İran’da hükümet, 1979’dan beri kamusal alanlarda başörtüsü takılmasını çoğunlukla güç kullanarak ve bazen de şiddet uygulayarak zorunlu kılıyor. Neredeyse 50 yılı dolduracak olan bu yasak, kadınların özgürlüklerini ciddi biçimde tehdit etmekte ve dehşet verici olaylara sahne olmaktadır. Emin olduğumuz tek şey ise İranlı kadınların bu durumu hiçbir zaman kabullenmeyip, direnişe devam ettikleridir. Peki her şey nasıl başladı?
Zorunlu Başörtüsü Uygulamasının Tarihsel Arkaplanı
19.yüzyılın ikinci yarısında, İranın elit kesim erkekleri Batı Avrupa’ya ziyaretler gerçekleştirmişti. Batı modasını kendi gözleriyle gören İranlı elitler, bu moda anlayışından etkilenip kendileri de bu giyim akımınıa kapıldılar. Yavaş yavaş bu anlayış elit kesim arasında ilerleme ve modernleşme işareti olarak görüldü. Ama 19.yüzyılın asıl göze çarpan noktası bu değildi. İranlı kadınlar artık ekonomik adalet, siyasal temsil ve toplumsal varlık mücadelesi için harekete geçmeye başlamışlardı. İran devleti tarafından resmî siyaset dışına itildiklerini hisseden kadınlar, alternatif bir siyasal aktör haline gelerek mücadelelerini herkese duyuruyorlardı. Tebriz Kadın Ayaklanması, 1890’daki Tütün Protestoları, 1895’teki gıda kıtlığına yönelik protesto hareketi, 1906 Anayasa Hareketi gibi toplumsal hareketlerde kadınlar önemli roller almışlardır. Bununla birlikte direnişçi kadınlar kendi aralarında dernekler kurmuş, derneklerin yanı sıra dergiler, broşürler, kasetler vb. araçlarla da yönetime karşı seslerini duyurma imkanı bulmuşlardır. Bu sayede toplum içinde ki silik statülerini görünür hale kılmışlar ve en temel hak olan seçme seçilme hakkı gibi ve benzeri hakların kendilerine sunulmalarına fırsat sağlamışlardır. Bu başarılar sayesinde İranlı kadınların gücü bütün İran devletine bir gözdağı olmuştur.
20. yüzyılın başlarında peçe, çarşaf vb. örtüler çoktan siyasi bir unsur olmuş ve bu nedenden dolayı kutuplaşmalar başlamıştı. 8 Ocak 1936 yılında İran Kralı Rıza Şah, tüm İslami örtüleri yasaklayan Keşf-i Hicab olarak bilinen bir kararname yayınladı. Şah bunu modernleşme için büyük bir adım olarak görüyordu. Her ne kadar ülkenin gelişimi için ve kadınların toplumdaki katılımını arttırmaya yönelik bir reform gibi gözükse de, sonuç olarak kadınların bedeni üzerinden siyaset yapılıyordu. Buda kadınların özgürlüklerini kısıtlayan başka bir reformdu. 16 Eylül 1941 tarihinde istifa görünümü altında tahttan indirildi ve bu yasak uzun süre uygulanmadı. Rıza Şahtan sonra gelen hükümdar aynı zamanda kendisinin oğlu olan Muhammed Rıza Pehlevi, olması gerektiği gibi kendi döneminde kadınlara istedikleri gibi giyinme özgürlüğü tanıdı. Yine de hala 1979 tarihine kadar Keşf-i hicabın getirilmesinin yıldönümü İran’da resmi olarak Kadınların Kurtuluş Günü olarak kutlanıyordu. Hicab artık farklı kesimler tarafından farklı algılanıyor ve üstünden siyaset yapılmasına çok açık bir hale getirilmişti.
İran halkı, 1979 yılına kadar estirilen sosyalizm ve milliyetçilik rüzgarları ile artık büyük bir isyanın eşiğindeydiler. Devletin bu batıcı tutumu, emperyalist ve geleneklere karşı olduğu gerekçesiyle halktan büyük tepki topluyordu. 7 Ocak 1978 de başlayıp 11 Şubat 1979’a kadar süren İslam devrimi, toplumsal bir dönüşüm olarak adlandırılıyordu. İran İslam devrimi zafere ulaşmış, monarşi dönemi resmen düşmüştü.
Yeni yönetim, geldiği gibi icraatlerine başlamıştı. İcraatlerin kadınların yaşam haklarına uzanması çokta uzun sürmedi. 7 Mart 1979’da, devrimin lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni, başörtüsünün tüm kadınlar için iş yerlerinde zorunlu olduğunu, başörtüsü takmayan kadınların “çıplak sayılacağını” duyuran bir kararname yayımladı. Birçok kişi Humeyni’nin bunu bir gecede değiştirebileceğini düşündü ama kadınlar isyan etti. Bu kararnameyi duyan 100.000’den fazla kişi ve çoğu da kadınlardan oluşan bu topluluk, ertesi gün Tahran sokaklarında toplandı. O gün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ydü…
İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, 3 Aralık 1979 tarihinde yapılan referandumla kabul edilerek yürürlüğe girmişti. Anayasanın kabul ile 1906 tarihli İran Anayasası yürürlükten kalkmış, İslam cumhuriyeti kurulmuş, şeriat anayasası ilan edilmişti. İran İslam Cumhuriyeti Anayasası içerisinde yer alan Anayasada Kadın kısmında aynen şöyle yazmaktadır:
‘İslami toplumsal ilkelerin belirlenmesi sırasında şimdiye kadar her yönden baş gösteren dış sömürünün hizmetinde bulunmuş olan insani güçler asli hüviyetlerine ve insan haklarına kavuşmaktadırlar ve bu kavuşma sırasında şimdiye kadar tağuti nizamda daha çok zulüm görmüş olan kadınların daha geniş oranda haklarına kavuşacakları doğaldır. Aile, toplumun temel birimi ve insanın olgunlaşması ve yücelmesinin asli ocağıdır ve aile kurulmasında insanın gelişme ve olgunlaşma hareketi için gerekli ortamın temel hazırlayıcısı olan inanç ve amaç uyuşması temel ilke olup bu gayeye ulaşılması için imkanların sağlanması İslam devletinin ödevlerindendir. Aile biriminin bu şekilde ele alınması karşısında kadın nesne olmaktan veya tüketim düşkünlüğü ve emperyalizmin hizmetinde bir araç olmaktan çıkıp İslami öğretiye bağlı insanlar yetiştirmek için yüce ve değerli analık ödevini tekrar üstlenmekle hayatın faal alanlarında öncü ve bizzat erkeklerin mücadele arkadaşı olur ve sonuçta daha önemli bir sorumluluk yüklenir. İslami açıdan da daha üstün bir değer ve saygınlıktan yararlanır.’
Kadınları insan haklarından mahrum bırakmayacağını iddia eden bu anayasa bildirgesinin üstüne 1981’de kadınlar ve kız çocuklarının “İslami tarzda” giyinme zorunluluğu kanunlara eklenmiştir. Bununla kalınmamış, 1983’te parlamentodan çıkan bir kararla, kamusal alanda saçlarını tam anlamıyla kapatmayan kadınların 74 kırbaç darbesiyle cezalandırılabileceği belirtildi. Sonrasında bu cezaya 60 gün hapis cezası da eklendi. Bu baskıcı tutumuna devam eden İran İslam devleti 2005 yılında İrşad Devriyesi yani ahlak polisi birimini kurarak artık tamamen kadınların bedenleri üstünden ahlak dersi vermeye başladılar ve işin boyutunun çok daha ciddi yerlere evrilmesine neden oldular.
İran’ın İsfahan şehrinde Ekim 2014 civarında başlayan bir dizi kadına yönelik asit saldırısı başlamıştı. Gerekçe olarak uygunsuz giyindikleri gösterilen bu saldırıların devamı gelmiş ve en az 25 kadın yaralanmış 1 kadın da ölmüştü. Bu nefret suçu adı altında değerlendirebileceğimiz saldırılar, rejimin ektiği tohumun meyveleriydi.

Özetlemek gerekirse, 1936 ve günümüze kadar değişen tek şeyin belli aralıklarda başörtüsünün yasaklanması veya zorunlu kılınmasıdır. Ama işin özünde İranlı kadınlara kendi bedenleri üstünde özgürlük tanınmamış ve büyük toplumsal krizlere neden olmuştur. Ama ne olursa olsun kadınlar direnmekten vazgeçmemiş, bu kısıtlayıcı rejim karşısında hep dik durmaya özen göstermişlerdir. Hatta bazı olaylar tarihe geçmiş ve dünya çapında ses uyandırmışlardır.
Beyaz Çarşamba Hareketi

28 Aralık 2017 tarihinde İranlı Vida Movahed kamusal alanda başörtüsü takma zorunluluğuna karşı yeni bir hareket tarzı ortaya çıkarmıştır. Movahed, Tahran’ın en kalabalık caddelerinden biri olan Enghelab (Devrim) Caddesi’ndeki bir elektrik kutusunun üzerine çıkmış ve bir sopanın ucuna beyaz bir başörtüsü takarak sallandırmıştır. Movahed’in bu davranışı İran’daki kadın hareketleri açısından yeni bir eylem tarzı ortaya çıkarmıştır. Bu eylem tarzı kısa süre içerisinde sosyal medya aracılığıyla İran’ın diğer şehirlerine de yayılmış ve toplumsal bir hareket haline gelmiştir. İranlı kadınlar başörtüsüz ya da beyaz başörtüyle çekindikleri fotoğrafları #whitewednesdays(beyazçarşambalar) etiketiyle paylaşıyorlardı. Yeni çağın toplumsal farkındalık yaratma aracı olan sosyal medya, İranlı kadınların bu eylemini dünya çapına duyurmasını sağlamıştır.
Mehsan Emini Protestoları

İran’ın Tahran şehrinde, 16 Eylül 2022 yılında 22 yaşında Mehsan Eminin ahlak polisi tarafından uğradığı şiddet sonucu ölmesi ülke çapında ayaklanmalara neden oldu. İranın farklı şehirlerinde ve sokaklarında biriken bu öfke artık açığa çıkıyordu. Bu gösteriler dünya çapına yayılmaya başlamış ve insanlar İranlı kadınların hak ve özgürlükleri için ayağa kalkmıştı. Gösteriler tam olarak 4 ay sürdü. Özellikle feminist toplulukların yer aldığı bu gösteriler, kadınların gördüğü bu zulme karşı sert tepkiler içeriyordu. Kadınlar, rejimin yıllardır polis şiddeti eliyle sürdürdüğü bu baskıyı artık kusuyordu. Ne var ki kadınların bedensel ifade özgürlükleri için verdikleri bu mücadele, herhangi bir otoriter siyasi rejim altında eşit haklar arayan her hareket gibi, yönetenleri tedirgin etmiş ve eylemleri bastırmaya çalışmışlardı. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi’den “olaya yol açan sebeplerin ivedilikle ve özel bir dikkatle araştırılmasını” emrini verdiğini belirterek halkın güvenini kazanmayı amaçlamıştı. Cumhurbaşkanın bu hamlesi, halkın gerçekten de kendilerini bir endişe ve korkuya sürüklediklerinin bir göstergesiydi. Bundan sonraki süreçte bu eşitsizliklerin, katı yasakların yeniden düzenlenmesi beklenmekteydi. Peki İranlı Kadınlar özgürlüklerine gerçekten kavuşabilecek miydi?
‘’İffet ve Başörtüsü Kültürünün Desteklenmesi’’ Yasası
Mahsa Amini için gerçekleştirilen protestolar, İran’ı 40 yılı aşkın bir süredir yöneten teokrasinin temellerini çok güçlü bir şekilde sarstı ve bunun üstüne artık sadece sivillerin değil meclise kadar ulaşan yeni duruşlar sergilemesine neden oldu. Bir süredir İran Meclisi ile Anayasayı Koruyucular Konseyi arasında görüşülen ve “Tesettür Yasası” olarak bilinen “aileyi desteklemek için iffet ve tesettür kültürünün teşviki” kanunu sunuldu. Yaptırımlara göre para ve hapis cezalarını içeren kanun 72 maddeden oluşurken, yasaya riayet etmeyenlere 71 dolar ile yaklaşık 2 bin 350 dolar arasında değişen para cezaları verilecek. Para cezasını 10 gün içinde ödemeyenlere, devlet daireleri ve bankalarda hizmet verilmeyecek, pasaport, araç ruhsatı ve ehliyet de alamayacaklar. Bu cezalar yönetime göre halk için hafifleştirilmiş ve insanları memnun edecek düzeye getirilmişti. Kendilerinin ne kadar toplumdan uzak olduğu bu kararnameler ile gün yüzüne çıkıyordu.
Kendilerinin dayattığı bu baskıların sadece halk için olduğu bir sürü skandalla kanıtlanmıştı. İran lideri başdanışmanı Ali Şemhani’nin kızının 2024’te Tahran’daki lüks Espinas Palace Hotel’de düzenlendiği bildirilen düğününü gösteren video, kamuoyunun öfkesini yeniden alevlendirdi. Halk, gündem olan bu düğün videosuna karşılık yetkilileri ikiyüzlülükle suçladı. Artık rejim halkın gözünde ciddiyetini ve disiplinini kaybetmiş durumdaydı. Kadınlar başörtüsüz çıkmaya başlayıp zorunluluğa aldırmazken ahlak polislerinin de eskisi kadar aktif olmadığı gözlemleniyordu.

Bu konuda umut verici bir gelişme de geçtiğimiz günlerde İran’ın Kiş adasında gerçekleşen maraton da oldu. Yüzlerce kadın başörtüsüz bi şekilde maraton koştu. Röportaj veren kadınların çoğu, iki-üç yıl öncesinde başörtüsüz bir şekilde dışarı çıkıp koca bir maratonu koşabileceklerini asla tahmin etmiyorlardı. Bu yazıyı yazmak istememin nedeni bu haberi görmem olduğunu itiraf etmeliyim. Çünkü bu haber basit gözüken ama aslında kadınların direnişi için çok büyük bir gelişme. Eşitlik ve hoşgörüyü sosyal hayata empoze etmiş, yıllardır direnen kadınların nihayet zafer elde edeceğinin bir göstergesidir…
KAYNAKÇA
https://www.bbc.com/turkce/articles/cj69pn1y3edo
https://www.perspektif.online/iranda-basortusu-yasaklari-gercekten-kalkabilir-mi/
https://www.iramcenter.org/iranda-basortusunun-seruveni-yasaktan-zorunluluga-879
https://www.bbc.com/turkce/articles/cn82z53zvgno
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1922472
https://islamansiklopedisi.org.tr/riza-sah-pehlevi
https://hukukansiklopedisi.com/iran-islam-cumhuriyeti-anayasasi/
https://bianet.org/yazi/beyaz-carsambalar-iran-da-kadin-olmak-206031#google_vignette
https://yetkinreport.com/tag/mahsa-amini/
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42558698
https://www.bbc.com/turkce/articles/cj69pn1y3edo https://www.aa.com.tr/tr/dunya/iranli-modaci-asit-saldirisina-ugrayan-kadinlari-model-olarak-calistiriyor/2683783






