PİRAMİDİN ALT BASAMAKLARINDA ÇOĞALDIKÇA AZALANLAR: YALNIZLIK

Yalnızlık bir lanettir yalnızsa lanetli. Yalnızı daha da yalnızlaştırmak üzerine kurulu bir düzenin piyonlarıyız hepimiz. Üstte tek ve yalnızız. Etrafımızı kalabalıklaştırıyor kendimize bu piramidin alt basamaklarında en kalabalık kısmında yer bulmaya çalışıyoruz. Alt basamaklara indikçe etraftan gelen sesler artıyor ama ışıktan gitgide uzaklaşıyoruz. Hep inmek istediğimiz o alt basamaklar hiç beklemediğimiz kadar soğuk ve karanlık tekrar gün ışığına çıkmak içinse fazlasıyla korkağız. 

Bizler, yalnızlar, lanetliler.

Bizler, alttakiler ve üsttekiler.

Nedir yalnızlık?

TDK yalnızlığı yanında başkaları bulunmayan olarak tanımlıyor, Özdemir Asaf ise yaşamda bir an diyor. Turgut Uyar bir elbise diyor alabildiğine dar. Yekta Kopan bir yemeğe benzetiyor Murakami ise çıkmayan bir şarap lekesine.

Şairler bunca yıldır hangi yalnızlara yazdılar şiirlerini?

En vurucu kitaplar neden hep yalnızları anlattı?

Turgut Uyar Sonnet’i yazarken çok mu yalnız hissediyordu ya da Özdemir Asaf o kadar duygunun içinde yalnızlık hep baskın geldiği için mi dönüp dolaşıp yalnızlık hakkında konuştu bizimle? Yalnızlık paylaşılmaz derken paylaşacak birini mi arıyordu yoksa kabullenmiş miydi artık yalnızlığını? Kurtulmayı ummaktan vazgeçmediğimiz  için mi dönüp dolaşıp yalnız karakterleri okuduk? 

Henüz kabullenmek için çok genç, bundan kurtulabileceğime inanmak içinse çok yaşlıyım. Biten bir şey değil yalnızlık. Soyut ve soyut şeyler bitmez. Gelir, geçer ve tekrar gelir. İçinden çıkamayacağımız sonsuz döngülere sokar bizi. Yalnızlık da böyle. Hepimiz yalnızız sadece bazılarımız daha yalnız. Her gün yalnızız sadece bazı günler daha da fazla. Yalnzlık tekillikken nasıl daha tekil olunabilir bilmiyorum ama bazı günler daha tekil bazı günlerse daha az tekiliz. Günün sonundaysa hep tekiliz aslında. Çaresiz bir hastalığın hastaları. Her yeni günde, her yeni tanıştığı insanda, okuduğu kitapta, izlediği filmde çare arayan ama hep hayal kırıklığına uğrayan hasta zihinler yorgun vücutlar. 

Yıllarca yalnızlıklarıyla baş edemeyen karakterler yönetti edebiyatı. Akımlar çıktı bunun üzerine. Yalnızlıklarına dayanamayıp hayatlarına son veren umutsuz aşıklar yazıldı, oynandı. Yalnızlık bitmedi ve bitmeyecek belki. Her gün altta dolanacak bazen yüzeye çıkacak, bazen sadece varlığını hatırlatacak. Varlığına isyan etmektense birlikte yaşamayı öğrenmek gerek sanırım. Birlikte yaşadığımız ama varlığından memnun olmadığımız onca şeyin arasına bir de yalnızlığı eklemek çok da zor olmasa gerek. Kimimiz yazıya dökecek kimimiz şarkılara ama bir noktada öğreneceğiz birlikte yaşamayı. Sonuçta hepimiz aynı piramidin üyeleriyiz neresinde olursak olalım.

Leave a Reply