Önce 3 Ocak’ta Venezuela, sonra 28 Şubat’ta İran. Peki, sırada hangi ülke var? Belirsizlik dediğimiz şey, pandemiden bu yana, enflasyonist şoklar ve teknolojideki yıkıcı ilerleme ile geçici bir aksama olmaktan çıkıp içinde yaşamaya alıştığımız bir şey haline geldi. Artık sabah uyanıp her baktığımız siyaset, teknoloji veya ekonomi haberinde, bir savaş dahi olsa “hmm evet” deyip geçiyoruz.
Son yıllardaki en iç karartıcı trendlerden biri dünyada devam eden çatışmaların sayısındaki artış. BM ve NATO gibi uluslararası kurumlara duyulan güven kaybı, insansız hava araçlarındaki artış ve askeri yapay zekanın ortaya çıkmasıyla güçler arasında artan asimetri önümüzdeki yıllarda bu trendi hiç hayal edilmediği kadar artırabilir.
Daha yılın ilk aylarından, Trump yönetimi önce dünyanın en büyük petrol rezervine sahip Venezuela’da Delta Force ile Başkan Nicholas Maduro ve eşini kaçırdı. Ülkenin yönetiminde söz sahibi oldu ve petrol sektörünü yeniden yapılandırıp batılı şirketlere açtı.
Daha sonra da İsrail ile beraber hem rejimi hem de nükleer kapasitesini yok etmek için İran’a karşı savaş başlattı. Dini lider Ali Hamaney’i öldürdü ve Dünya petrollerinin %20’sinin ve gübresinin de %30’unun geçtiği Hürmüz Boğazı’nı dolaylı yoldan kapattı.
Tüm bunlarla ABD’nin dünya düzenindeki yerini sorguladığı ve sorgulattığı açık. Ama Amerika’yı bir kenara bırakacak olursak, bu iki bölge dışında yıl sonuna kadar haberlerden izleyeceğimiz 5 savaş daha olabilir.
TAYLAND– KAMBOÇYA

Tayland ve Kamboçya arasında beklenen olası bir çatışma yeni bir şey değil. Bu ülkeler geçen sene de karşı karşıya geldi. Ama sorunun kökleri 120 yıl öncesine uzanıyor.
Preah Vihear Tapınağı 1907’de Siyam Krallığı ile Fransız Çinhindi’si arasındaki sınırlar belirlenirken, gri alanda kaldı ve Fransızlar bölgeden çekildikten sonra sık sık Tayland ve Kamboçya’yı karşı karşıya getiren konuların başında geldi. Günümüzde bile iki ülke paylaştıkları 800 km’lik sınırın 196 km’si üzerinde mütabık değiller.
Son çatışmaları başlatan olaylar silsilesi ise 18 Haziran 2025’te eski Tayland Başbakanı Paetongtarn Shinawatra ile Kamboçya Senatosu Başkanı Hun Sen arasındaki telefon görüşmesinin sızdırılmasıyla başladı. Görüşmede Shinawatra’nın Tayland ordusuna sert eleştirileri ve orduyu hükümetin karşısında bir güç olarak görmesi, sızıntı sonrası ülkedeki koalisyon hükümetinin dağılmasına ve siyasi krize yol açtı.
Bu krizle Kamboçya’ya düşmanca yaklaşan Tayland ordusu, yükselen milliyetçiliğin de etkisiyle sınırların yönetimini ele geçirdi.
24 Temmuz’da 5 Taylandlı askerin mayına basarak ağır yaralanması üzerine çatışmalar başladı. Temmuz ayındaki çatışmalar Amerika ve Malezya’nın arabuluculuğuyla kısa süreliğine dursa da, 8 Aralık’ta öncekinden çok daha yıkıcı şekilde yeniden başladı. Tayland’ın kara işgaline başlayıp toprak elde etmesiyle, 27 Aralık’ta Çin ve Malezya acil müdahale etti ve tekrardan ateşkes sağlandı.
Bilançoda 2026’ya girerken bölgedeki dinamikler pamuk ipliğine bağlı ve çatışmalar nedeniyle bölgedeki yarım milyon sivil yerlerinden edildi.
Geçtiğimiz şubat ayında Tayland’da seçim yapıldı ve Anutin Charnvirakul ülkenin yeni başbakanı oldu. Yeni milliyetçi başbakan, Tayland dış politikasında barışa dair umutları kıracak yenilikler getireceğe benziyor.
Sınırların kontrolünün askerlerde kalmasını savunan Charnvirakul aynı zamanda Kamboçya’ya karşı sert tutumunu devam ettirmeyi ve yeni anayasa ile ülkeyi daha otoriter bir çizgiye sokmayı hedefliyor.
Nisan ayı itibarıyla ateşkes sürüyor ama çatışmalar yeniden alevlenebilir. Böyle bir durumda kara sınırındaki tıkanıklık savaşı Tayland Körfezi’ne taşıyabilir ve zaten ortak enerji anlaşmaları ve deniz sınırlarını feshetmeyi planlayan Charnvirakul’un Kamboçya limanlarını abluka altına almasına neden olabilir. Kalıcı barış sağlanmadığı sürece Kamboçya Çin ile askeri işbirliğini artırırken, tedarik hatları da Laos ve Vietnam’a kayabilir.
TAYVAN

Asyadan devam edelim. 2026 yılı Pasifik’te onyıllardır süren jeopolitik bir fay hattının kırıldığı an olabilir. Çin, Halk Kurtuluş Ordusu’nun 100. Yani 2027 yılına kadar Tayvan’ı işgal edebilecek askeri kapasiteye ulaşmayı hedefliyor.
Bu hedef doğrultusunda Çin ordusu 11 yıldır devam ettiği şekilde tek haneli trendle büyümeye devam ediyor. Pekin’in savunma bütçesi 2026’da %7 artmış olsa da, Pentagon açıklanan rakama askeri ar-ge’ler, uzay programları ve paramiliter yapıların dahil edilmediğini iddia ediyor. Bu da asıl rakamı %12 gibi bir orana çıkarıyor.
Çin bir yandan askeri kapasitesini artırırken bir yandan da son aylarda altın, petrol ve diğer değerli metalleri stoklaması potansiyel bir çatışmaya yaklaştığımızı gösteriyor olabilir. Ama yine de Çin bu kapasiteye ulaştıktan sonra Tayvan’ı işgal eder mi ya da ne zaman eder? İşte bunların cevabı hâlâ belirsiz.
Tüm bu hazırlığa rağmen Tayvan büyük bir amfibik harekât ile işgal edileceğe benzemiyor. Yayınlanan yeni ABD Ulusal Savunma Stratejisi’nde , Amerika bugüne kadar Tayvan’ı koruduğu stratejik belirsizlik ilkesinin yükünü Japonya ve Güney Kore’ye yüklüyor. Bu doğrultuda Japonya askeri harcamalarını ekonomisinin %2’sine çıkardı.
ABD hiçbir zaman Tayvan’ı savunacağını taahhüt etmedi; zaten stratejik belirsizlik ilkesinin temeli de buydu: Amerika savaşa dahil olur mu? Olmaz mı? Bu korku Çin’e 77 yıl boyunca yetti. Ama Tayvan ile imzalanan 85 milyar dolarlık enerji ve savunma paketi, Amerika’nın bugün Tayvan’ın savunmasını yalnızca ekonomi alanına indirgemeye çalıştığını gösteriyor.
Peki, Tayvan nasıl işgal edilebilir? Pekin adayı daha çok dünyadan izole ederek pes ettireceği bir senaryo üzerine yoğunlaşıyor. Tayvan zaten enerji ve gıda konusunda dışarıya son derece bağımlı. Çin adayı abluka altına alırsa, Tayvan’ın doğal gaz rezervlerinin yalnızca 11 gün dayanabileceği konuşuluyor.
Adayı izole etmek mantıklı çünkü Çin ordusunun 2022’den beri Xi Jinping tarafından tasfiye edilmesi ve 1979’dan beri hiçbir askeri çatışmaya dahil olmaması, dünyanın en büyük boğaz ötesi işgalinde gerçek savaş tecrübesi olmayan bir orduya ne kadar güvenilebileceğini sorgulatıyor.
Tayvan’da “savaş” adını alacak olası bir durumda, bunun etkileri İran savaşından çok daha yıkıcı olabilir. Öncelikle, dünyanın üretim üslerinin ve büyük ticari rotalarının üzerinde başlayacak böyle bir savaş sonucunda dünya ekonomisi covid-19 ve 2008 krizlerinden katbekat büyük bir küçülme yaşayacaktır. Özellikle İran savaşının devam ettiği bir senaryoda bu dünya ticaret hacminin 1/3’ünün geçtiği rotaların kapalı olması demek.
Ayrıca son yıllarda pek çok girişim Tayvan’daki yüksek teknoloji çip üretimini dünyanın farklı yerlerine taşımaya çalışsa da arzın çok büyük bir kısmını hâlâ Tayvan karşılıyor ve bu da büyük bir teknoloji krizi anlamına geliyor.
Ama Tayvan meselesi savaşın da ötesinde küresel düzene kimin liderlik edeceği konusunda da bir turnusol görevi görüyor. Eğer Çin adayı ele geçirirse, bu özellikle Güneydoğu Asya ve Pasifikteki jeopolitiği ve ittifak sistemini baştan yazacaktır. En Amerikan yanlısı hükümet bile hangi süper gücü destekleyeceğini yeniden değerlendirmek isteyecektir.
RUSYA

Amerika gibi NATO’da bu yıl içinde bir test vermek üzere. Ukrayna’da savaş 4. Yılına girdi. Savaşın başında herkes Rusya’nın birkaç gün içinde Ukrayna’yı düşüreceğine inanıyordu. 10 Haziran 2026’dan sonraysa Ukrayna savaşı, Birinci Dünya Savaşı’ndan daha uzun bir savaş olarak tarihe geçecek.
Yıllar geçtikçe ve birlikler cephelerde sıkıştıkça savaş kendisine genişleyecek yeni yerler arıyor. Rusya son dönemde Avrupa üzerinde tırmandırdığı hibrit savaş ile NATO’nun sınırlarını test etmeye ve savaş ile barış arasındaki ayrımı belirsizleştirmeye çalışıyor.
Geçen yazın sonundan beri Rus dronları Romanya ve Polonya hava sahalarını ihlal ettiler. Savaş uçakları Estonya üzerinde uçtu ve Almanya, Danimarka, Fransa, Norveç ve Belçika’dan havalimanlarının ve askeri üslerinin Rus dronları tarafından gözetlendiği şüpheleri yükseldi. Kasım ayında ise Rus istihbarat gemilerinin İngiltere ile Norveç arasındaki denizaltı kablolarının bir haritasını çıkardığı iddia edildi.
Ama tüm bu faaliyetleri bir kenara bırakırsak, NATO’nun Rusya tarafından tâbi tutulduğu en somut test Baltık ülkeleridir. Estonya, Letonya ve Litvanya hem nüfus hem de yüzölçümü bakımından Rusya’nın bir sonraki hedefi olmak için en uygun adaylar.
Çoğu Avrupa haritasında bilmeyenin bir hata sanabileceği Kaliningrad, Rusya anakarası ile bağlantısı olmamasına rağmen Avrupa ile olası bir çatışmada çok kritik bir askeri üs konumunda. Varşova’ya 310, Berlin’e 620 ve Paris’e 1700 kilometre mesafede olan bu toprak parçası ile Rusya arasında yalnızca 65 km uzunluğundaki Suwalki Koridoru bulunuyor.
Rusya’nın önceliği bu koridoru ele geçirerek Baltık ülkelerini bir adaya çevirmek ve Ukrayna savaşından sonra İsveç ve Finlandiya ile NATO gölüne dönen Baltık Denizi’nde güç kazanmak. Bugüne kadar Rusya’yı caydıran en önemli faktörlerse Baltık ülkelerinin hem AB hem de NATO üyesi olmasıydı.
Ancak yayınlanan yeni ABD Ulusal Savunma Stratejisi’nde Avrupa ve Rusya’nın Amerika’nın savunma önceliklerinden çıkarılması ve Başkan Trump’ın NATO’nun merkezini Avrupa’ya kaydırma çabaları Rusya’ya NATO’yu onun en küçük ve izole üyeleriyle test etmesi gibi korkutucu bir fikir vermekte.
Trump yönetimi, Avrupa’nın 2027’ye kadar NATO savunmasını Avrupalıların devralmasını ve 2030’a kadar Avrupa’nın kendi kendini savunabilecek bir pozisyona ulaşabilmesini istiyor. Bu cüretkar bir hedef olsa da, kısa sürede büyük ilerlemeler kaydedildiğini söylemem lazım. Yine de bana kalırsa ABD, Baltık ülkelerine yönelik bir savaşta NATO’nun yanında savaşa girerek kendi şehirlerini nükleer bir savaş riski altına sokmayacaktır, ama benzer tehditler görece daha önemli müttefikler olan Polonya ya da Almanya’ya yapılırsa ne olacağını henüz bilemiyorum.
Şu anda Avrupa’da yürütülen hibrit savaş, algılarımızı yeniden şekillendiriyor: savaş artık binlerce Rusun sınırlardan akın etmesinden çok daha sıradan bir şey gibi görünebilir. Bu şekilde Putin, NATO’dan en çekindiği 4. Ve 5. Maddeleri tetiklemeyi olabildiğince geciktirebilir.
Ancak Rusya’nın bu tarz yeni bir hedefe yönelebilmesi Rus askeri gücünü ve ekonomisini hayal edilemeyecek kadar hızlı tüketen Ukrayna savaşının Rusya lehine sonlandırılmasına bağlıdır. Putin Avrupa’nın Ukrayna kararlılığının eninde sonunda çökeceğine inansa da, Ukrayna’yı kıtanın güvenlik kilidi olarak gören Avrupa’nın buradan vazgeçmesi çok zor.
AFRİKA
Gelelim karakıta Afrika’ya. Afrika’da halen sürmekte olan 3 çatışma var. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde giderek artan iç karışıklık, Sahel bölgesinde Nijer, Mali ve Burkina Faso’nun çarpıştığı cihatçı gruplar ve Sudan iç savaşı.
Ancak bu süren çatışmaların çoğu bölgesel ve uzun zamandır Afrika’da görmeye alışkın olduğumuz türden. Bunların yanında, Afrika’nın Boynuzu’nda yükselen yeni tansiyon bir savaşa evrilirse, bunun Mısır’dan ve BAE’ye kadar büyük bir coğrafyayı derinden etkileme ihtimali vardır.
ETİYOPYA

Etiyopya yaklaşık 135 milyonluk nüfusuyla dünyanın denize kıyısı olmayan en büyük nüfuslu ülkesi. Ama bu durum her zaman böyle değildi. 1993’te Etiyopya’dan bağımsızlığını kazanan Eritre, Etiyopya’nın denize erişimini engellese de iki ülkenin ilişkileri genelde iyiydi.
Bugünkü çatışmaların merkezinde yer alacak Tigray Etiyopya’nın 12 etnik bölgesinden biri ve ülke nüfusunun %6’sını oluşturuyor. Buna rağmen 90’lardan 2018’e kadar Etiyopya siyasetini domine etmeyi başardılar. 2018’de ise Abiy Ahmed’in iktidara gelmesiyle Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin devri kapandı.
Bugün sınır çizgisinin iki tarafında düşman olarak bekleyen Eritre ve Etiyopya 1998-2000 ve 2020-2022 yılları arasında iki kez Tigray bölgesinde birlikte savaştılar. Ancak bu iyi ilişkiler Abiy Ahmed’in Etiyopya’nın denize erişimi olmamasını bir sorun olarak tanımlamasıyla tamamen değişecekti.
2024 yılında Etiyopya, fiilen bağımsız ama uluslararası arenada tanınmayan Somaliland’ı Berbera Limanı’na erişim izni karşılığında tanıyacağını duyurdu. Bu durum haliyle Etiyopya-Somali ilişkilerini gerdi. Somali, Etiyopya’yı toprak bütünlüğünü ihlal etmekle suçladı. Bu suçlamalara Eritre de destek verdi.
Bu destek Abiy Ahmed’in hoşuna gitmemiş olacak ki kendisi kısa süre içinde dikkatini Eritre’nin Assab Limanı’na çevirerek Eritre’nin bağımsızlığını küçümseyen söylemlere başladı. Eritre ise buna Tigray bölgesindeki Feno ve Halk Kurtuluş Cephesi grupları ile yakınlaşarak karşılık verdi.
Eritre’nin bu gruplarla yakınlaşması bölgedeki askeri hazırlıkları hızlandırdı. Şubat 2026’da Tigray bölgesinde Halk Kurtuluş mevzilerine benzeyen yerlere yapılan drone saldırılarından birkaç gün sonra Etiyopya, Eritre’yi kendi topraklarına asker konuşlandırmakla suçladı; Eritre ise bu iddiayı reddetti.
Son gelişmeler ışığında Tigray bölgesinde tekrar bir çatışma görmek hiç de uzak bir ihtimal değil. 2022’deki son savaş yaklaşık yarım milyon insanın hayatına mal olmuştu. Bu kez ise bloklaşmalarla dolu coğrafyadaki tek problem Tigray değil. Ve savaşın diğer ülkelere sıçrama ihtimali, yaşatacağı kayıp ve felaketlerle Afrika’nın “İkinci Dünya Savaşı” olabilir.
Bloklardan söz edecek olursak, Mısır, Etiyopya’nın yakında tamamlayacağı Rönesans Barajı projesine ölümüne karşı ve misilleme olarak Somali ile savunma paktı imzaladı. Ocak 2026’dan beri yaklaşık 10 bin Mısır askerinin Somali-Etiyopya sınırına konuşlandığını biliyoruz. Öte yandan İsrail, Yemen’deki Husiler, Türkiye ve Mısır ile bölgesel rekabet için Aralık 2025’te Somaliland’ı tanıdı ve bölgedeki kutuplaşmayı Nil meselesinden çıkartıp Kızıl Deniz hakimiyetine evriltti.
SUDAN

Ancak bölgede potansiyel bir savaştan etkilenebilecek ve atlamamamız gereken önemli bir ülke varsa, o da Sudan olacaktır. Bu ay itibarıyla 3. Yılına giren Sudan iç savaşı 150 binden fazla insanın ölümüne ve 12 milyondan fazla insanın da yerinden edilmesine sebep oldu. Ülke, Birleşik Arap Emirlikleri ve Etiyopya tarafından desteklenen Hızlı Destek Kuvvetleri ve Mısır ve Türkiye tarafından desteklenen resmi ordu arasında ikiye bölünmüş durumda.
Etiyopya’nın baraj projesi doğal olarak Sudan’ı da olumsuz etkiliyor. Eğer Sudan’da resmî ordu devrilmezse, hem Mısır’ın doğal müttefiki olduğundan, hem de Mısır ve Eritre tarafından desteklendikleri için Sudan’ın Etiyopya’nın karşısında olacağını söyleyebiliriz. Ama tabii tüm bunların yanında kesin bir gerçek varsa, o da böyle bir savaşın en büyük kaybedeninin yine Sudan olacağıdır.
Metini daha fazla uzatmamak adına belli çatışmalardan bahsetmesem de, Afrika’nın Sahel bölgesindeki çatışmaların daha geniş bir alana yayılıp dünyanın en yoksul bölgesindeki insani dramı artıracağı tahmin ediliyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, topraklarındaki iç karışıklıktan Ruanda’yı sorumlu tutuyor ve bu iki ülkeyi savaşa yaklaştırıyor.
Öte yandan, dünyanın diğer nükleer güçleri olan Pakistan, Hindistan, Çin ve Kore Yarımadası’nda bir savaş ihtimali muhtemelen bu videoyu izleyen herkesin yaşından daha uzun süredir mevcut.
Türkiye’de olduğunuzu varsayarak, İran ve Ukrayna dışındaki çatışmaların bizden uzak olduğunu söyleyebiliriz. Ama zaten savaşları tehlikeli yapan nerede çıktıkları değil, nereye varacaklarıdır. Dünyanın en gereksiz bölgesi bile bir ülkenin itibarı söz konusu olduğunda kıymete binebilir, ki burada anlattığım coğrafyaların hiçbiri gereksiz değildi. Üzerine bugünkü küresel ticaret ve bloklaşma seviyelerini hesaba kattığımızda, hangi ülkenin, dünyanın neresinde çıkan bir savaşla tahrip olacağını devlet liderleri dahil kimse tam olarak bilemez. Bu konuda bizi haklı da haksız da çıkaracak olan zamandır.
Kaynakça:
- Politico. (2025, August 25). The next five wars conflicts. Politico Magazine. https://www.politico.com/news/magazine/2025/08/25/next-five-wars-conflicts-00511704
- The Economist. (2025, November 12). Seven conflicts to watch in the coming year. https://www.economist.com/interactive/the-world-ahead/2025/11/12/seven-conflicts-to-watch-in-the-coming-year
- Reuters. (2025, December 5). US sets 2027 deadline for Europe-led NATO defense, officials say. https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/us-sets-2027-deadline-europe-led-nato-defense-officials-say-2025-12-05/
- The Economist. (2025, November 12). Vladimir Putin has no plan for winning in Ukraine. https://www.economist.com/the-world-ahead/2025/11/12/vladimir-putin-has-no-plan-for-winning-in-ukraine
- Prague Center for International Relations. (n.d.). Ethiopia–Eritrea dataset. https://www.prcprague.cz/fcdataset/ethiopia-eritrea
- International Crisis Group. (2025). Ethiopia, Eritrea, and Tigray: A powder keg in the Horn of Africa (Briefing No. 210). https://www.crisisgroup.org/brf/africa/ethiopia-eritrea/b210-ethiopia-eritrea-and-tigray-powder-keg-horn-africa
- International Monetary Fund. (2026, January 19). World economic outlook update: Global economy—steady amid divergent forces. https://www.imf.org/en/news/articles/2026/01/21/tr-01212026-weo-press-conference-on-release-of-the-january-2026-world-economic-outlook-update





