Umut, ne kadar da tehlikeli bir kelimedir. Bu kelimeden yola çıkılarak yazılmış milyonlarca şiir, binlerce roman vardır. Her şey küçük bir umut ışığının körüklenmesi ile başlamaz mı zaten? Bir kitabı incelediğinizi farz edelim, ilk olarak kitabın arkasını çevirip özeti okursunuz sonrasında ise bu kitabın size uygun olup olmadığına karar verirsiniz. Bu yargının sonucunda kitabın ilginizi çekebileceği ile ilgili bir umut ışığı yükselir ve ilk sayfasını okumaya başlarsınız. Hoşunuza giden her sayfa, incelikle betimlenmiş her cümle sizi daha da heyecanlandırır.

Bunun sonucunda bazen tam anlamıyla umduğunuzu bulabilirsiniz, bazen ise bu umutlar bir ters köşeye çarpar. Eğer polisiye romanı okuyorsanız ters köşeler avantajlı olabilir fakat benim bahsettiğim ters köşe daha çok çıkmaz sokak gibidir. Kafanızı karıştırır ve en sonunda da sizi hayal kırıklığına uğratır. Ne de olsa her kelimenin sahip olduğu gibi umudun da bir tezatı vardır. Hayal kırıklığı, gece ayaklarınızı sürükleyerek sizi yatağınızına zincirleyecek, günlerce o yataktan sizi çıkartmayacak ve en sonunda da çürütecek o kelime.
Her ne kadar hayal kırıklığını önlemeye çalışan hayatlar yaşasak da bazen öyle anlar oluyor ki sanki yolun sonunda melankoli dışında hiçbir şey görünmüyorken bile o yola sapabiliyoruz. Birkaç hafta önce okuduğum bir kitap sayesinde bu düşünceler tekrardan aklımı kurcalamaya başladı. Kitap, tuhaf yaratıklara inanarak büyümüş çocukların severek okuduğu bir hikayenin adaptasyonuydu. Bu kitaba çekilmemin asıl nedeni ise ana hikayeye odaklanmamış olmasıydı. Bu hikayenin içindeki kötü kahramanlardan birini seçmiş ve onun hikayesi üzerine durmuştu.
Kahramanın kaderini biliyordum, adice davranışlarda bulunacağına, adil olmayan kararlar alan birine dönüşeceğini biliyordum fakat bütün kitap boyunca farklı bir son bekledim. Belki de yazar sonunu değiştirmiştir diye düşündüm çünkü karakteri o kadar benimsemiştim ki. Sonu böyle olamaz, olmamalı dedim. Kitabın son elli sayfasına kadar da büyük bir umutla okumaya devam ettim fakat yine de karakterin sevdiği kişi kalbinden vuruldu, kahraman acılar içinde evine geri döndü ve onu kötü karakter yapan davranışları teker teker işlemeye başladı.

Son sayfasını da çevirip kitabı kapattığımda içimde beliren o umut ışığının sönmesi ile bir burukluk hissettim. Sonunun böyle biteceğini biliyordum, daha kitabın ilk cümlesini okurken aklıma gelen bir düşünceydi bu. O zaman neden bu kadar umutlanmıştım? Neden o karakterin sonsuza kadar mutlu yaşama ihtimali olduğuna kendimi inandırmıştım?
İçimde hayal kırıklığının getirdiği o burukluk ile bu sorulara cevap aramaya başladım. Sonunu bildiğimiz hikayelerin değişeceğine inanmak sadece peri masalları için geçerli değildi. Bu hayatımızın her aşamasında, her alanında yaptığımız bir şeydi. Gerek kötü biteceğini bildiğimiz bir ilişkiye başlamak olsun, gerek çalışmadığımız bir sınava girerken yine de yüksek alma ihtimalimizin olduğunu içimizden geçirmek olsun…

Bu, kendimizi kandırmakla ilgili bir sorun muydu yoksa hayatın yıkıcı dalgalarına karşı yine de ayakta kalabileceğimizi kendimize inandırmaya çalışma şekli miydi?
Aklıma ilk daha önceden aldığım sosyal psikoloji dersi geldi, orada “Optimisim Bias” adında bir terimi işlemiştik. İnsanların gelecekte olacakları daha iyimser bir bakış açısı ile görmesiyle alakalıydı. Başkasının başına gelmiş olsa da ben farklı olduğum için bu durumla karşılaşmayacağım demek iyimserlik yanılgısının tam tanımıdır diyebiliriz.
Bu küçük ama bizi hayatta tutmak için önemli olan yanılgı dozunu her insan kendine aşılar. Ne de olsa bütün dünya yıkılmış olsa da hayatta kalma içgüdüsü bizi bir sonraki gün yine uyandırır. Bu küçük umut dozu olmasa gerekli motivasyonu bulamaz, uyanmak için bir nedenimiz kalmazdı.
Gönülden inandığımız için umut etmeyiz. Aslında, durum tam tersidir o kitabın sonunun kötü biteceğini biliyordum fakat yine de bir ihtimal olduğuna inandım. Aynı bir ilişkinin kötü biteceğini bilmek fakat yine de karşı taraftan vazgeçmek istememek gibiydi bu, aslında devam edeceğine siz de inanmıyorsunuz fakat değişme ihtimali o kadar cezbedici ki yine de bir şans veriyorsunuz.
Günün sonunda dünyayı algılayış şeklimiz hayatımızı belirlemiyor mu? Tamamiyle bir ihtimaller silsilesinden oluşan dünyada herkesin hikayesinin sonu belliyken yine de bir sonraki güne uyanmayı kabul ediyoruz. İşte bu yüzden umut etmeye devam etmeliyiz. Yolun sonu hayal kırıklığına çıkacak olsa bile o küçük ihtimale tutunmalı, kaderimizi değiştirebileceğimizi bilmeliyiz.
Kaynakça:
Meyer, Marissa. Heartless. New York, Square Fish, An Imprint Of Macmillan Publishing Group, Llc, 2018
https://thedecisionlab.com/biases/optimism-bias.


