Amadeus; tarih, müzik ve tiyatroyu birleştiren harika bir tiyatro oyunu.

Oyun, ismini Mozart’ın ilk adı ve aynı zamanda Tanrı’nın sevgilisi anlamına gelen Amadeus’tan alıyor. Bu oyun sadece Wolfgang Amadeus Mozart ve Antonio Salieri arasındaki rekabeti konu almakla kalmıyor; aynı zamanda kıskançlık, deha, hırs ve insanın iç dünyasındaki çatışmaları da derinden ele alıyor. Amadeus oyunu, Beethoven gibi ünlü isimlerin eğitmeni ve aynı zamanda resmi saray müzisyeni olan Antonio Salieri’nin hayatının bir kısmını ve onun gözünden Mozart’ı anlatıyor. Oyunda başrolleri Selçuk Yöntem (Antonio Salieri) ve Tansu Biçer (Wolfgang Amadeus Mozart) paylaşıyor ve başta bu iki isim olmak üzere tüm oyuncular izleyiciye görsel bir şölen sunuyorlar.

     Oyun, tarihte de büyük merak uyandıran şu soruyla başlıyor: Salieri’nin, Mozart’ın ölümünde parmağı var mı? Bu kısımdan itibaren Salieri’nin yaşamını, en çok da Viyana’daki şaşaalı yaşamını görüyoruz. Bu şaşaalı yaşam bir gün Mozart’ın da Viyana’ya gelmesiyle ve orada uzun bir süre kalma kararı vermesiyle yerle bir oluyor.

     Mozart’ın bu gelişi Salieri için büyük bir tehdit; Mozart’ın Viyana’daki üstün seyirci başarısı, Salieri’nin kendisine cephe almasına sebep oluyor. Mozart’ın başarısının önüne geçmek için her türlü yolu deniyor. Bir süre sonra gözünü öyle bir kıskançlık ve hırs bürüyor ki başarısız olduğu her an Tanrı’yı suçluyor ve ona kafa tutuyor. Ona göre tüm başarısızlıklarının sebebi Tanrı ve onun biricik sevgilisi (Amadeus) Mozart’ı artık kendine favori seçmesi. Bir süre sonra nefretini Mozart’tan çok Tanrı’ya yönlendiriyor. Hatta oyunun sonlarına doğru Mozart’a (minik bir spoiler alert) “Tanrı’nın umrunda bile değilsin, ikimiz de değiliz ve bu konuda eşitiz.” sözleri onun Tanrı’ya ne kadar çok kafayı taktığının bir göstergesi.

     Mozart ise en başlarda Salieri’yi ona yaklaşan bir akıl hocası hatta bir dost olarak görüyor ve onun çoğu dediğine inanıyor. Ancak Salieri’nin gerçek niyetini anlayınca Mozart’ın da – Salieri kadar olmasa da – ona karşılık vermesiyle olaylar sarpa sarmaya başlıyor ve iki ezeli düşmanın kavgaları arasında ortaya yüzyıllar boyu dinlenecek besteler çıkıyor.

     Oyun, İtalya’da rönesans zamanını hem kostümleriyle hem de dekorlarıyla çok güzel yansıtmış. Hepimizin bildiği operalardan kesitler de aralara çok güzel yerleştirilmiş ancak bazılarının kayıttan çalındığından şüphelenmedim de değil. Benim sevdiğim bir diğer dönem özelliklerinden biri de kesinlike hitaplar. O saray ağzı kibar kelimeler (çoğunluğu sahte) oyuna çok güzel yerleştirilmiş.

     Gelelim oyunculuklara; Tansu Biçer ve Selçuk Yöntem’in rollerini en iyi şekilde oynadıklarını ve yansıttıklarını düşünüyorum. Tansu Biçer’in, Mozart’a kattığı fırlamalığa hayran kaldım. Onun duygularını gerek sesine gerekse hareketlerine bu kadar güzel yansıtması karaktere duygusal açıdan daha da bağlanmamı sağladı. Selçuk Yöntem’in oyunculuğunu anlatmaya da, tıpkı Tansu Biçer’in oyunculuğu gibi, kelimeler yetmez. Selçuk Yöntem’in o derin sesi zaten sizi oyuna çekmeye yetiyor. Ara sıra tüm oyunun durup oyuncuların sanki bir dış sesmiş gibi olayları ve içindekileri yorumlayıp anlatmaları da ayrıca hoşuma gitti ve bu sayede oyunla daha iyi bir bağ kurdum.

     Amadeus’a dönem yapımı, müzik, sanat ve entrika seven herkesin gitmesini şiddetle tavsiye ediyorum. Daha doğrusu herkesin gitmesini şiddetle tavsiye ediyorum ama bu yukarıdaki özellikleri sevenler bence ekstra bayılacaklar. Bende geçtiğimiz kasımda izleme fırsatı buldum ve neden daha önce izlemedim diye kendi kendime epey kızdım, bana göre 2024’te gittiğim en iyi tiyatroydu. Verdiğiniz paranın her kuruşuna kesinlikle değiyor ve oyun bittiğinde keşke daha uzun olsaymış (2.5 saat neyime yetmiyorsa) diye söylendim. Şimdiden izleyeceklere keyifli seyirler, umarım siz de benim gibi tiyatro salonundan mutlu ayrılırsınız.

Görseller Biletinial ve Biletixten alınmıştır.

Leave a Reply