Bazı şiirler bir şey anlatmaz. En azından ilk bakışta öyle görünür. Birkaç görüntü bırakır ve geri çekilir. Özdemir Asaf’ın Tablo adlı şiirini okurken ben de böyle hissettim. Bir kedi var, bir kadın var ve bir gece var. Şiir sanki yalnızca bunları yan yana koyuyor. Ama biraz durup bakınca bu üç şeyin birbirine değmesiyle bir şeyin yavaş yavaş değiştiğini fark ediyorsunuz.

Özdemir Asaf (Yapı Kredi Yayınları)

“Kedi kadının yanındaydı,
Kadın gecenin yanındaydı.”
Bu ilk sahne çok sakin. Hatta biraz durağan. Sanki henüz hiçbir şey olmamış gibi. Üç varlık var ama aslında hiçbirinin tam olarak nerede durduğu belli değil. Kadın geceye yakın; kedi kadına. Hepsi birbirine değebilecek mesafede.
“Kedi gitti geceye değdi,
Karardı,”
Ama sonra kedi geceye gidiyor ve kararıyor. Bu küçük hareketin neden bu kadar etkileyici olabileceğini düşündüm. Bir varlık yalnızca başka bir şeye değdiği için değişiyor. Geceye dokunan kedi artık aynı kedi değil. Bu küçük hareket şiirin en ilginç noktası bence. Bir varlık yalnızca başka bir şeye değdiği için değişiyor. Asaf burada aradaki küçük bir dokunuşun ne kadar büyük bir fark yaratabileceğini gözlemletmiş oluyor.
Belki insan da bazen böyle değişir. Hayatta bazı anlar vardır, ilk bakışta büyük görünmezler. Gürültülü değildirler, hatta çoğu zaman fark edilmeden geçip giderler. Yine de bir şeyin yönünü sessizce değiştirirler. Bazen bir karşılaşma olur, bazen söylenen kısa bir söz, bazen de yalnızca çok sıradan görünen bir an. O anın içindeyken bunun bir kırılma olduğunu anlamazsınız. Her şey olağan akışında devam ediyor gibi görünür. Sonra bir gün geriye dönüp baktığınızda, o küçük anın sizi başka bir yere taşıdığını fark edersiniz. Değişimin tam olarak nerede başladığını söylemek zordur. Ne o anda görürsünüz ne de açıkça algılarsınız. Fakat yine de içinizde bir yerde bir şeyin size değdiğini bilirsiniz. Ve bazen insanı değiştiren şey tam da bu görünmez dokunuşlardır.
“Döndü kadına değdi.
Bir kadın portresi belirdi;”

Görsel Görsel: Yapay zekâ (Gemini) tarafından üretilmiştir.
Şiirde kedi sonra kadına geri dönüyor ve o anda bir kadın portresi beliriyor. Bu bana garip bir şekilde anlamlı geliyor. Bakıldığında Asaf kadını doğrudan anlatmıyor. Onu ancak başka şeylerin hareketiyle görebileceğimizi söylüyor. Sanki insanın kendisi de bazen böyle anlaşılır. Birini tanımak için yalnızca söylediklerine bakmak çoğu zaman yeterli değildir. Çünkü insan kendini her zaman kelimelerle anlatmaz, hatta çoğu zaman en önemli şeyleri hiç söylemez. Birini gerçekten tanımak için bazen onun geçtiği yollara, sustuğu anlara ve içinden geçtiği karanlıklara da bakmak gerekir. İnsan yalnızca anlattıklarından ibaret değildir; taşıdığı sessizlikler, yüzleştiği geceler ve geride bıraktığı izler de onun bir parçasıdır. Belki de bu yüzden bir insanı anlamak çoğu zaman sabır ister. Çünkü bazı hikâyeler anlatılmaz ancak dikkatle bakıldığında yavaş yavaş görünür hâle gelir.
“Elinde siyah bir gül vardı,
Kucağında kırmızı bir kedi.”
Şiirin sonunda Asaf görüntüyü iyice netleşiyor. Bu iki manzara yan yana geldiğinde tuhaf bir denge oluşuyor. Bir yandan huzursuz edici, bir yandan da garip biçimde canlı. Siyah gül sessiz bir karanlığı hatırlatıyor; güzelliğin içinde saklanan, kolayca fark edilmeyen bir gölge gibi. Kırmızı kedi ise bunun tam tersine daha içgüdüsel, daha hareketli bir şey taşıyor. Sanki birinde durgunluk diğerinde ise hayatın kendiliğinden akışı var. Aynı portrede bu iki şeyin bir arada bulunması insana şunu düşündürüyor: İnsan bazen hem karanlığını hem de canlılığını aynı anda taşır.
Belki de bu yüzden şiirin adı “Tablo”. Çünkü ortada yalnızca bir kadın yok. Onunla birlikte duran renkler, dokunduğu gece ve geri dönen kedi de var. Belki bir insanı anlamaya çalışırken de biraz böyle bakmak gerekir. Bazen bir yüz tek başına hiçbir şey söylemez. Ama o yüzün taşıdığı izler, bütün hikâyeyi yavaş yavaş ortaya çıkarır.
Kaynakça
Asaf, Özdemir. “Tablo.” Lavinia. Aşk Şiirleri. Yapı Kredi Yayınları. 2015. 1. Baskı.
