
Anadolu, antik çağlardan itibaren binbir türlü mitin ve efsanenin merkezi olmuştur. Bu güzel anlatıları dinlerken kendimizi antik bir kentin vatandaşı gibi hissetmemek mümkün değildir. Antik bir kentin atmosferini, gün batımında ve güneş daha yeni açarken deneyimleme fırsatı olanlar bilir ki bu kentler bünyelerinde binlerce hatıranın izlerini, üzerlerinde milyarlarca insanın oturduğu taşlarda barındırırlar. Kent hafızalarını diri tutmanın yolunu, her gün onları ziyarete gelen binlerce insanları sessiz. bir bilgelikle karşılamakta bulan antik kentler, ülkemizin çeşitli yerlerinde kendilerine yer bulurlar. İşte bu güzide antik kentlerimizden biri de Side’dir. Side antik kenti, içinde binlerce gerçek veya gerçekdışı hikâyenin sırlarını dünyanın yok oluş gününe kadar saklar. Diğer tüm antik kentler gibi Side de, muhteşem atmosferiyle ve Apollo ve Athena Tapınağı’nın büyüleyici kalıntılarıyla bizleri başka bir zamanda paralel evrenlere götürmeye yemin etmiştir. Bu yüzden, antik kentlerin ve Anadolu’da unutulmaya yüz tutmuş binlerce efsanenin, Türk ve Yunan mitolojisinin kalıntılarının bir araya toplandığı bu antik kente olan ilgim gün geçtikçe artarken karşıma, tam da bu antik kenti serin sularından beslenen Gündüz Apollon Gece Athena filmi çıktı. Gündüz Apollon Gece Athena, Emine Yıldırım tarafından yönetilen fantastik bir kurgu filmi olmanın yanı sıra yararlandığı kültürleri, toplumsal olayları ve hikâyeleri potasında eritebilen bir yapıt. Filmin atmosferi, başlarda gündüzün aydınlığını benimserken yavaş yavaş aydınlıkların karanlığa dönüşmesini izlemek, Side’de yirmi dört saat geçirmekten farksız hissettiriyor.

Film, yetimhanede yetişen Defne’nin, Side’de bir butik otele doğru yol almasıyla başlıyor. Defne’nin kafasından içindekileri bir monolog biçiminde filmin ilk dakikalarına yediren senarist, Defne’nin başka dünyaya ait hislere hiç de yabancı olmadığını ilk başlarda hiç sezdirmiyor. Maceracı bir gezgin olduğunu düşündüğümüz karakterimizin, ruhâni varlıklarla iletişimde olduğunu filmin ilerleyen dakikalarında anlıyoruz. Bu güzel kente, bir amaç uğruna geldiğinden artık emin olduğumuz Defne, antik kentin çeşitli köşelerinde yalnızca onun görebildiği birkaç insanla bir araya geliyor. Kimsesiz olmanın getirdiği binlerce duygunun arasından sıyrılan mücadele ve arayış duygusu, Defne’nin bu güzel kente gelmesinin tek sebebi. Defne, onu dünyaya getiren kadının izlerini, geceleri ve gündüzleri buluştuğu hayaletlerinin gizli dünyalarında ararken yaşıyorken bir araya gelemeyecek kadar uzak üç insanın yakınlığına sığınıyor: bir seks işçisi, bir devrimci ve antik çağlardan itibaren hayaletlerin dünyasından sonsuzluğa geçememiş bir kadın. Defne’nin dünyayla bağlarını tamamen kopardığı anlardan itibaren ona eşlik eden devrimci arkadaşı Hüseyin, karakterimizin annesini bulmasına canla başla yardım ediyor. Fakat Defne, annesini aradığı yolculuğunda kazanacağı ve kaybedeceği şeylerden habersiz, yoluna gizemli bir misafir olarak devam ediyor. Gündüz Apollon Gece Athena, sadece bir arayış filmi olmaktan ziyade aslında her dünyada-hatta arada kalmışlığın sorumsuzluğunda bile- geçmişimize, kendimize ve anılarımıza tutunmanın öyküsü. Tutunmanın bize bahşettiği küçük umutları Defne’nin İstanbul’dan Antalya’ya kalkıp gelmesinde, arafta kalmayı tercih eden Hüseyin, Nazife ve Rhea’nın gözlerinde bile görebiliyoruz. Geçmişle işleri bitmeyen bu üç ruh,sırasıyla annesini, kızını ve kendisiyle ilgili unuttuğu her şeyi ararken Defne’nin en büyük yoldaşları hâline geliyorlar. Kapanmamış defterlerin sırlarını Defne aracılığıyla aralamaya çalışırken Defne’nin asıl hikâyesine katkıda bulunmayı da ihmal etmiyorlar.

Defne’nin kendini ve geçmişine dair muğlak kalan detayları fark etmesi, yıllar önce beşiğine konan Halikarnas Balıkçısı’nın Anadolu Efsaneleri kitabının arasındaki defne ağacına sarılmış küçük bir kız çocuğu fotoğrafıyla başlıyor. Apollon ve Defne mitinin, yıllardan beri masum ve karşılıksız bir aşk olarak lanse edildiği ülkemizde Defne, isminin kökeninde yatan o ağacı ziyarete giderken yanlış anlatılan tüm öykülerin hatırına annesine ulaşmanın sözünü kendine veriyor. Karakterimiz, annesinin, bu güzel antik kentin tiyatrosunda yaptığı turlardan birinde Defne ve Apollon’un hikâyesini açıkça anlatırken Anadolu’da üretilmiş bu mitin altında yatan niyetleri de izleyiciye sorgulatmayı ihmal etmiyor. Apollon’un gözünden anlatılan bu efsanenin, hayatımızın her alanına sirayet eden gizemlere işaret ettiğini görebiliyoruz. Gizem, mitoloji ve geçmişin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu da bu filmle tekrardan hatırlıyoruz. Aynı zamanda Apollon ve Athena Tapınağı’nın, filmin sinematografisine ve ismine doğrudan katkıda bulunduğu da yadsınamaz bir gerçek. Geçmişini aramakta olan ve bir ağacın köklerinden var olan Defne, annesiyle film boyunca yüzeysel bir ilişki kursa da kaderleri bir noktada aynıdır: Annesi de tıpkı Defne gibi bir kazadan sonra hayaletler görmeye başlamıştır. Bu hayaletlerin filmdeki varlığı, her ne kadar fantastik bir masalın unsurlarına benziyor olsa da karakterimizin bu ruhani varlıklarla kurduğu bağ, yol arkadaşlığının ta kendisidir.

Side’nin butik bir otelinde başlayan hikâye, toplumsal olayların sosuyla harmanlanıyor. Cumartesi Anneleri’nin devrimci Hüseyin’inin annesinin dilinden bir televizyondan gözüktüğü, Rhea’nın antik çağlarda kadınları kendi seslerini bulmalarını sağladığı için yakıldığı ve bir seks işçisinin kızına gösteremediği değeri hayaletken teselli etmeye çalıştığı bu film; edebiyat, mitoloji ve toplumsal olayların güzel bir karması. Antik tiyatronun taşlarından, öbür dünyayla gerçek dünya arasındaki boşluğa kadar uzanan bu fantastik hikâye, aslında bizleri tam anlamıyla gerçeklikten koparmayı reddediyor. Yönetmenin, araya ustaca serpiştirdiği kimi zaman güncel kimi zamansa tarihin tozlu sayfalarından kopup gelen unsurlar bu filmi mitolojik anlatıların yer aldığı üç boyutlu bir film olmaktan çıkarıyor. Başkarakterimiz Defne’yle kurduğumuz sessiz bağı da film boyunca yavaş yavaş güçlendirirken filmin son dakikalarında, kendimizi bulmanın huzuruyla dünyevi hislerimizin ağırlığına veda etmek istiyoruz. Kişisel olarak bu filmde kendimi çoğu zaman bir arkeoloji müzesinde, bazen ise gündemin sıcaklığında eriyen konuşmaların eşliğinde tarihin ve edebiyatın en saf hâlini ararken buluyorum. Bu güzel ve saf hâle ulaşmanın, Side’de binlerce yıl önce yaşamış çoğu insanın yaptığından daha zor olduğunu bilsem de farklı dünyaların gerçekliğiyle yoğrulmaya devam ediyorum.

Kaynakça:
Gündüz Apollon Gece Athena. Yöneten Emine Yıldırım, Aria Film, 2024.
“Myth of Apollo and Daphne.” Greeka, 2024, www.greeka.com/greece-myths/apollo-daphne/.
Kabaağaçlı, Cevat Şakir. Anadolu Efsaneleri. Bilgi Yayınevi, 2024.

