İçinde yaşadığımız çağ, nesnelerin ruhunu kaybettiği bir sürat çağı. Nesnelerle kurduğumuz bağ giderek zayıflıyor ve eşyalar artık birer anı taşıyıcısı olmaktan çıkıyor. Yalnızca işlevini tamamlayınca terk edilecek birer istatik haline geliyor. Her şeyi kullan ve at döngüsünde hızlıca tüketiyoruz. Bir düğmesi kopan gömleği iğne ve iplik yardımıyla beş dakikadan kısa sürede onarmak yerine yenisini sipariş ediyoruz, ayağı sallanan sandalyeyi tamir etmek yerine çöp konteynerının kenarına bırakıyoruz. Fakat bu hızlı tüketim döngüsüne karşı sessiz bir devrim yükseliyor: İleri Dönüşüm (Upcycling).
Bu yalnızca eski bir kavanozu saksıya dönüştürmek ya da atık malzemelerden dekoratif objeler üretmek gibi yüzeysel bir hobi değil. Aynı zamanda nesnelerle kurduğumuz ilişkiyi, yitirdiğimiz sabrı ve unuttuğumuz emeği yeniden tanımamızın yolculuğu. Modern insan için nesne yalnızca ücreti ödenmiş bir objeyken ileri dönüşüm sayesinde o nesne artık bir yol arkadaşı olur. Elimizdeki malzemenin bize ne anlatmak istediğini kavradığımızda sadece bir eşyayı değil, kendi üretim potansiyelimizi ve dünyaya bıraktığımız karbon ayak izini de yeniden keşfederiz.

Kusurun İçindeki Güzellik: Kintsugi Felsefesi
Onarmanın felsefi temellerine indiğimizde Japonların büyüleyici Kintsugi sanatı bizi karşılıyor. 15. Yüzyıldan günümüze taşınan bu gelenek, kırılan seramilerin altın veya gümüş tozlarıyla karıştırılmış reçineyle eski haline döndürme sanatıdır(Daha fazla bilgi için: link). Bir nesne hasar gördüğünde ve bir geçmişe sahip olduğunda aslında daha değerli olduğu inancına hizmet eder. Kırıklar gizlenmez ve aksine, altınla parlatılarak vurgulanır. Kusur saklanması gereken bir utanç değil, nesnenin hayatta kalma mücadelesinin nişanı haline gelir.
Bu felsefe, kanımca günümüzün dayattığı mükemmeliyetçiliğe harika bir başkaldırıdır. Bir eşyanın yaşanmışlığı onun en büyük hazinesidir. Onarmak, sadece bir vidayı sıkmak değildir artık. Aynı zamanda o eşyanın hikayesine yeni bir paragraf eklemek ve hikayesinin devamını sağlamaktır. Eski bir sandalyenin üzerindeki çizik belki de aile yemeğinin sıcaklığını taşır. Onu boyayıp yeniden hayata kazandırdığımızda sadece bir mobilyayı değil, bir hafızayı da kurtarmış oluruz. Eşyanın üzerindeki her darbe izi onun zaman akışına karşı direnişinin belgesidir.

Tüketimden Üretime: Bir Özgürleşme Alanı
Hobi olarak “ileri dönüşüm” ile uğraşmak birey için özgürleşme alanı yaratır. Kapitalist sistemin doğduğumuz günden beri bize giydirdiği pasif tüketici önlüğünü sıyırmamızı sağlar. Satın aldığımız her şey bizleri tüketici statüsünde tutarken dönüştürdüğünüz veya onardığınız her nesne sizi bir zanaatkara dönüştürür. Kendi elleriyle üretim yapan insan, dünyanın nesneler üzerine kurulmuş olmasına karşı bağımsızlığını ilan eder. Artık o vitrinlerin arkasını izlemeye mahkum bir seyirci olmaz. Kendi dünyasını şekillendirir ve eşyaya karakterini veren egemen bir öznedir. Böylece birey hayatının kontrolünü de yeniden eline aldığını hisseder.
Peki, neden ileri dönüşüme ihtiyaç duyuyoruz? Sebebi basit, gün boyu piksellere hapsolmuş zihinlerimiz potansiyelini kanıtlamak istiyor. Bunun için de fiziksel dünyada bir iz bırakmaya ihtiyacı var. Elinize bir zımpara aldığınızda ya da fırçayı boyaya batırdığınızda zamanının akışı değişir. Psikolojide “Akış” (Flow) olarak adlandırılan bu durum, kişinin yaptığı ise tamamen odaklanarak dış dünyadan kopması ve huzura erişmesidir. İçi bosalmış yoğurt kabından yaptığınız basit ama kullanışlı saksı, hiçbir mağazadan satın alınamayacak bir tatmin duygusu yaratır. Bunun sebebi o nesnede sizin vaktiniz, dikkatiniz ve ruhunuzun olmasıdır.
Ekolojik Bir Zorunluluk Olarak İleri Dönüşüm
Konun bir de vicdani, etik ve ekolojik boyutu var ki, bu artık tercihten ziyade bir sorumluluğa dönüşmüş durumda. Dünyamız devasa tekstil atıkları, plastik yığınları ve mobilya mezarlıklarıyla boğulurken ileri dönüşüm yalnızca bir hobi olmanın ötesine geçip bir yasam biçimine evriliyor.
Artık giymediğiniz eski tişörtten bez çanta yapmak veya eski mutfak dolaplarını boyamak küçük bir adım gibi görülebilir. Ancak kolektif bir bilinçle bakıldığında her onarılan eşya, fabrikaların bacasından çıkan karbon salınımının azalması ve doğanın biraz nefes alması demektir. İleri dönüşümle uğraşanlar aslında gezegenle olan iliskilerini de onarırlar. “Atma, onar” sloganı, sadece cüzdanımızı değil doğayı da koruyan bir kalkandır.
Sonuç: Kendini Onarmak
Yazının başında bahsettiğim ileri dönüşüm aslında sadece nesnelerle ilgili değildi. Eski bir masayı onarırken aslında kendi sabrınızı da onarırsınız. Bir parçayı birleştirirken kendi dağılmış düşüncelerinizi de bir araya getirirsiniz. Nesneleri dönüştürmek, insanın kendi ic dünyasındaki dağınık taraflara da şefkatle bakmasını sağlar. Kendimize de Kintsugi sanatçısı gibi yaklaşmayı öğreniriz. Hatalarımızla ve yaralarımızla aslında daha kıymetli olduğumuzu fark ederiz.
Kendimize de ileri dönüşüm bakış açısıyla yaklaşmayı öğreniriz bu süreçte. Hatalarımızla, aldığımız yaralarla ve geçmişimizin izleriyle daha kıymetli olduğumuzun farkına varırız. Bir dahaki sefere bir esyayı çöpe atmaya niyetlendiğinizde biraz durun. Onu sadece bir çöp olarak değil, potansiyel bir sanat eseri olarak bakın. Belki de ihtiyacınız olan şey yeni bir ürün değil, elinizdekinin saklı güzelliğini ortaya çıkaracak ilhamdır. Unutmayın, onarılan her şey hayata karşı verilen samimi bir sözdür. Nesneleri yaşatmak, aslında kendi insanlığımızı yaşatmaktır. Yazımı çocukluğumda yapmayı çok sevdiğim bir ileri dönüşüm örneğiyle bitirmek istiyorum: takı stantı.

KAYNAKÇA
https://greenly.earth/en-gb/blog/company-guide/what-is-upcycling






