The Decısıon’dan The Second Decısıon’a: LeBron James ve Spor Tarihinde Kontrolün Yeniden Tanımı

Geçtiğimiz günlerde LeBron James, “The Second Decision” başlıklı kısa bir teaser yayımladı. Kısa sürede dünyanın dört bir yanında aynı soru yankılandı: “Emekli mi oluyor?” Sosyal medya, spor kanalları ve YouTube yorumları, 15 yıl önceki o anın yankılarını yeniden hatırlattı. Daha sonrasında bir viski reklamı olduğu ortaya çıkan bu teaser, basketbolseverleri yine de orijinal “The Decision” günlerine götürmek için fazlasıyla yeterliydi.

2010 yılının temmuz ayında, 25 yaşındaki LeBron James, ESPN ekranlarında milyonların önünde kariyerinin en çok tartışılan cümlesini kurdu: “I’m taking my talents to South Beach.” Aslında spor kamuoyunun beklentisi, LeBron’un Pat Riley’nin Heat’iyle, “Uyumayan Şehir”in Knicks’iyle ve Obama’nın sevdalısı olduğu Bulls’la biraz flört edip ait olduğu Cavaliers ile sözleşme uzatmasıydı. Ama beklenen olmadı. Bir saatlik özel yayın, haftalarca süren gergin bekleyişin ardından nihayet cevabı vermişti: LeBron Cleveland Cavaliers’tan ayrılıyor, Miami Heat’e gidiyordu. Ancak o gece yaşanan şey, bir transfer haberinden fazlasıydı. “The Decision”, Amerikan spor kültüründe sporcunun ilk kez kendi hikayesini, kendi sahnesinde anlatmasıydı. Yayın 10 milyondan fazla kişi tarafından izlendi ve hâlâ Amerikan televizyon tarihinde bir sporcunun katıldığı en çok izlenen program olma unvanını taşıyor [1].

Fakat bu karar, sadece reyting rekorlarıyla değil, yarattığı sarsıcı yankıyla da tarihe geçti. Cleveland halkı için LeBron yalnızca bir yıldız değildi; Ohio’nun küçük kasabalarından doğmuş, şehrin umudunu simgeleyen bir kahramandı. O gece şehirde formalar yakıldı, duvarlardaki dev LeBron posterleri söküldü, “traitor” (hain) yazılı pankartlar sokaklara taşındı. Takip eden haftalarda şehirdeki yerel basın, “LeBron sonrası depresyon” ve “Cleveland’ın moral çöküşü” başlıklarıyla doldu. Cavaliers’ın piyasa değeri bir yıl içinde Forbes verilerine göre yaklaşık 476 milyon dolardan 355 milyon dolara düştü [2].

LeBron’un gidişi sadece Cleveland’ı değil, Amerika’nın spor medyasını da ikiye böldü. ESPN’in etik sınırları, sporcunun özel kararını bir “reality show” hâline getirmesi nedeniyle sorgulandı. Bazıları LeBron’u “modern çağın narsisti” ilan ederken, kimileri onu “özgür bir siyah adamın kendi kaderini eline alması” olarak gördü. Yedi koca yılda LeBron’a şampiyonluk için iddialı bir kadro kuramayan Cavs yönetimini eleştiren de oldu, dönemin süper yıldızları Dwyane Wade ve Chris Bosh ile ortak karar alıp süper takım kuran LeBron James’i basketbolun doğasını bozmakla suçlayanlar da oldu. O dönem sosyal medya henüz bugünkü kadar yaygın değildi ama “The Decision”, Twitter’ın ve YouTube’un erken döneminde viral bir fenomene dönüştü. Konu yalnızca spor sayfalarında değil, talk show’larda, sitcom’larda bile yankı buldu. Dönemin popüler “How I Met Your Mother” dizisinin birçok bölümünde Cleveland’lı Ted’le dalga geçildi; onun “The Decision” travması alay konusu oldu.

Miami’deki ilk yıllar ise LeBron’un kariyerinde belki de en karanlık dönemdi. NBA tarihinin en sevilen figürlerinden biri, bir anda en çok nefret edilen isim hâline gelmişti. Deplasmanlarda her topa dokunduğunda ıslıklandı, “LeBetrayal” başlıklı manşetler atıldı, sosyal medyada nefret kampanyaları düzenlendi. Heat’in “superteam” (süper takım) kurulumu, basketboldaki rekabet ruhunu öldürmekle suçlanıyordu. Hatta Miami’deki ilk sezonunda dramatik bir şekilde Dallas Mavericks’e kaybetmeleri alay konusu olurken, maç öncesinde Wade ile beraber hastalanan Dirk Nowitzki ile dalga geçmeleri ise nefret yangınına körükle gitmek oldu. Ancak LeBron, bu dönemde eleştirilerin altında ezilmek yerine onları yakıt olarak kullandı. Takip eden dört yıl içinde Miami Heat’le iki NBA şampiyonluğu kazandı ve Finaller MVP’si oldu. Bu başarılar, onun yalnızca saha içindeki değil, zihinsel dayanıklılığının da kanıtıydı.

Fakat LeBron’un hikâyesi burada bitmedi. 2014 yazında, “Sports Illustrated”’a yazdığı kısa ama etkileyici bir metinle dünyayı yeniden şaşırttı: “I’m coming home.” [3] Cleveland’a dönüyordu. Bu sadece bir transfer değil, bir kefaret yolculuğuydu. Ve iki yıl sonra, 2016 NBA Finalleri’nde Cavaliers’ı tarihî bir zaferle şampiyonluğa taşıdı. 3–1 geriden gelip Golden State Warriors’ı mağlup etmek sadece bir spor başarısı değil, bir şehirle bir adam arasındaki kırık bağın onarılmasıydı. LeBron’un maç sonu gözyaşları sadece bir şampiyonun değil, bir kefaret hikâyesinin de sembolüydü. Artık o bir kötü adam değil, yeniden Cleveland’ın kahramanıydı.

Bu dönüş, LeBron’un “villain” imajını silip yerine “lider, baba figürü, efsane” imajını yerleştirdi. Spor dünyası ona yeni bir gözle bakmaya başladı. 2010’da “kibirli” bulunan o adam, 2020’lerde adalet, eğitim ve toplumsal farkındalık projeleriyle bir rol model hâline geldi. Akron’daki düşük gelirli öğrenciler için açtığı “I PROMISE School”, onun sadece sahada değil, toplumda da bir lider olduğunu gösterdi. LeBron artık yalnızca bir basketbolcu değil; sporcunun kendi anlatısını yönettiği, kendi markasını kurduğu, kendi tarihini yazdığı yeni çağın temsilcisiydi.

“The Decision”ın mirası bugün spor endüstrisinin tamamında hissediliyor. NBA’de “player empowerment” (oyuncu gücü) akımı, büyük ölçüde o gecenin uzantısı olarak görülebilir. Artık süperstarlar, takımların değil, kendi ajandalarının sahibi. Kevin Durant’in Golden State’e gidişi, Kawhi Leonard’ın kendi kadro planını kurdurması, hatta modern futbol yıldızlarının transfer tercihlerini kendi sosyal medya hesaplarından duyurması — hepsi “The Decision”ın açtığı kapıdan geçti. LeBron’un o dönem aldığı nefret, bugün benzer adımlar atan sporcular için bir koruma kalkanına dönüşmüş durumda.


2025’e geldiğimizde LeBron James, 40 yaşında hâlâ aktif, hâlâ tartışmasız bir ikon. “The Second Decision” teaser’ı yalnızca bir emeklilik ihtimalinin değil, aynı zamanda bir çağın kapanışının da sembolü. 2010’da Amerika’nın en nefret edilen adamlarından biri olan LeBron, bugün dünya genelinde en çok saygı duyulan spor figürlerinden biri. O, sadece rekorlarıyla değil, kendi hikayesinin kontrolünü eline almasıyla da tarihe geçti.

Belki de LeBron’un asıl “kararı”, South Beach’e gitmek değildi. Asıl kararı, kendi anlatısını kimsenin eline bırakmamaktı. “The Decision”, sporun yalnızca sahada değil, kameralar, şehirler ve kalpler üzerinden de oynandığını gösterdi. Ve bugün, “The Second Decision”ı beklerken bir şeyi artık hepimiz biliyoruz: LeBron James sadece oyunun kurallarını değiştirmedi — oyunun anlamını yeniden yazdı.

Kaynakça

  1. [1] The Nielsen Company. “Nearly 10 Million U.S. Viewers Watch LeBron’s ‘Decision.’” 12 Temmuz 2010. ESPN Press Room (Backstory, 2020). YouTube arşiv kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=Afpgnb_9bA4
  2. [2] ESPN. “LeBron James is worth millions to the economy of Cleveland.” Crain’s Cleveland Business. “Forbes estimates Cavs’ franchise value drops after LeBron’s departure.”
  3. [3] James, LeBron; Jenkins, Lee. “I’m Coming Home.” Sports Illustrated, Temmuz 2014. (SI Vault).
  4. TV Ratings: NBA Finals Game 7 Break ABC Record With 30.8 Million Viewers
  5. Busacca, Larry. LeBron James and ESPN’s Jim Gray speak at the LeBron James announcement of his future NBA plans at the Boys and Girls Club of America on July 8, 2010, in Greenwich, Connecticut. 
  6. LeBron James and “The Second Decision”: LBJ’s Mysterious Announcement | Dunkest

Leave a Reply