Biz insanlar, binlerce yıldır yeryüzünde egemenliğini ilân etmiş üstün varlıklarız. Çoğumuz, göklerde başka egemenliklerin var olduğuna inandığımız için, üstünlük taslayabileceğimiz tek yerin yerküremiz olduğunun farkındayız. Bu yüzden bizleri, bu adaletten uzak kast sisteminde, doğduğumuz ilk anda üstlere yerleştiren bazı özellikler olduğu inanışına sıkı sıkıya bağlıyız. Bu yüzden de ,olası bir Tanrı tarafından insan ırkına duyguların bahşedildiğini varsayarak vicdanımızı bir nebze rahatlatıyoruz. Yüzyıllardır bu duygular, farklı amaçlara hizmet etse de en çok edebiyatın konusu oldu ve olmaya devam ediyor. Duyguların edebiyattaki yerine dem vurmuşken özellikle bizim edebiyatımızda duyguların bir araç olarak kullanımını düşünüyorum. Özellikle aşk ve yalnızlık gibi yaygın hislerin, edebiyatta yüzlerce eserde karşılık bulduğunu görürken bazı hislerimizin, kendilerine yeteri kadar yer edinemediğini görünce beyin süzgecimden geçirdiğim birkaç edebî eser, insanî duyguların kıyıda köşede kalmış, üstüne düşünülmeyen ama hayatın en içinden olanlarıyla beni yüzleştiriyor.

Kaynakça: mozartcultures.com

Deneyimlerken üstüne fazlaca düşünme gereği duymadığımız bu hisilerin başında, Ümit Yaşar’ın Önce Sen Sonra Sen kitabında gördüğüm bir şiiriyle bağdaştırdığım ümit duygusu geliyor. Yazarın da isminin kaynağı olan bu yaygın duygumuz, beni ümidin ne olduğunu düşünmeye itiyor. Yazar; şiirinde bu duyguyu, her iyi sanatçının yaptığı gibi en karamsar tarafından ele alsa da ben, ümit duygusunun kendime göre anlamını aradığım uzun bir yolculuğa çıkmaya karar veriyorum. Kendi perspektifimden, şu sorulara cevap arıyorum: Benim için ümit neydi? Ümitlerimiz yok olabilir miydi, yoksa bizimle beraber mezara kadar gider miydi?

Öncelikle ümidi, yaşamımızı sürdürüyor olmamızın temel bir koşulu olarak varsayıyorum. Renklerin yok olduğu, insanların arasına binlerce etten ve ruhtan duvarın örüldüğü bu dünyada bizi tekrardan yaşama bağlayan şeyin yalnızca ümit olabileceğini düşünüyorum. Doğduğumuz andan itibaren başımıza gelen her iyi şeyi, öncelikle ümit ediyoruz. Kimi zaman başarıya ulaşmanın yollarını ararken, kimi zaman özlediğimiz bir kişiye kavuşmayı isterken kimi zaman ise inandığımız bir olgunun doğruluğunu dilerken bir şekilde ümit ediyoruz. Küçücük bir çocuğun gözlerinden, hayatla hesabını kapatmış bir yetişkinin kaygılı bakışlarına kadar hepsinde ümidin bir kırıntısına rastlayabiliyoruz. Fakat başlarda neşeyle karışık bu ümit duygusu, hayatın kaygan yollarından geçerken değişime uğruyor. Hayatımızın ilk yıllarında ümidi, çeşitli gerçekdışı hayallerle birleştiriyorken hayatın, insana hayallerini kısıtlamayı öğreten yapısında kaybetmeye başlıyoruz. Yazılı olmayan yasalar tarafından yetişkinliğe adım attığımız yıllarda, ümidin yerini bazen çaresizlik bazense boşluk duygusu alıyor. Yine de ümit, ona ihtiyacımız olduğunu hissettiği her anda, bir kardelenin karda açtığı gibi kalbimizde açıyor.

Kaynakça: jaguar.com

Ümidin aslında bir çeşit acil durum hattı olması, büyük bir soruyu beraberinde getiriyor: Ümitlerimiz, bizimle beraber gömülür mü? Ümitlerimizin bir sonu olması mümkün mü? Kesin bir cevabın bulunmasını beklemediğim bu sorular bana kendi ümit duygumla baş başa kalmayı öğütlüyor. İnişli çıkışlı onlarca duygunun arasında, ümidin aslında her duygunun içine serpiştirilmiş olduğunu görüyorum. Fark edilmeyi bekleyen utangaç bir insan gibi ümit, her zaman bir yerlerde duruyor: Canı isterse gizleniyor, canı isterse ortaya çıkıyor ama ne zaman ihtiyaç olursa hazır bulunuyor. Küçük bir çocukken, genç bir yetişkinken, görmüş geçirmiş bir ruhken ümit, her zaman yanımıza yakışıyor. Bu yüzden ümidin, belki de utangaç bir insan tasvirinden çok sonsuz bir varlığa benzediğine de inanmaya başlıyorum. Ümidin bir sonu olmadığı kanaatine vararak belki de onu, mezara kadar götürebilecek olduğumuzu düşünüyor ve soruma cevabımı bulmuş oluyorum. Ümidi, sıradan bir insanın tanımlayabileceği gibi tanımladıktan sonra, bu noktaya gelmeme sebep olan şiiri, Ümit Yaşar’ı ve onun bu duyguya olan yorumunun benim yorumumla olan tüm farklılıklarını tekrar gözden geçiriyorum. Bu şiirde şairin, ümit duygusuyla kendini bağdaştırarak metaforik bir adımda bulunduğunu, yaşamı tüm çıplaklığı ve karamsarlığına rağmen sevmenin imkansızlığına değindiğini görüyorum.

Başladı bir amansız çöküntüdür içimde
Bilmem, gün gün yer eden ölüm müdür içimde

Gündüz gece dinlemez durmadan zonklar başım
Koca adımlarıyla bir dev yürür içimde

Ne yana baksam gece, dizboyu çaresizlik
Bir kara yalnızlıktır büyür büyür içimde

Yıkılan bir dünyanın altında ben kalmışım
Ki derinden derine bir şey çürür içimde

Hani eşsiz dostluklar, vazgeçilmez sevgiler
Bütün ümitler şimdi bir ölüdür içimde

Ümit Yaşar Oğuzcan

Kaynakça:soylentidergi.com

Leave a Reply