Sanat nedir? Koskoca bir tuvale rastgele atıldığını düşündüğümüz fırça darbeleri midir yoksa sırf üzerinde belirli bir kişinin imzası var diye sıradan, alelade bir pisuvar mıdır? Ya da gelin tam tersini düşünelim! Sanat ne değildir? Hayranlıkla seyrettiğimiz, her detayında bir dünya sır saklamayı başaran bir Da Vinci eseri, sanat değil midir? Bu sorular sanat camiasını çalkalayadursun, ben bugün çok farklı şeylere ve çok özgün bir kişiye dikkat çekmek istiyorum. Ama gelin öncesinde sanatla ilgili tüm bu soruları doğayla birleştirip biraz beynimizi yakalım!

Öncelikle, yıllardır sorulan ama bir türlü sonuca ulaşılamayan bir soru: Sanat kim ve/ya ne içindir? Demem o ki illa bir amaca mı hizmet etmesi gerekir yoksa sırf içimizden gelerek yaptık diye bir şeyler sanat değeri taşır mı? Tüm bu sorulara hem müthiş bir şekilde yanıt bulduran hem de kafamızı karmakarışık eden bir sanatçıyla tanıştırmak istiyorum sizi: Ani Liu. Aslına bakarsanız sanatçı tanımlaması onun için oldukça basit kalacaktır. Bu ismi daha önce duymadıysanız ve sanatla gerçekten ilgiliyseniz, Liu’nun çalışmalarını mercek altına almanızı tavsiye ederim.

Ani Liu, bir sanatçının da ötesinde bir yaratıcı mühendis, tasarımcı, öğretim görevlisi ve MIT Media Lab’de “Design Fiction” grubu ile araştırmaları bulunuyor. Çalışmalarında insan bedeninin mimari ve bilimsel bir bakış açısıyla harmanlandığı söylenebilir. Ama onun çalışmalarını anlatabilmek için kelimelerden biraz daha fazlasına ihtiyacımız var. Kendisi devamlı olarak beklenmedik, eğlenceli ve deneysel maceraların peşinde koşan bir masalcı! Örneğin “sentetik biyolojide öz koku ve diğer tecrübeler” (Synthetic biology for the senses) isimli Ted Talk videosunda, bir kokunun fotoğrafını çekmekten söz ediyor, üstelik bunu smell(koklamak) ve selfie(özçekim) kelimelerinin birleşiminden oluşan “smelfie” ile tanımlıyor. Ne dersiniz, mükemmel bir anın daha da gerçekçi bir şekilde hafızamıza kazınması için, kokuyu da görüntüyle birlikte kaydedebilmek sizce de müthiş olmaz mıydı!

Yazının başında doğa demiştik… Sahi, insanoğlu ne ara doğanın kucaklayıcı kollarından bu denli kaçar oldu da bu gri beton yığınlarına sarılıp durdu? Belki de bizim haberimiz bile yokken dünya üzerinde bir yerlerde birileri teknolojiyi kullanarak doğanın harikalarını bambaşka bir gözle görebileceğimizi anlatmaya çalışıyordur. Evet, bu kişi tam da Ani Liu. Hayal gücümüzün sınırlarını zorlayan birçok projesi var ama ben bugün özellikle bir tanesinden bahsetmek istiyorum: “The Botany of Desire: Experiments in Interspecies Interfaces”. Bu projeyi iki yönlü olarak açıklıyor Liu. Bitkilerde sentetik biyolojinin duygusal özelliklerini araştırmak, aynı zamanda birtakım eleştirel ve felsefi sorular sormak… Örneğin;

Doğayı nasıl tanımlarız?

Doğayı ve duyusal ara yüzlerini yeniden tasarlamanın ne gibi olanakları vardır?

İnsan-bitki iletişimi veya genel olarak kesişme empatisi için sınırlar nelerdir?

Bitkilere kendi kimyasal imzaları ile konuşabilseydiniz, ne itiraf etmek isterdiniz?

Varoluşumuzun diğer türlerle ilişkisini sorgulatan bu deneysel ve felsefi projede Ani Liu öpücüğünün filizlenmesini hayal etmiş ve gerçekleştirmek için önemli adımlar atmış. Noam Prywes isimli bilim insanıyla ortak bir çalışma yürütüp, bununla birlikte bıraktığınız öpücüklerden filizlenen bir ruj tasarlamış. Kendi deyimiyle “Bu projede, bir öpücüğün bir bitki büyütmesini, çiçek açtırmasını, çeşitli morfolojik değişimleri ve davranışları etkilemesine izin veren yeni bir insan bitki etkileşimi tasarlarken yalnızlığı keşfediyorum.” Bu yargı beni daha da derin düşüncelere sürükleyip, öpücük gibi bir kavramın nasıl olur da bir insanı yalnızlığa ulaştırdığını sorgulatıyor. Tüm bu soruları ölçüp biçtiğimde ise aklımda, doğayla iç içe olduğumda içimin huzur dolduğu ve kendimi eksiksiz hissettiğim kareler çözülüyor. Peki ya siz sayın okuyucu, siz tüm bu soruları kendinize yönelttiğinizde ne gibi cevaplar alıyorsunuz?

Kaynakça:

https://ani-liu.com/hello

Leave a Reply