Sevmek ve Etkilenmemek Arasında: Özdemir Asaf’ın “Denize” Şiiri Üzerine

Şiir okumayı severiz, hatta bazı şairleri “favorimiz” diye ayırırız. Ancak bazen, o favori şairin bir şiiri bizi hiç yakalamaz. Böyle anlarda şiirin kendisini mi yetersiz bulmalıyız, yoksa okur olarak o şiirin içindeki derinliğe düşmediğimizi mi kabul etmeliyiz? Favori şair kavramı, edebiyat okurunun kurduğu en kişisel bağlardan biridir. Yine de bu bağın her şiirde aynı yoğunlukla sürmesi beklenebilir mi?  

Bu soru, Özdemir Asaf’ın “Denize” adlı kısa şiirini okurken benim için belirginleşti. Şiir, ilk anda tanıdık imgelerle açılıyor: yeşil, mor, mavi deniz… Şiirde karşılaştığımız bu renkler, doğrudan bir yakınlık hissi yaratıyor sanki yanı başımızda bir mum yakmışız gibi. Ancak bu tanıdıklık, şiiri bana yaklaştırmak yerine onu daha sessiz, daha mesafeli bir alana taşıdı. Şiir sanki derinleşmekten çok, yüzeyde kalmayı tercih ediyordu sanki. Aşağıda bunu detaylı inceleyelim.



“Sen ey deniz;

Yeşil deniz, mor deniz…”

Bu dizeler, şiirin tonunu daha baştan belirliyor. Deniz burada yalnızca bir manzara değil, doğrudan seslenilen bir varlık âdeta. Ancak bu seslenişte güçlü bir çağrıdan çok, sakin bir kabulleniş hissi var. Renklerin art arda sıralanması, denizin değişkenliğini vurguluyor gibi görünse de bu çeşitlilik bir hareket yaratmıyor. Yeşil ve mor, birbirine karışmadan, yan yana duruyor. Bu da şiirin başında okuru içine çeken bir yoğunluk yerine, mesafeli bir gözlem duygusu bırakıyor. Yani denizin içinde olmaktan ziyade denizin dibinde duran ve ona bakıp yan yana duran iki renge bakıyorsunuz. Sonra da siz onları sadece gözünüzle tanımaya çalışıyorsunuz, hissetmeden.

Bir diğer bakımdan denizin tek bir renkle tanımlanmaması, ilk bakışta derinlik vaadi taşıyor. Ancak bu derinlik, okurdan çok şey talep eden bir açıklık gerektiriyor. Şiir, bu noktada duyguyu açıkça kurmak yerine, onu okurun tamamlamasına bırakıyor. Bu tercih, bazı okurlar için şiiri çoğaltan bir alan açarken benim için daha baştan geri çekildiği bir mesafe yaratıyor. 

“Kırmızıyla yazılısın”

Bu anlatım, şiirin başındaki sakin renk geçişini aniden başka bir yere taşıyor. Yeşil ve morun ardından gelen kırmızı; daha sert, keskin ve yüklü bir çağrışım alanı açıyor. Kırmızı burada denizin doğal bir rengi olmaktan çok, ona sonradan eklenmiş bir anlam gibi duruyor. Yazılı olmak, denizin bir hikâye taşıdığını düşündürüyor; sanki yaşanmışlıklar, acılar ya da bedeller bu yüzeye kazınmış. Ancak bu çağrışım güçlü olmasına rağmen, şiir bu noktada da duyguyu derinleştirmek yerine ima etmekle yetiniyor. Kırmızı, şiirde kalıcı bir ağırlık yaratmıyor; kısa bir durak gibi görünüp geçiyor. 

“Sevgilere ve ölüme”

Burada ise bir düzlemde olan iki noktanın en uçlarında olan iki kavramdan bahsediliyor. Aslında düşünüldüğünde sevgi ve ölüm kelimesi tek bir yerde buluşabilir: kırmızı. Özdemir Asaf ise burada sevgi ile ölümü karşı karşıya koymuyor, aralarında bir gerilim kurmak yerine onları aynı düzlemde tutuyor. Bu tercih, şiirin genel sakinliğini pekiştiriyor. Sevgi de ölüm de denizin yazgısının bir parçasıymış gibi sunuluyor. Ancak bu eşitleme, bende bir sarsıntı yaratmaktan çok, kabulleniş hissi bıraktı. Her şey olması gerektiği yerde duruyor, hiçbir duygu diğerinin önüne geçmiyor. Mücadele ettikten hemen ardından beyaz bayrak çekilmiş gibi.

“Göklerden bakıyorsun”

Bence bu kısım denizi neredeyse insandan tamamen koparıyor. Deniz artık sadece konuşulan bir varlık değil; yukarıdan bakan, mesafeli ve kapsayıcı bir konuma yerleşiyor. Bu bakış, şiire kaderci bir ton kazandırıyor. Önünüzde olan denize siz bir adım atsanız bile bin adım daha uzaktaymışsınız gibi bir hissiyat var. Bu noktada şiirin içine çekilmekten çok, onun düzenli ve kapalı dünyasına dışarıdan bakıyoruz. Böylece şiirin mesafeli tavrı güçlendirilmiş olur.

“Mavi-mavi, ölüme.”

Şiirin kapanışı olan dize, ölüm fikrini sakinleştirir. Mavi, huzur ve dinginlik çağrışımıyla ölümü sertliğinden arındırır. Ölüm, korkutucu ya da sarsıcı bir son olarak değil; sakin, dingin ve neredeyse doğal bir akışın parçası olarak sunuluyor. Güçlü ama yumuşak bu bitiriş, şiirin genel tavrıyla uyumludur. Ancak tam da bu uyum, duygusal bir sarsıntının oluşmasını engeller. Sanırım ölüm burada kurtuluşu da temsil ediyor olabilir nasıl mavi özgürlüğü temsil ediyorsa. 

Görsel: Yapay zekâ (Gemini) tarafından üretilmiştir.

Belki de “Denize”nin etkisizliği, şiirin kendisinden çok okuma anıyla ilgilidir. Özdemir Asaf’ın şiiri, okurdan belirli bir duygusal açıklık talep eder; okur hazır değilse şiir tamamlanmaz. Bu nedenle “Denize”, sevilmeye devam edilen ama her okunuşta yeniden bağ kurulamayan şiirlerden biri olarak kalır. Sevmek mümkündür, etkilenmek ise her zaman değil. Özdemir Asaf’ı sevmekle her şiirinden aynı yoğunlukta etkilenmek arasında sandığımızdan daha büyük bir mesafe vardır. Belki de bu mesafe, şiirin bilinçli olarak bıraktığı bir boşluktur. Asaf, anlamın bir kısmını okura değil, kendine saklamayı tercih etmiştir.

Kaynakça

Asaf, Özdemir. “Denize.” Yalnızlık Paylaşılmaz. 1978. Şiir. Türkiye.

Ozdemirasaf2.jpg (t.y.) Vikipedi, özgür ansiklopedi. Erişim adresi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Ozdemirasaf2.jpg

Leave a Reply