ZÜMRÜDÜANKA MİSALİ: YENİ BİR BAHAR YENİ BİR SEN

Karanlık, soğuk ve yorucu kış günlerini bir kenara bırakıp, kendimizi baharın sıcacık enerjisine bırakmanın vakti geldi de geçiyor. Biliyorum bu sene kış tüm Türkiye’de çok yoğun yaşandı. Ancak havalar yavaş yavaş ısınıyor, bahar geliyor. Tıpkı doğa gibi sen de yeniden doğmak ister misin?

Her kış olduğu gibi bu kış da “yorgunluk” ve “uykusuzluk” sözcüklerinin anlamlarını bizzat deneyimledik. Dersler, sınavlar, iş hayatı, sosyal hayat derken…

Nasıl ki doğada bazı hayvanlar kış uykusuna yatar ve bahara uyanır, gelin biz de bu bahara farklı girelim. Buyrun bakalım, birkaç basit adım ve yenilikle kendinizi daha canlı hissetme rehberi:

1. YENİ BİR HOBİ EDİNİN

Yeni bir hobi edinmek veya eskiden yaptığınız ama bir türlü devam ettirmeye fırsat bulamadığınız bir hobinize yeniden başlamak daha pozitif bir hayata sahip olmanızı sağlayacak. Bu maddeyi okuyunca herkesin kafasında dolaşan cümleleri az çok tahmin edebiliyorum: “Söylemesi yapmasından daha kolay.”, ” vakit bulabilsem keşke.”, “günün sonunda hiç enerjim kalmıyor…” Evet, son derece haklısınız. Günlük hayatın koşuşturması, ders/iş saatleri, çalışma hayatı derken vakit bulamama ve yorgun hissetme konusunda hemfikiriz. Ancak hiç değilse haftada bir kere kendimize zaman ayırmayı hak etmiyor muyuz sizce de? Yapacağınız hobi fark etmez; yeter ki sevdiğiniz bir şey olsun, size kendinizi iyi hissettirsin ve zaman ayırdığınıza değsin. İnanın bana haftanın yorgunluğunu unutacaksınız. Çünkü insan beyni çalışmaya programlı. Hani, bir his vardır; yapacak önemli bir işiniz yoktur ve sadece yatıp uyumak istersiniz, günün sonundaysa kendinizi garip hissedersiniz. “Koskoca gün boşa gitti” dersiniz. İşte bu yüzden, düzenli olarak bir hobiyle uğraşmak size iyi gelecek. Spor yapmak, yazı yazmak, yemek pişirmek, yeni bir tarif denemek, dans etmek, resim çizmek, hatta bazen öylesine bir şeyler karalamak, bir müzik aleti çalmak, okulunuzda gerçekleşen sosyal aktivitelere katılmak, doğa yürüyüşü yapmak, bisiklete binmek, fotoğrafçılık, odanızı yeniden dekore etmek, fidan dikmek, bir hafta sonunuzu arkadaşlarınızla kamp yaparak geçirmek… Böylece hem kendinize yeni bir şeyler katmış hem de gittiğiniz yerlerde yeni insanlarla tanışmış olacaksınız.

2. DÜZENLİ BESLENİN, DÜZENLİ UYUYUN

Biraz klişe biliyorum ama sağlıklı beslenme ve uyku düzeninin önemi yadsınamaz. Sağlıklı besinler tüketmek, öğün atlamamak, fast food adı altındaki yiyecek türlerinden olabildiğince kaçınmak, daha sağlıklı bir zihne sahip olmanızı sağlayacak: Yorgunluk-halsizlik gibi sorunlardan kurtulacak, eskisine göre daha enerjik hissedeceksiniz. Sağlıklı beslenme ve düzenli uyku vücudun hormon dengesinin düzenlenmesinde kayda değer bir etki taşıyor.

Az uyku gibi fazla uyku da halsiz hissetmenizde önemli bir rol oynuyor. Bu sebeple uzmanlar, yetişkin bir insan için günde 7-8 saat uykunun ideal olduğunu belirtiyor. Altı saatten az uyuyanlar veya on saatten fazla uyuyanlarda uzun süreç içerisinde çeşitli hastalıklar görülüyor. Tabii sınav haftaları veya ödev/iş yetiştirmek gibi mücbir durumlarda uyku düzeni aksayabiliyor, yine haklısınız.

Peki uzun süreli uykusuzluk nelere sebep oluyor? Obezite ve kalp hastalığı riski artıyor, bağışılık sistemi tepki süresi azalıyor, zihinsel aktivite düşüyor, stres seviyesinde artış yaşanıyor, kan şekeri seviyesinde dengesizlik sonucu tip 2 diyabet riski artıyor.

3. BARDAĞIN DOLU TARAFINI GÖRELİM

Hepimizin hayatında birtakım zorluklar var ancak günün sonunda sahip olduklarımız için şükretmek, hayattaki pozitif şeyleri görmeye çalışmak gerekiyor. Elbette zorluklarla karşılaşacağız. Ancak şunu unutmamak gerekiyor: Hayatta hiçbir şey kalıcı değildir, ne mutluluk ne de mutsuzluk. Bu yüzden engellere takılıp kalmaktansa ileriye bakıp, hayattaki her durumdan bir ders çıkarmak gerekiyor çünkü gün geldiğinde tekrardan karşımıza çıkabiliyor.

Her gün akşam yatağa başınızı koyduğunuzda bir düşünün. “Bugün neler yaşadım, ne gibi engellerin üstesinden geldim, şu anda nasıl hissediyorum, aynı zamanda ne gibi imkanlara sahibim, hangi açılardan şanslıyım?” Bu sorulara cevap verdikten sonra sahip olduğumuz güzellikler, karşınıza çıkan fırsatlar için şükredin, yaşadığınız hayata minnet duymaya çalışın. Şikayet etmek, eksilere odaklanmak sizi yoracak ve sıkıntılı hissetmenize sebep olacak. Siz sadece olumlu düşünmeye çalışın. Başlarda biraz zor olacak evet, ama zamanla kendinizi daha huzurlu hissedeceksiniz ve zorlukları daha kolay aşacaksınız. Güvenin bana bütün bunlardan sonra kendinizi küllerinden doğan bir “Zümrüdüanka kuşu” gibi hissedeceksiniz. Çünkü hayat, zorluklara takılıp kendimizi üzmek için çok kısa. Biz en iyisi mutlu anlara odaklanalım ve ANI YAŞAYALIM!

4. İLETİŞİM: İNSAN DOĞASININ TEMELİ

İnsanoğlu konuşmaya başladığından beri iletişim sayesinde hayatta kalmış, birbirini kollamıştır. Dedikodu kişileri birbirine bağlamış, topluluklar oluşmasında etkili olmuştur. Burada bahsettiğimiz dedikodu, birinin arkasında kötü konuşmak anlamına gelmiyor tabii ki. O zamanlarda “dedikodu” kelimesi, başlı başlına hayatta kalmayı, tehlikeleri defetmeyi sağlayan temel bir unsur. Kişiler; vahşi hayvanlara, konaklanması tehlikeli yerlere karşı birbirlerini uyarmış ve bu şekilde varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Boşuna dememişler “bilgi güçtür” diye. Sosyal bir canlı olan insanın, iletişime ihtiyacı vardır. Yapılan araştırmalara göre, her bireyin gün içinde minimum altı kişiyle -kısa da olsa- iletişime geçmesi alzheimer hastalığını geciktiriyor, insan zihnini diri tutuyor.

İletişimim ilk adımında, karşılaştığımız insanlara “günaydın”, “iyi akşamlar” gibi kısa selamlaşma cümleleri kurmak bireyin kendini daha iyi hissetmesini sağlamakta. Belki de bu yüzden, eski zamanlarda insanlar daha mutluydu. Tanıdık tanımadık herkes birbirine selam verir, hiç çekinmeden ayak üstü sohbet edilirdi. Teknolojinin gelişmesiyle modern çağda insanlar birbirlerine selam vermiyor. Hatta bazı insanlar tanıdıkları kişileri bile yolda görünce görmezden geliyor. Oysa ki hafif bir gülümsemeyle birlikte söylenen dolu dolu bir “günaydın” karşımızdakini ve bizi mutlu etmeye yetiyor.

İnsanların iletişimde temel ihtiyacı olan şey anlaşılmak ve dinlenilmektir. Bu yüzden öylesine değil, gerçekten karşınızdakinin gözlerinin içine bakarak onu dinleyin. Çünkü unutmayın ki bir sonraki adımda siz de bir şeyler anlatacaksınız ve onun sizi dinlemesini isteyeceksiniz. Peki karşımızdakini dinlemediğimiz halde onu bizi dinlemesini beklemek garip değil mi? Hepimiz, birisine bir şeyler anlatırken onun telefonuna bakmasından ya da derste, saatlerce uğraştığınız, uğruna uykusuz kaldığınız bir ödevi sunarken sınıftakilerin telefonlarına bakmalarından veya uyumalarından rahatsız oluruz. Bütün bunları göz önüne alarak iyi bir dinleyici olmaya çalışın, sonrasında etrafınızdakiler de size saygı duyacak, bütün ön yargılar kırılacak. Karşılıklı verilen bu değer, ortaya pozitif bir enerji çıkmasını sağlayacak.

SARILIN. Sevdiğiniz insanlara sarılın. Çünkü yapılan araştırmalara göre sevdiğimiz birine sarılmak, tıpkı gülümsemek gibi vücudunuzdaki endorfin seviyesini artıracak ve güne mutlu devam etmemizi sağlayacak.

5. GÜNE POZİTİF BAŞLAYIN

Hepimiz biliriz bir şeye nasıl başlarsak o şey öyle biter. Bu yüzden öncelikli olarak güne güzel başlamak çok önemli. İlk adımımız sağlıklı bir kahvaltı. (bkz: madde 2). Biliyorum kimse sabah kalkıp acele ile kahvaltı hazırlamaktan zevk almıyor fakat stres seviyenizin azalmasında kahvaltının etkisi yadsınamaz. Ben bir deneyin derim. Ek olarak, sabahları ilk aktiviteniz çok önemli. Her ne kadar, uzmanlar sabahları açık havada yürüyüşün önemine vurgu yapsalar da hepimiz biliyoruz ki yoğun iş/okul hayatının içinde bunu yapmaya enerjimiz, isteğimiz veya vaktimiz olmuyor. Bu yüzden, biz şimdilik yüzümüzü yıkayıp, kahvaltı edip dişimizi fırçalamaya özen gösterelim. Emin olun bu üç aktivite bile size kendinizi daha özel hissettirmeye yetecek. Ek olarak evden nasıl çıktığınız da çok önemli. Çoğu insan erken kalktığı için sabahları özenle hazırlanmaya zaman ayırmak yerine “beş dakika” daha uymayı tercih ediyor ve bu süreci pas geçiyor. Ancak özenle hazırlanmak hem uykunuzun açılmasında hem de evden çıkarken aynaya baktığınızda kendinizi daha değerli hissetmenizi sağlayacak. Uyanın, yüzünüzü yıkayın, saçınızı tarayın, parfümünüzü sıkın, içinde kendinizi rahat ve güzel hissedeceğiniz kıyafetler giyin ve evden öyle çıkın. Sakın uykulu gözlerle, dağılmış saçlarla devam etmeyin gününüze. Hem kim bilir belki gün içinde çok güzel bir iltifat alacaksınız!

Bütün bunların yanında sabah yoldayken dinlediklerinize dikkat edin. Mesela sabah yola çıktınız, işe/okula gideceksiniz, radyoyu açtınız ve haberleri dinliyorsunuz: Bu noktada zaten moraliniz düşecek ve mutsuz hissedeceksiniz. Haberleri sabah saatlerinde dinlemenizi önermiyorum. Benim size tavsiyem sabah uyanır uyanmaz sevdiğiniz şarkıları dinlemek. Şarkı dinlemek yerine motivasyon verici bir video veya en sevdiğiniz dizi/filmden bir parça izlemek de gündelik stresinizden uzaklaşmanızı sağlayacak. Ya da sadece sevdiğiniz insanlarla konuşun. Aileniz, arkadaşlarınız, sevgiliniz…

6.ARA SIRA KENDİNİZİ DE DİNLEYİN

Telefonlardan uzak bir saat ayırın kendinize. Biraz da kendinizi dinleyin. Teknolojinin ilerlemesiyle gün içerisinde hemen hemen her işimizi telefon ve bilgisayarlardan gerçekleştiriyoruz. Çoğu zaman bu bir bağımlılık haline geliyor ve telefon elimizden düşmüyor. İşte bu süreçte kendimizi unutuyoruz. Nasıl biri olduğumuzu, düşüncelerimizi, duygularımızı… Telefonla oyalanmak yerine size kendinizi hatırlatacak, ruhunuza iyi gelecek şeyler yapın. Kitap okuyun, müziğin sesini sonuna kadar açıp öylesine dans edin, yürüyüş yapın, yakın gelecek için planlarınızı not alın, günlük tutun, yemek yapın ve onu afiyetle yiyin. Ya da sadece sevdiğiniz şarkıları/melodileri açıp uzanın ve düşünün. Unutmayın, kendimizle de sosyalleşmeye ihtiyacımız var.

7. ANI YAŞA!

“CARPE DIEM”: Her gün kendimize hatırlatmamız gereken söz. Sanılanın aksine bir boşvermişlik değil bu. Hayat kısa ve içinde bulunduğumuz her anın kıymetini bilmeliyiz. Her zaman, bir hatta on adım sonrasını düşünerek yaşıyoruz ve güzel anları kaçırıyoruz. Bu yüzden de tam anlamıyla mutlu olamıyoruz. Yaşadığımız her an çok değerli, bugün bir daha gelmeyecek. Hayattaki en değerli şey zaman çünkü kontrol edemiyoruz. Akıp gidiyor, durduramıyoruz. Mesela bir daha çocuk olmayacaksın, parklarda doyasıya koşturamayacaksın, bir daha bugün olduğun kadar genç olmayacaksın. İnsanoğlunun her dönemi çok değerli: çocukluk ,gençlik, yaşlılık. Her birinin ayrı ayrı zorlukları var ama bir daha o günlere dönemeyeceğinizi bilin ve anda kalın.

Sahip olduğumuz her an bize verilmiş bir hediye: ya o hediye paketini açıp mutlu olacağız ya da kıyamayıp bir köşede saklayacağız ve gün gelip açmak istediğimizde çok geç olduğunu fark edeceğiz.

Üç zaman var: dün, bügün ve yarın. Şimdi kendiniz şu soruları sorun:

  1. 1.Düne dönebilir miyim?
  2. Hayır.
  3. 2.Yarına ulaşabilir miyim?
  4. Hayır.
  5. 3.Peki, şu anda hangi zamanı düşünüyorum?
  6. Dünün pişmanlıklarını, yarının getireceklerini.
  7. 4. Hangi zaman dilimi içerisinde yaşıyorum?
  8. BUGÜN.

Geçmişi düşünmek pişmanlık ve suçluluk duygusunu tetiklerken geleceği düşünmek endişe yaratır. Bırak geçmiş geçmişte kalsın, gelecek de umutlarınla yeşersin. Yarın ne olacağını asla bilemeyiz. Biz, bugünü bir ömürmüşçesine yaşayalım. Sanki yarın ölecekmiş gibi yaşayalım.

  • Sizlere, son zamanlarda izlediğim ve beni derinden etkileyen bir film önermek istiyorum. Eğer izlemediyseniz bütün bu okuduklarınızı düşünerek izlemenizi tavsiye ediyorum:

https://www.youtube.com/watch?v=T0clKXtZrm4

KAYNAKÇA

https://aiesec.org.tr/arsivler/3610

https://www.milliyet.com.tr/pembenar/dengeli-ve-duzenli-beslenmenin-ruh-ve-beden-sagligina-faydalari-nelerdir-6380311

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41805344

https://www.dynavit.com.tr/aradiginbilgi/saglikli-beslenme/

https://aiesec.org.tr/arsivler/1668

https://indigodergisi.com/2017/04/ani-yasamak-5-puf-nokta/

Leave a Reply