Günümüzde kadınların, erkeklerin karşılaşmadığı çeşitli sosyal ve ekonomik engellerle mücadele ettiğini söylemek mümkündür. Bu engeller; iş hayatındaki benzer pozisyonlarda gözlemlenen ücret eşitsizliği ve biyolojik doğa ile bağlantılı doğum maliyetleri gibi birçok faktörün sonucudur. Bu durumun göstergelerinden biri olan 2024 tarihli OECD verileri, cinsiyetler arası ücret farkının neredeyse her ülkede mevcut olduğunu ve bu farkın %1.8 ile %36.7 (ortalama %10.3) gibi ciddi oranlara ulaştığını ortaya koymaktadır. Ancak bu ekonomik dezavantajlılık, yalnızca gelir adaletsizliğinden ibaret değildir. Özellikle kadınlara yönelik ürünlere ve hizmetlere uygulanan vergilendirme politikalarıyla da toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık söz konusu olmaktadır.
Pembe vergi (pink tax); teknik olarak devlet tarafından konulmuş resmi bir vergi türü olmayıp aynı veya benzer özelliklere sahip mal ve hizmetlerin, kadınlara yönelik pazarlanan versiyonlarının erkeklerinkine kıyasla daha yüksek fiyatlandırılmasıyla ortaya çıkan bir cinsiyete dayalı fiyat farklılaştırmasıdır. Kavramın nereden ya da nasıl ortaya çıktığı tam olarak belirlenemese de yaygınlaşmasında bir Fransız kadın hakları topluluğu olan, Georgette Sand’in change.org üzerinden yürüttüğü kampanya önem taşımaktadır. Pembe vergi; sütyen, hijyenik ped ve saç spreyi gibi doğrudan kadınlara yönelik ürünlerden, temizlik ve kişisel bakım gibi genel hizmetlere kadar geniş bir kapsama sahiptir. Dolayısıyla bu uygulamanın sadece pembe ambalajlı ürünleri veya lüks tüketimine ilişkin olduğuna yönelik kanaatler yersizdir. Çünkü bu uygulama, en sıradan ve temel ihtiyaçları içerir. Tampon vergisi (tampon tax) ise kavramsal olarak, menstrüel hijyen ürünleri üzerine uygulanan belirli bir tüketim vergisi olarak tanımlanmaktadır. Her ne kadar tampon vergisi doğrudan bir vergi rejimine ilişkilin olsa da cinsiyet temelli mali yük yaratması bakımından pembe vergi kapsamında değerlendirilmektedir. Özellikle bir kadının hayatının ortalama 2280 gününü menstrüel döngüde geçirdiği gerçeği göz önünde bulundurulduğunda bu ürünlerin vergilendirilmesinin, biyolojik bir gerekliliğin ekonomik bir yüke dönüştüğünü göstermektedir.
Ne var ki, piyasadaki ürünlerin neredeyse tamamı cinsiyetlendirilmiştir. Hedef kitlenin tercihlerine göre özenle tasarlanan bu ürünlerden kaçınmak, tüketiciler için fevkalade zordur. Bu cinsiyetlendirme uygulaması, çoğu zaman fark edilmeyecek kadar örtülüdür. Pembe vergi, varlığı ancak uzmanlarca yapılan analizlerle tespit edilebilen gizli bir farktır ve tüketiciler genellikle bu vergiyi ödediklerinin farkında bile olmadan ancak ödediklerine ilişkin varsayımda bulunabilirler. Dolayısıyla pembe vergi; bilinçli hareket ederek, dikkatli alışveriş yaparak veya sadece erkeklere yönelik ürünleri tercih ederek kaçınılması mümkün olan bir sorun değildir. Bu durumdan kaçınmaya çalışmak; bireyi sosyal, ekonomik ve psikolojik sonuçlarla karşı karşıya bırakabilir. Yaşam tarzı gibi çeşitli etkenlerden bağımsız olarak androjen, feminen veya maskülen tüm kadınları kapsayan bu yük, doğrudan kadın cinsiyetine yönelik olarak açıkça cinsiyet ayrımcılığına dayanmaktadır.
2000’li yıllarda tampon vergisine ilişkin tartışmalar başlamıştır. Birleşik Krallık başta olmak üzere Avustralya, Fransa, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi birçok ülkede bu vergilendirmelere ilişkin çeşitli hareketlenmeler mevcuttur. Özellikle tampon vergisine karşı gelişen hareketler, adet ürünlerinin lüks tüketim malı olarak vergilendirilmesine yönelik eleştiriler temelinde ortaya çıkan bir aktivizm şeklidir. Örneğin, Weiss-Wolf öncülüğünde gelişen menstrual equity (menstrüel hakkaniyet veya regl adaleti), yukarıdaki değerlendirmeleri kapsamına alarak gelişen bir harekettir. Bununla beraber, “Stop taxing periods. (Adet döngüsünü vergilendirmeyi bırakın.)” sloganı etrafında şekillenen çeşitli hareketler ve benzerleri, adet görmenin biyolojik bir zorunluluk olduğundan ötürü, bu sürece ilişkin hijyen ürünlerinin temel ihtiyaç olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Yürütülen bu kampanyalar aracılığıyla geniş kitlelere ulaşan bu aktivizm, tampon ve benzeri ürünlerden alınan vergilerin kaldırılmasını talep etmekte ve mevcut vergilendirmenin toplumsal cinsiyet eşitsizliği yeniden ürettiğini ileri sürmektedir. Ne var ki, eşitliği sağlamaya yönelik bu hareketlerin çoğunluğu, özellikle sosyal medyada yaratılan farkındalık sayesinde başarıya ulaşmıştır.
Dolayısıyla pembe vergi ve tampon vergisi, kadınlar üzerinde cinsiyete dayalı ek bir ekonomik yük yaratan uygulamalardır. Tampon vergisi, biyolojik bir zorunluluğu vergilendirirken pembe vergi de piyasa aracılığıyla benzer bir eşitsizliği üretmektedir. Bu durum, kadınların hem gelir hem de tüketim düzeyinde dezavantajlı konuma geldiğini açıkça göstermektedir. Menstrüel ürünlerin hâlâ temel ihtiyaç olarak sınıflandırılmaması ve piyasadaki cinsiyete dayalı fiyatlandırmanın denetlenmemesi, eşitsizliğin devamını getirmektedir. Bu nedenle, menstrüel ürünlerin vergisel açıdan yeniden değerlendirilmesi ve pembe vergiye karşı daha etkin önlemler alınması gerekmektedir. Aksi hâlde, bu uygulamalar toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden gündeme gelmesine sebebiyet vermeye devam edecektir.
Kaynakça:
Bilgin, Ebru ve Ömer Batuhan Beşirli. “Tampon Tax, Gender Equality and the Equity-Efficiency Trade-Off in Taxation.” International Journal of Public Finance 10, sy. 2 (Aralık 2025): 287304.
Crawford, Bridget J. ve Emily Gold Waldman. 2019. “The Unconstitutional Tampon Tax.”
University of Richmond Law Review 53 (2): 439-489.
Ertuğrul, Betül ve Ufuk Gencel. “Türkiye’de Pembe Vergileme Üzerine Nicel Bir Araştırma”. Sosyoekonomi 34, sy. 67 (2026): 517-543. https://doi.org/10.17233/sosyoekonomi.2026.01.22. Hartman, Victoria. “End the Bloody Taxation: Seeing Red on the Unconstitutional Tax on Tampons.” Northwestern University Law Review 112, sy. 2 (2017): 313-354.
OECD. “Gender Wage Gap (Indicator).” Erişim tarihi: 6 Nisan 2026. https://data.oecd.org/earnwage/gender–wage–gap.htm.
Yazıcıoğlu, Alara Efsun. Pink Tax and the Law: Discriminating Against Women Consumers. Abingdon, Oxon: Routledge, 2024.





