Son anda kabul aldığım DEKAFOK Kıyı Koruma Derneği’nin hayatıma katacağı renklerden habersizdim. Aylardan Mayıs, Bilkent final haftasının son günleriydi. Ankara’dan bindiğim otobüs, leylakların ve uçan balonların süslediği bir yolculuğun ardından sabah beni Manavgat Otogarı’nda indirdi.
DEKAFOK’un bulunduğu bölgeye ulaşmak için otogardan bir araca binmeniz gerekiyor. Otobüs ya da havalimanından merkeze ulaşım mümkün ve kabul aldıktan sonra size detaylı bir bilgilendirme broşürü gönderiliyor. Ben 10 numaralı otobüse bindim. Çiçeklerin arasından, otellerin ve taşlıkların içinden geçen yaklaşık yirmi dakikalık yolculuğun ardından toprak bir yolda indim. Araç sizi belli bir noktaya kadar bırakıyor; merkeze ulaşmak için yaklaşık 1,5 kilometrelik bir yolu yürümeniz gerekiyor. Taksi ya da özel araç giriş yapabiliyor ancak benim bindiğim dolmuş tarzı araç o kısma giremiyordu.

Valizimin taş yolda çıkardığı ses eşliğinde yürümeye başladım. Çok geçmeden Sorgun Sahili beni selamladı. Alabildiğine uzun, gökyüzü kadar mavi bir deniz… Dalgalara henüz teslim olmamış, sıcacık bir sabah. İnsanlar henüz uyanmamıştı.
Sahilin devamında yürürken Boğaz Kafe’ye denk geldim. Kafe henüz açılmamıştı ve ürünler yeni yeni geliyordu. Orada çalışan bir amca beni bavulla sahilde görünce şaşırmış olacak ki “O tarafta otel yok, yolunu mu kaybettin?” diye sordu. Ben de ona “Hayır, DEKAFOK Kıyı Koruma Derneği’ne geldim, yerini biliyor musunuz?” cevabını verdim. Amca önce anlamayan gözlerle bana baktı. Kaplumbağalardan ve Seher Hanım’dan bahsedince birden yüzü aydınlandı: “Aa, Seherleri diyorsun! Onlar sahilin sonundadır. İstersen bırakayım.”
Aklınızda bulunsun, yerel halk DEKAFOK’tan çok “Seher” deyince nereye geldiğinizi anlıyor. Seher ablanın insanlarla kurduğu o güçlü bağa tanık olunca neden derneğin onun adıyla anıldığını da anladım. Yine de doğa o kadar güzeldi ki yürümeyi tercih ettim.

Yolun sağında deniz, solunda meşhur Sorgun Nehri… Mavinin her tonu etrafımı sarmıştı ve uzun zamandır olmadığım kadar mutluydum. Carettaları görecek, onlara yardım edecek olmak zaten başlı başına heyecan vericiydi. Bir de bu cennetten bir parça gibi görünen yer her adımda beni daha çok içine çekti.
Dernek binası sahilin mendirek kısmına doğru olan uç noktadaydı. En az sahilin geri kalanı kadar sessizdi. İçeri girmek üzereyken bana doğru koşan bir köpek gördüm. Kapının üzerindeki yazıyı okuyunca durdum: “Lütfen kapıyı açık bırakmayın, Deka kaçıyor ve yolunu bulamıyor.” Altında da o sevimli köpeğin fotoğrafı. Anlaşılan ilk dostumla tanışmıştım.
Deka’dan sayfalarca bahsedebilirim ama odaktan sapmayayım. Manavgat yangınlarından kurtarılan bir yavruyken annesini kaybetmiş. Seher ablanın yanındaki kedilerden biri de ona süt annelik yapmış. Belki de bu yüzden kendini biraz kedi sanıyor. Dernekteki her canlının ayrı bir hikâyesi var.
Yaklaşık yarım saat sonra dernek binasına bir araç geldi. İçinden DEKAFOK tişörtleri giymiş, ellerinde metal yuva çubukları, sırtlarında dolu çantalarla dört-beş kişi indi. Sahadan yeni döndükleri her hâllerinden belliydi: yorgun ama neşeli. Tanıştık. İlk başta çekingen olsam da Seher abla ve Berkant o kadar samimi ve iletişimi kolay insanlardı ki birkaç gün sonra siz de bülbül gibi şakımaya başlıyorsunuz.

O gün gönüllülük süreci ve benden beklenenler hakkında bilgilendirildim. Gönüllü olmak isteyenler için kısaca anlatayım: DEKAFOK, mendirek ile Side arasındaki yaklaşık 10 kilometrelik sahil şeridinin korunmasını üstleniyor. Her sabah saat 4–5 gibi kalkıp bölüşülen alanları denetlemek bizim görevimiz. Mayıs sonu itibarıyla yumurtlamak için karaya çıkan anne carettaların traktör tekeri izine benzeyen izlerini takip ederek yuvaları buluyoruz. Yuvanın zarar görmemesi için üç çıtayla çevresini koruma altına alıyoruz. Koordinat, denize uzaklık gibi bilimsel verileri kaydediyor; tüm sahili kontrol ederek turu tamamlıyoruz.
Ağustos ayında ise süreç daha da yoğunlaşıyor. Yumurtadan çıkan yavruların güvenliği devreye giriyor ve hem daha şen hem de daha büyük sorumluluk gerektiren bir dönem başlıyor. Saha çalışması bu gönüllülüğün ana parçası. İşini titizlikle yapmayacak, erken kalkmakta ya da uzun mesafeler yürümekte zorlanacak kişilerin başka programları tercih etmesi daha doğru olur. Çünkü bu işi Seher abla ve Berkant’ın ciddiyetiyle yapmıyorsanız, faydadan çok zarar verebilirsiniz.
Bir gün nasıl geçiyor? Sabah 5 civarı kalkar, DEKAFOK tişörtünüzü giyer, akşamdan hazırladığınız çantanızı ve ekipmanlarınızı alıp sahanıza gidersiniz. Erken saatin önemi izlerin taze ve belirgin olmasıdır. Yuva sayısı gününe göre değişir; bazen hiç olmaz, bazen bir günde beş-altı yuva bulursunuz. Her biri aynı özenle korunur. Tüm yuvalar fotoğraflanır, GPS konumları kaydedilir ve veriler düzenli şekilde arşivlenir.
Saha genellikle iki saat sürer. Sonrasında dernek binasında buluşuruz. Çevredeki otellerle güçlü ilişkiler kurulmuş durumda. Örneğin Akra Sorgun Otel kahvaltı ve yemek konusunda destek olur. DEKAFOK’ta birlikten kuvvet doğduğunu burada somut şekilde görürsünüz.

Gün içinde ziyaretçiler gelir. Carettalar, kum zambakları ve Akdeniz fokları hakkında bilgi veririz. Yaptığımız saha çalışmalarını Türkçe, İngilizce, Almanca başta olmak üzere birçok dilde anlatırız. Dil bilmek gerçekten önemli; gönüllü seçiminde sizi bir adım öne taşıyor. Ben İspanyolca bildiğim için gelen İspanyol misafirlerle belli bir seviyeye kadar iletişim kurabildim. Seher ablanın Almancası ise gerçekten etkileyiciydi.
Akşam yemeğinden sonra Seher ablanın bizlere hazırladığı o eşsiz bitki çayı eşliğinde gün kritiği yapar, ertesi gün için çantalarımızı hazırlarız. GPS pilleri, metreler ve tüm araç gereçlerin eksiksiz ve hazır olduğundan emin oluruz.
Ama her gün “normal” değildir. Benim dernekte bulunduğum süre boyunca üç yaralı caretta ihbarı aldık. Bölge içindekilere en kısa sürede ulaştık, ulaşamayacaklarımızı ise ilgili derneklere bildirdik. Yaralı carettalar veteriner eşliğinde sağlığına kavuşuncaya kadar müşahede altında tutulur, tüm bakımları eksiksiz yapılır ve tamamen iyileştiklerinde yuvaları olan denize geri salınırlar. Burada beni en çok etkileyen ve takdir ettiğim şeylerden biri bu prensip olmuştu. Sağlığına kavuşan caretta insanlara sergilenmek için tutulmaz, hatta çoğu zaman ziyaretçi gözünden uzak tutulur. Yaralı caretta üzerinden sosyal medyada paylaşım yapılarak prim yapılmaz. Ona tüm saygımızla yaklaşır, hazır olduğu anda yuvasına göndeririz. Çünkü onların yeri havuzlar değil, denizdir.
Gönüllülük süreci 21 gündür. Bu süreçte çok yorulur, bazen “Yarın yapabilecek miyim?” diye düşünürsünüz. Ama o yarın hep gelir. Kalkar, bir yuvayı daha koruma isteğiyle sahaya çıkarsınız. Günler çabucak geçer ve bir bakmışsınız son sahanızdasınız. Gitmek hep zor olur. Çünkü 21 günün sonunda DEKAFOK bir parçanız, eviniz olmuştur. Giderken duygusallaşmayanı henüz görmedim.
Doğaya fayda sağlamak isteyen, “Bir yıldız da ben atayım” diyen biriyseniz DEKAFOK mutlaka uğramanız gereken duraklardan biridir. Başvurular ise çok seçici. Geçen sene binin üzerindeki başvurudan yalnızca 42 kişi seçildi. Bu da onların bu işi ne kadar ciddiye aldıklarının en net göstergesi.
Son olarak, derneğin melek köpeği Fok’tan bahsetmeden bitirmek istemem. İnsan her hayvanı her canı sever ama bazıları iz bırakıyor işte. Her sabah saha arkadaşım olan ve bensiz sahaya çıkmayan, beyaz tüylerini sallaya sallaya yanımda yürüyen, Seher abla ile motora bindiğimizde nefes nefese kalsa da koşa koşa bizi takip eden, sıcaklayınca kendini nehre atan ama bizi yalnız bırakmamak için koşa koşa geri gelen Fok… Artık aramızda değil. Bunu düşündüğümde hâlâ gözlerim doluyor. Fok, DEKAFOK’ un unutulmaz bir parçası, prensesiydi. Onu çok seviyorum ve çok özleyeceğim.
DEKAFOK, 2026 Mayıs ayı için gönüllü aramakta, eğer sen de bu güzel ailenin bir parçası olmak istersen onlara web sitesi aracılığıyla ulaşabilirsin.1

- https://dekafok.org.tr/ ↩︎





