BURNUMUZUN UCUNDAKİ DÜNYA

Görsel bir çağda yaşadığımız artık klişe sayılabilecek bir tespit. Sabah uyandığımızda çoğumuzun ilk işi telefon ekranına bakmak oluyor; gün boyunca binlerce görsel ile karşılaşıyor ve dünyayı genellikle sadece gözlerimizle anlamaya çalışıyoruz. Peki, burnumuzun ucundaki o görünmez dünyanın farkında mıyız? Beklenmedik bir anda rüzgârın taşıdığı bir koku, bizi çocukluğumuzda yürüdüğümüz sokaklara, artık var olmayan bir evin mutfağına ya da geçmişte sevdiğimiz birinin kollarına götürebilir. Bir fotoğraf karesi veya video, çoğu zaman bir kokunun yarattığı etki kadar hızlı ve derin bir geri dönüş sağlayamaz. İşte edebiyatta “Proust Etkisi” olarak adlandırılan, bilimde ise “koku hafızası” dediğimiz olgu tam olarak bunu ifade eder.

https://insanvehayat.com/wp-content/uploads/2018/04/koku-haf%C4%B1zas%C4%B1.jpg

BİR KOKUNUN ANLATTIKLARI

Marcel Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde” adlı eserinde, çaya batırılmış bir madlen kekin kokusunun anlatıcıyı çocukluk anılarına götürmesi, bu etkinin en bilinen örneklerinden biridir. Kokunun hafızayla ilişkisi diğer duyulara kıyasla farklı işler: Görme ve işitme çoğu zaman önce mantıksal bir değerlendirmeye uğrarken koku doğrudan duygularımız ve anılarımızla bağlantı kurar. Bu yüzden bir kokuya maruz kaldığımızda önce “bu ne?” diye düşünmek yerine, çoğu zaman onun bize hissettirdiklerini hatırlarız .

MEKANLARIN GİZLİ KOKULARI

Her mekânın, hatta her binanın kendine özgü bir “imza kokusu” vardır. Okul binasını düşünün: Sabah saatlerinde koridorlarda temizlik maddesi ve hafif beton kokusu, öğle arasında yayılan yiyecek kokuları, kütüphanedeki eski kitap ve toz kokusu… Bunlar sadece fiziksel detaylar değildir; okul yıllarımızın sessiz fon müziğidir. Yıllar sonra mezun olduğumuzda sınıfın rengi ya da dersin içeriği unutulabilir, ama eski bir kitabın kokusu o kaygılı ama umutlu öğleden sonrayı tekrar canlandırabilir.

Bu durumu şehre uyarladığımızda da aynı şey geçerlidir. İstanbul deyince genellikle Boğaz manzarasını düşünürüz ama çoğu zaman aklımıza denizin iyot kokusu, vapur dumanı ve simit kokusu gelir. Ankara söz konusu olduğunda ise yağmur sonrası ortaya çıkan toprak ve asfalt kokusunu anımsarız. Mekânın estetiği yalnızca görsellikle sınırlı değildir; bir şehrin ruhu, kokusuyla da şekillenir. Bir sokağın çam ağaçlarının kokusuyla mı yoksa egzoz dumanıyla mı hatırlandığı, o sokağın karakterini belirleyen önemli bir detaydır.

YANINIZDAN GEÇEN İZLER

Kokusuz bir dünyayı hayal etmek zor olurdu. İnsanların parfüm kullanma nedenleri sadece güzel kokmak ile sınırlı değildir; aynı zamanda başkalarının hafızasında bir iz bırakma isteğini de taşır. Birisi yanınızdan geçerken hissedilen çiçeksi ya da baharatlı notalar, kelimelerden daha fazla şey anlatabilir. Parfüm seçimi, aslında bilinçli bir tercih olmanın ötesinde, “nasıl hatırlanmak istiyoruz?” sorusuna verilen dolaylı bir cevaptır. Birine “bu tam senin kokun” dediğimizde, aslında onun varlığını zihnimizdeki koku arşivine kaydettiğimizi itiraf etmiş oluyoruz.

https://img.freepik.com/premium-fotograf/genc-kadin-kahverengi-arka-plan-uzerinde-parfum-sikiyor-metin-icin-alan-var_185193-131506.jpg

KOKULARIN SESİ

Kokuların insan ruh hâli üzerindeki etkisi de uzun zamandır biliniyor. Lavanta ve vanilya gibi kokuların stresi azalttığı, sakinleşmeye yardımcı olduğu, narenciye kokularının ise enerji ve canlılık hissi uyandırdığı çeşitli araştırmalarla ortaya konmuştur. Bu yüzden koku, çoğu zaman fark edilmeden bulunduğumuz ortamın havasını değiştirir. Örneğin bazı mağazalara girildiğinde hemen hissedilen hoş bir koku, içeride daha uzun kalmayı ve rahat hissetmeyi sağlar; hatta farkında olmadan alışveriş yapma isteğini artırabilir. Koku, sadece hoş bir detay değil, davranışları da etkileyen bir unsurdur.

https://nevbahardergisi.com/wp-content/uploads/2022/08/Goruntu-5.08.2022-13.42-696×444.jpg

KAÇIRDIĞIMIZ KOKULAR

Bugünün dünyasında hız, ne yazık ki en büyük duyusal körlüğümüz haline geldi. Sürekli bir yerlere yetişme telaşı, steril ofis camlarının arkasındaki “havalandırılmış” hayatlar ve birbirinin kopyası olan kapalı alışveriş merkezleri, koku duyumuzu sessize almamıza neden oluyor. Her yerin aynı yapay parfümle temizlendiği, kokuların birbirini bastırdığı bu standartlaştırılmış ortamlarda gerçek duyusal deneyimleri kaçırıyoruz.

Oysa yaşam kalitesi, bazen sadece bu küçük detaylara tutunabilmektir. Bir fırının önünden geçerken genzinize dolan taze pide buğusu, sahaf kapısından sızan hafif tozlu eski kitap kokusu veya akşamüstü bir apartman boşluğundan yayılan taze kahve kokusu, fark etmesek de zihnimizdeki devasa anı kütüphanesini doldurmaya devam eder. Gözümüzü boyayan renkli vitrinlerin aksine, burnumuzun ucundaki bu görünmez dünya gün boyunca hislerimizi sessizce inşa eder. Belki de hayatı sadece izlemek yerine, onun bu kokusal dokusuna daha fazla izin vermeliyiz; çünkü gerçek hatıralar çoğunlukla bu görünmez moleküllerde saklıdır.

KAYNAKÇA

Herz, Rachel S. The Scent of Desire: Discovering Our Enigmatic Sense of Smell. Harper Perennial, 2004.

Saraiva, Ana, et al. “Olfactory Cues and Emotional Well-being: Effects of Aromatherapy Scents on Mood.” Frontiers in Psychology, vol. 10, 2019.

Leave a Reply