı gerçeklerden uzaklaşarak kendi dünyamda kaybolurum. Kimsenin bilmediği saklı dünyamda… Gecenin sessizliği dünyama huzur verir, karanlığı ise beni kötülüklerden gizler. Ben ise bu sırada dünyamı renklendirmeye devam ederim. Yalnızca ben; düşüncelerim, hissettiklerim ve duygularım…

Gecenin varoluş sorununa verdiği cevabın en güzel betimlemesi Childe Hassam’ın Fifth Avenue Nocturne adlı resminde saklıdır bence. Gece vakti bir sokağı gösteren bu çizimde insan figürünün gecenin karanlığında kaybolması tabiat yasaları karşısındaki acizliği koyar ortaya. Gerçek hükümdar, yani hayat tahtına oturmuştur ve gölgesi insanlığın üzerindedir, aydınlık bile gecenin o karanlık mavisine mâni olamaz. İşte bu nedenle geceler sandığımızdan daha derin bir yaklaşımı hak eder.
Gece uzadıkça zaman da esner; saatler akmayı unutur, dakikalar ağırlaşır. İnsan, gündüzden kalan kırıntıları cebinden çıkarıp tek tek önüne dizer bu vakitte. Susturamadığım düşüncelerim, daha yüksek sesle konuşur. Kaçtığım ne varsa gecede beni bulur. Kabulleniş çöker omuzlarıma, dürüst bir kabulleniş. Karanlık, gündüzün sahte aydınlığından arınmış hâliyle gerçeği olduğu gibi sunar bana. Ne maske vardır ne de kaçış yolu. Bu yüzden gece hem en sert yargıçtır hem de en sadık sırdaş.
Dinginliği ile huzur veren, hatırlattıklarıyla hüzünlendiren, acımasız gerçekliğiyle olgunlaştıran bir kavram bu. Benim için onu değerli kılan bütün duyguları yaşatmasıdır. Gecelerin sessizliği çok değerlidir. Bu sessizlikte kendimle baş başa kalırım, günlük pratiklerle meşgul olan zihnim artık rahatlamış ve odaklanması gerekene yani yaşamıma dönmüştür. Düşünürüm odada hayatımı, yaşadıklarımı ve neler yaşayacağımı, ne anlam ifade ettiğimi, neleri yapıp neleri yapmayacağımı. İlk defa kendime vakit ayırırım ve bu bana huzur verir. Ama gözüm dışarıya takıldı mı bu huzura tuhaf bir hüzün eklenir. Her yer karanlıktır. Gerçek hükümdar sahnededir, onun karşısında ne kadar küçüldüğümü görürüm. Bir gün beni de karanlığına dâhil edecek olan bu güçlü hükümdarın gölgesinde bütün yaşama uğraşımın bir anlamsızlıkla kaybolacağı aklıma gelir, hüznüme engel olamam. Varoluşumu en çok hissettiğim an gece gökyüzüne baktığım an aslında. Gerçek ile yalan, varlık ile yokluk arasında ince bir çizginin arasında dururum. Yaşamım var olduğumu tekrar eder ama gecenin karanlığı yokluğumun fragmanını gösterir bana. Bu hüzünle ağırlaşır ruhum, kafamı dağıtmak isterim, balkona çıkarım temiz havaya. Yapabilecek bir şey var mıdır bu hükümdara karşı? Kabullenme başlar sonra, sanki doğa bunu bekliyormuşçasına tesellileri yollar bana. Bu, bana göre insan doğasının bir savunma refleksidir. Ne kadar karanlık olursa olsun buradayım derim içimden. O dönemime eşlik eden bütün problemler, bütün acı verici şeyler tüy kadar hafiftir. Çünkü bu büyüklük karşısında hiçbirinin anlamı azıcık dahi yoktur. Kendimi hafiflemiş hissederim ve bu hissiyat aslında ne kadar özgür olduğumu hatırlatır bana. Beni korkutan karanlığın içinde kaybolduğumu hissederim tıpkı resme baktığımda hissettiğim gibi. Güçlü hükümdara teslim olmak can sıkıcı olduğu kadar koruyucudur da. Bütün acılara karşı bir kalkanım olur böylece.
Geceleri bana insan olduğumu hatırlattığı için seviyorum görüldüğü üzere. Somut ve soyut olandan beni kurtarıp varoluşun saflığına yaklaştırıyor çünkü. Ama bu asla kötü bir şey değil. Hüzünlendirse de geceler benim dünyamı karartmıyor asla. Akşamlarla gelen anlamsızlık hissi insanı tek başına darlamaya yetiyor. Bu noktada tek bir çözüm buluyorum kendime. Ne olursa olsun eyleme geçmek, bir şeyler yaratmaya çalışmak, üretmek. Hiçlik duygusu negatif şeyler çağrıştırabilir kimisine ama ben onun pozitif olduğunu düşünenlerdenim. Eğer bir hiçsem özgürüm demektir ve ortada genel bir anlamsızlık varsa demek ki onu kendi ellerimle yaratmam gerekir. Bunları bana gece gösterir.
Kaynakça:
Hassam, Childe. Fifth Avenue Nocturne. 1895. Yağlıboya. The Cleveland Museum of Art, Cleveland, Ohio.





