Öteki Dünyaların Tarihi: Tolkien’ın Evreni

Hiç dışarının kaotik işleyişinden kaçıp kendi dünyanıza sığınmak istediniz mi? Bağıran insanlar, ağlayan bebekler, birbirini kovalayan çocuklar… Bu dünyadan kurtulup kendi evreninizi yarattığınızı bir düşünün, tamamiyle sizin tasarlayacağınız bir dünya. 

Karakterleri, kurguyu ve çatışmayı dahi seçebileceğim bir dünya yaratma fikri beni hep büyülemiştir. Küçüklükten beri içinde kaybolabileceğim evrenler yaratan biri olarak başkalarının dünyalarını keşfetmek de beni bir o kadar heyecanlandırmıştır. Çok küçük yaştan itibaren kitap okumayı özellikle de fantastik türdeki kitaplarda sürüklenip gitmeyi çok sevmişimdir. Bundan dolayı bu yazımda da fantastik evrenlerden bahsedeceğim. Herkesin bildiği, klasikleşmiş evrenler nasıl oluştu, yazar neden bu evreni oluşturdu? Serinin ilk yazısında da fantastik edebiyatı denince akıllara ilk gelen o yazardan başlamak istedim: J.R.R. Tolkien. 

Tolkien’ın evreninden söz etmek gerekirse ilk önce yazdığı en önemli üç kitaptan bahsetmek gerekir. Hobbit, Yüzüklerin Efendisi ve Silmallirion. 

Her şey peri masallarından asla umudunu yitirmemiş bir yetişkin ile başlıyor. Edebiyat ve dilbilimine olan merakı sayesinde Oxford’da aldığı derslerin yanı sıra bir edebiyat ve filoloji kulübü kuruyor. Bu merakını daha da arttıran Tolkien, mitolojilere olan ilgisi sayesinde kendi masallarını yaratıyor. Bir yandan da mitoloji kitaplarının çevirmenliğini üstleniyor. Tabii bu hayat onun için çok uzun sürmüyor. 1. Dünya savaşı ile göreve çağırılıyor. Savaş ile birlikte hayatını etkileyen bir sürü olay olsa da o her zaman kısa hikâye yazmaya devam ediyor. 

Savaşın sonlarına doğru artık eski hayatına dönen Tolkien, Oxford’da profesör olarak çalışmaya başlıyor. Mitoloji ve hikayelere karşı tutkusunu geri kazanıyor ve en sonunda bir gün, sınav kağıtlarını incelerken hayatını kökten değiştirecek o cümleyi boş bir sınav kağıdına aktarıyor. 

Hobbit

Topraktaki bir oyukta bir hobbit yaşarmış. Bu cümle ile başlayan bir kitap yıllar içinde bir sürü kitabın ilham kaynağı olacaktı. Her şey sınav kağıtlarını değerlendirirken sıkılmış bir profesör sayesindeydi. 

Tolkien bu bir anda gelen ilhamı her akşam çocuklarına bir masal olarak anlatmaya başladı. Hobbitlerin başından geçen farklı maceralar, Bilbo Baggins ve bir sürü yeni karakter… Hikâyeler o kadar kapsamlıydı ki bu masalları kağıda geçirmesi gerektiğine karar verdi. Bir süre sonra Tolkien’in elinde artık bir kitap vardı. The Hobbit 1937’de yayınlandı ve büyük bir başarı elde etti. Artık Tolkien çok konuşulan bir yazar olmuştu. 

Hobbit sayesinde Tolkien’in önünde mükemmel bir fırsat vardı. Yıllardır üstünde çalıştığı, içinde farklı kültürlerin olduğu, hiç duyulmamış dillerin bulunduğu, kendi mitolojisini yarattığı bir kitap. Tolkien’in gözünde gerçek şaheseri oydu, baş yapıtı, asıl kitabı: Silmarillion… 

Koca bir dünya, yüzlerce karakter ve orijinal bir mitoloji… Fakat Tolkien’in aksine yayınevleri bu fikre sıcak bakmadı. Onlar zaten popüler olan bir kitabın devamını istiyordu. İkinci bir hobbit talepleri vardı. Onlar bu isteklerini dile getirdikçe yazar da kendi kitabından soğuyordu, onun gözünde Hobbit bir çocuk kitabıydı. Gece masallarının olduğu, hafif ve eğlenceli bir kitaptı, onun nasıl bir yazar olduğunu kanıtlamak için yetersizdi. 

Yüzüklerin Efendisi

Tolkien uzun süre dirense de en sonunda bir devam kitabı yazmaya ikna oldu. Tabii kendi şartları vardı… Toplam on iki yıl süren bu yazma süreci Hobbit’i basit bir çocuk kitabından çıkartmıştı. 

Elfler, cüceler, yeni diyarlar ve bir yüzük… Artık yazarın elinde basit bir çocuk kitabı yoktu. Elinde altı kitap ve bir yüzük barındırıyordu. Editörlerin uzun çabalarının sonucu üçe düşse de Tolkien’ın dileği yerine gelmişti. Bu kitap gelişmiş ve çok boyutlu bir dünyanın kapısı olmuştu. Modern fantastik romanın kurucusuydu… 

Silmarillion

Artık elinde Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi gibi çok tutulmuş, başarılı kitaplar olsa bile Tolkien hâlâ en başından beri yazmak istediği o kitabı unutamamıştı. Sürekli red yemiş ve okurların eline hiçbir zaman geçememişti… Fakat bu aslında doğru değildi. Bizler en başından beri o evrenin içindeydik. Tolkien, Silmallirion’ın basılması için yayınevlerini ikna edemeyince aklına yeni bir fikir geliyor. 

Kalemini eline alıyor ve kuralları kendisi yazmaya başlıyor. Boş bir sınav kağıdına yazılmış bir cümle ve oluşturduğu kapsamlı mitoloji birleşiyor. İki bağımsız evren yeniden şekilleniyor ve ortaya Yüzüklerin Efendisi çıkıyor. Asıl orijinal mitoloji Silmallirion ise Tolkien’in hayatı boyunca onun izini takip ediyor, hiçbir zaman yanından ayrılmıyor. Durum böyle olsa bile Tolkien kitabı hiçbir zaman bitiremiyor. 

Bu büyük yazarın vefatı sonrası oğlunun katkıları ile kitap tamamlanıyor ve Tolkien’in ölümünden yıllar sonra okuyucular ile buluşuyor. Yüzlerce karakter, onlarca diyar ve yeni bir mitoloji. Tolkien’in otantik fakat bir o kadar da kapsamlı evreninin yolculuğu da burada sona eriyor.

Asıl tutkusu olan Silmallirion’ın basılmasında daha da kararlı olsa bu hikaye tamamen farklı bir yöne mi giderdi? Peki ya siz olsanız okuyucuya istediğini mi verirdiniz yoksa kendi dünyanızın içinden ayrılmaz mıydınız? Veya siz de Tolkien gibi seriye devam edip yine de kendi kurallarınızı mı oluştururdunuz? Çünkü ne de olsa Tolkien’ın da dediği gibi, “Sadık bir yüreğin asi bir dili olabilir.”

Kaynakça:

Tolkien’ın Hayatı: https://coreymccullough.com/blog/making-tolkiens-universe

Tolkien, J.R.R. The Lord Of The Rings. Houghton Mifflin, 1954.

Tolkien, J.R.R. The Hobbit. George Allan & Unwin, 1937.

Tolkien, J.R.R. The Silmarillion. Editör Christopher Tolkien, George Allan & Unwin, 1977.

Leave a Reply