İsrail Başkonsolosu Elrom Nasıl Öldürüldü?

1960’ların sonu Türkiye’si, ideolojik gerilimlerin ve radikal siyasi hareketlerin hızla yükseldiği bir dönemdi. Bu atmosfer içinde, 28 Mayıs 1971’de İstanbul’da meydana gelen ve Efraim Elrom’un kaçırılıp öldürülmesi, hem Türkiye’nin iç siyasetinde hem de uluslararası ilişkilerinde derin yankı uyandıran bir olay olarak tarihe geçti. Bu suikast yalnızca bir diplomata yönelik saldırı değil; aynı zamanda dönemin devrimci hareketleri, devletin güvenlik politikaları ve Soğuk Savaş bağlamında Türkiye’deki siyasi şiddetin ulaştığı noktayı gösteren bir hadise idi.

Efraim Elrom Kimdir?

Efraim Elrom, İsrail’in diplomatlarından ve güvenlik bürokrasisinde görev yapmış bir isimdi. 1911 yılında Rusya İmparatorluğu topraklarında doğan Elrom, daha sonra Filistin’e göç etmiş ve İsrail’in kurulmasının ardından diplomatik ve güvenlik alanlarında çeşitli görevler üstlenmiştir. Polis teşkilatında ve devlet güvenlik kurumlarında çalıştıktan sonra diplomatik kariyere yönelen Elrom, 1969 yılında İsrail’in İstanbul Başkonsolosu olarak görevlendirilmiştir. Ayrıca Adolf Eichmann’ın sorgusuna da katılmıştır.

Olayın Arkaplanı

6.Filoya karşı eylem yapan Türk gençleri, soL Haber.

1960’ların sonu ve 1970’lerin başı Türkiye’de siyasal kutuplaşmanın hızla derinleştiği, öğrenci hareketlerinin radikalleştiği ve ideolojik çatışmaların giderek düşük yoğunluklu bir iç savaş boyutuna ulaştığı bir dönemdi. 1968 kuşağının etkisiyle üniversitelerde başlayan protesto hareketleri kısa sürede daha örgütlü ve militan yapılara dönüşmüş özellikle sol hareket içinde silahlı mücadeleyi savunan gruplar ortaya çıkmıştı. Bu atmosferde kurulan Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C), Türkiye’de devrimci bir dönüşümü hedefleyen ve şehir gerillası yöntemlerini benimseyen örgütlerden biri olarak öne çıktı.

Mahir Çayan ve Ulaş Bardakçı, Birgün Gazetesi.

Uluslararası düzeyde ise dönem, Soğuk Savaş rekabetinin yoğun biçimde hissedildiği yıllardı. ABD ve Batı blokuna yakın bir ülke olarak görülen Türkiye’de sol örgütler emperyalizme karşı mücadele söylemini merkeze alıyor ve uluslararası hedeflere yönelik eylemler planlıyordu. Bu bağlamda yabancı diplomatlar, askeri personel ve yabancı kurum temsilcileri meşru hedefler olarak görülmeye başlandı.

Ne Oldu?

12 Mart Muhtırası Sonrası Gazete Manşeti, Hürriyet.

12 Mart 1971’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin verdiği muhtıra sonrasında ülke siyasetinde yeni bir baskı ve güvenlik dönemi başlamış, sol örgütlere yönelik operasyonlar yoğunlaşmıştı.

Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C), 12 Mart sürecinin ardından geri çekilmek yerine silahlı mücadeleyi sürdürme kararı aldı. Aralık 1970’te kurulan THKP-C ile Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO), ilk aşamada görece küçük çaplı eylemler gerçekleştirdi. Ancak kısa süre içinde örgütler daha büyük ve sembolik eylemler planlamaya başladı.

Bu süreçte THKO’nun önde gelen isimleri olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın yakalanarak tutuklanması, sol hareket içinde büyük bir tepki yarattı. Bu gelişmenin ardından THKP-C militanları Ulaş Bardakçı, Hüseyin Cevahir, Mahir Çayan, Necmi Demir, Oktay Etiman ve Ziya Yılmaz, 17 Mayıs 1971’de İstanbul’da İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’u kaçırdı. Olay şöyle vuku buldu:

  • Militanlar, Elrom’un her gün kullandığı güzergâhı ve saatleri önceden takip ederek rutinini tespit etti.
  • Kaçırma, Elrom’un Şişli civarında bulunduğu sırada gerçekleştirildi.
  • Örgüt üyeleri sivil polis süsü vererek konsolosun aracını durdurdu.
  • Elrom’a bir güvenlik kontrolü yapıldığı izlenimi verildi ve araçtan indirildi.
  • Ardından silah tehdidi altında önceden hazırlanmış bir araca bindirilerek götürüldü.

Elrom daha sonra İstanbul’da gizli bir hücre evine götürüldü. THKP-C burada konsolosu rehin tuttu ve hükümete taleplerini içeren ültimatomu yayımladı.

Örgüt, bu eylemi “1 Mayıs Harekâtı” olarak adlandırdı. Bu isim, eylemin başlangıçta 1 Mayıs’ta gerçekleştirilmesinin planlanmasından kaynaklanıyordu; ancak çeşitli aksaklıklar nedeniyle operasyon yaklaşık iki hafta ertelenerek 17 Mayıs’ta gerçekleştirildi.

Kaçırılma eyleminin ardından THKP-C, İsrail Başkonsolosluğu önünde bir varil içine bıraktığı ve “Amerikancı Bakanlar Kurulu’na” başlığını taşıyan bir bildiri yayımladı. Bildiride, Elrom’un hayatına karşılık belirli talepler ileri sürülüyor ve bu taleplerin üç gün içinde yerine getirilmemesi halinde konsolosun öldürüleceği belirtiliyordu. Örgüt, başta tutuklu devrimcilerin serbest bırakılması olmak üzere taleplerini kamuoyuna duyurmayı amaçlıyordu.

Olayın öğrenilmesi üzerine dönemin başbakanı Nihat Erim, yardımcısı Sadi Koçaş aracılığıyla karşı açıklama hazırlattı. Koçaş tarafından radyodan okunan bildiride, konsolosun derhal serbest bırakılması gerektiği vurgulanıyor ve örgütle bağlantısı bulunan herkesin gözaltına alınabileceği ifade ediliyordu. Ayrıca kaçırma olayına karışan kişilerin idam cezasıyla yargılanacağı da duyuruldu.

Öte yandan sıkıyönetim komutanı Faik Türün de ardı ardına yayımladığı bildirilerle örgüt üyelerine konsolosu serbest bırakmaları çağrısında bulundu. Aynı zamanda İstanbul başta olmak üzere sıkıyönetim bölgelerinde geniş çaplı arama ve kimlik kontrolleri başlatıldı. Bu gelişmeler, olayın kısa sürede yalnızca bir kaçırılma vakası olmaktan çıkarak devlet ile silahlı örgütler arasındaki büyük bir güvenlik krizine dönüşmesine yol açtı.

Cumhuriyet Gazetesinde bu olay, Cumhuriyet Gazetesi.

Elrom’un Öldürülmesi

THKP-C’nin hükümete ilettiği taleplerin yerine getirilmemesi ve güvenlik güçlerinin geniş çaplı arama operasyonlarına başlaması üzerine örgüt, rehin tuttuğu İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’u öldürdü. Elrom’un cesedi 23 Mayıs 1971’de İstanbul Nişantaşı’ndaki Hamarat Apartmanı’nda bulundu. Yapılan incelemelerde Elrom’un ellerinin arkadan bağlandığı, ağzının bantlandığı ve şakağına sıkılan üç kurşunla öldürüldüğü tespit edildi.

Olayın ardından kaçan Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) militanlarının bir süre Yılmaz Güney tarafından saklandığı iddia edildi. Operasyonlar sırasında Maltepe’de ağır yaralı olarak yakalanan örgüt liderlerinden Mahir Çayan ise savcılığa verdiği ilk ifadede Elrom’u kendisinin öldürdüğünü söyledi. Ancak daha sonra mahkemede ifadesini değiştirerek cinayeti kimin işlediğini bilmediğini öne sürdü ve farklı bir isim verdi.

Elrom’un Cesedi, Günaydın Gazetesi.

Selimiye Kışlası’nda görülen Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi davasında jandarma, Çayan’ın üzerinde Ulaş Bardakçı’ya ulaştırılması hedeflenen bir not ele geçirdi. Söz konusu pusulada Elrom’u öldüren kişinin İlyas Aydın olduğu iddia ediliyordu. Bununla birlikte aynı davanın sanıklarından Necati Sağır, İlyas Aydın ile aynı evde kaldıklarını ve infaz haberini radyodan birlikte duyduklarını ifade ederek bu iddiayı reddetti. Daha sonra Sağır da ifadesini değiştirirken Bardakçı ise Sağır’ın doğruyu söylemediğini ileri sürdü.

Öte yandan THKP-C’nin kurucularından Yusuf Küpeli de İlyas Aydın’ın adının bu olayla ilişkilendirilmesine şaşırdığını belirterek cinayetin faili konusunda tartışmaların uzun süre devam ettiğini ifade etti. Bu nedenle Elrom’un öldürülmesine ilişkin kesin failin kim olduğu konusu, dava süreci boyunca tartışmalı bir mesele olarak kaldı.

Kaynakça

Baumann, Carol Edler. The Diplomatic Kidnappings: A Revolutionary Tactic of Urban Terrorism. The Hague: Martinus Nijhoff, 1973.

Feyizoğlu, Turhan. İki Adalı: Hüseyin Cevahir – Ulaş Bardakçı. 1. bs. İstanbul: Alfa Yayınları, 2012.

Karakaş, Gökhan. “Güney, Çayan’ı Bu Arabada Sakladı.” Erişim 26 Şubat 2016.

Milliyet. “Konsolosu Serbest Bırakın ve Sakın Silaha Sarılmayın.” 18 Mayıs 1971.

Milliyet. “Konsolos 3 Kurşunla Şakağından Öldürüldü.” 24 Mayıs 1971.

Milliyet. “Sadi Koçaş 12 Mart’ı Anlatıyor.” 10 Mart 1978.

OdaTV. “44 Yıl Önce Öldürülen İsrail Büyükelçisi Elrom Kim Çıktı.” 12 Aralık 2015.

Leave a Reply