Süssüz Kelimelerle Derin Bir Şiir Mümkün mü?Ay Karanlık’a Bir İnceleme

Gündelik kelimelerle yazılmış bir şiir derin olabilir mi? Büyük bir duygu, süssüz bir dilden taşabilir mi? Büyük şiirlerin çoğu gösterişli kelimelerle yazılmaz; kimi zaman en yoğun hisler, gündelik ve sade bir dilden sızar. Ahmet Arif’in Ay Karanlık şiiri de tam olarak böyle bir yerden konuşur: abartıya kaçmadan, duyguyu büyütmeden, ama okurun içinden geçerek. 

Sevgiliye duyulan özlem, Türk edebiyatında sıkça karşılaşılan temalardan biridir. Ancak bu özlem her zaman aynı biçimde dile gelmez; kimi zaman yüksek sesle, kimi zaman da sessiz bir bekleyiş hâlinde karşımıza çıkar. Bazı şiirlerde duygu, süslü imgelerle görünür kılınırken, özellikle divan şiirlerinde, bazılarında ise kelimelerin sadeliği ön plana çıkar.

Ahmet Arif’in şiirleri bu ikinci çizgide durur. Yoğun bir duygu dünyasını gösterişten uzak ama derin bir dille kurar. Ay Karanlık’ta aşk, özlem ve bekleyiş duyguları bu yalınlık sayesinde okurun içine işler. Şiir kısa ve anlaşılır olmasına rağmen etkisi güçlüdür. 

“Maviye

Maviye çalar gözlerin,

Yangın mavisine”

İlk bakışta Ahmet Arif’in mavi rengine duyduğu yakınlık dikkat çeker. Ancak özlem duyulan sevgilinin gözleri yalnızca mavi olmakla tanımlanmaz. “Yangın mavisi” benzetmesiyle bu bakış, şairin kendi içinde taşıdığı yakıcı duygularla birleşir. Sevilenin gözlerine bakmak aynı zamanda özlemin ateşiyle yüzleşmektir.

Yangın; yıkımı, acıyı ve yakıcılığı çağrıştırırken mavi sakinliği ve dinginliği temsil eder. Ahmet Arif, bu iki zıt duyguyu tek bir renkte buluşturur. Şiirde geçen “yangın mavisi” ifadesi, sade bir dil içinde kurulan en güçlü imgelerden biridir. Bu çelişki, şiirdeki aşkın ve özlemin doğasını yansıtır. Duygu içten içe yakıcıdır. Fakat dışarıya taşmaz; sessiz, kontrol altında ve derindir. Şair, süslü bir benzetmeye başvurmadan, gündelik iki kelimeyi yan yana getirerek karmaşık bir duyguyu tek bir renge sığdırır. 

“Rüzgârda asi,

Körsem,

Senden gayrısına yoksam,

Bozuksam,

Can benim, düş benim,

Ellere nesi?”

Şiirin ikinci bölümünde isyan daha belirgin bir hâl alır. Sevgili figürü her ne kadar uzakta olsa da Ahmet Arif, kararlı ve boyun eğmeyen bir duruş sergiler. Özlemin kendisine zarar verdiğinin farkındadır, buna rağmen bu duygudan vazgeçmeye niyetli değildir.

“Rüzgârda âsi” dizesi, bu kararlılığı somutlaştırır. Rüzgârın sertliğine rağmen geri çekilmeyen bir benlik vardır, yönün tersine durur, inat eder, ehlileşmez. Bu karşı duruş, şiirdeki tutkunun ve direncin ilk açık ifadesidir.

Aynı tutum diğer dizelerde daha da yoğunlaşır. Özlemin verdiği acı şairi incitse bile, sevgili figüründen başkasını tanımamayı seçer; bunun bedeli körlükse onu da kabul eder. “Bozuksam” ifadesi ise şairin kendine yönelttiği bir suçlamadan çok, dışarıdan gelen yargıları işaret eder. Bu özlem, üçüncü bir gözden bakıldığında anlaşılmaz; hatta “bozuk” bulunabilir. Ancak Ahmet Arif, bu yargıyı umursamaz. Başkalarının tanımları, sevilen kişiye duyulan hasreti durdurmaz; bu tek kelimeyle, toplumsal ölçülere sığmayan bir sadakat görünür kılınır.

“Can benim, düş benim” dizeleri, şiirdeki isyanın en çıplak ifadesidir. Ahmet Arif burada özlemini korunan bir sınır hâline getirir. Bu duygu ne paylaşılmak ister ne de açıklanır, başkalarının sözlerine ve bakışlarına kapalıdır. Şair, özlemiyle kurduğu bağı açıkça sahiplenir ve onu yalnızca kendine ait bir dünya olarak kurar. Bu dünyada ise tahmin edebileceğiniz gibi sadece iki kişi yaşıyordur: biri sevgili Ahmet Arif diğeri de dünyanın diğer ucunda yaşayan aşkı. 

Bu sahipleniş, hemen ardından gelen “Ellere nesi?” sorusuyla daha da keskinleşir. Bu soru veya bir açıklama arayışından çok bir reddiye niteliği taşır. Özlem, artık başkalarının anlayışına ya da onayına ihtiyaç duymaz. Ahmet Arif, bu kısa ama sert ifadeyle, duygusunu üçüncü kişilerin müdahalesinden tamamen uzaklaştırır ve onu yalnızca yaşayanın hakkı olarak tanımlar. Yani siz bu dünyaya dokunmaya çalıştığınızda sizi kıpkırmızı bir “Girmek yasaktır!” yazısı karşılar. 

“Hadi gel,

Ay karanlık…”

Bu dizelerde şiir, içe dönük bir anlatımdan çıkar ve doğrudan bir çağrıya dönüşür. Bu noktada şair artık yalnızca özlemini anlatmaz, sevdiğiyle temas kurmaya çalışır. Ancak bu çağrı, yüksek sesli bir davet değildir. İçinde acele, tedirginlik ve kırılgan bir umut taşır. Söylenen sözler, karanlığın içinden uzanan bir el gibidir.

“Hadi gel” ifadesi, yalınlığıyla neredeyse savunmasızdır. Buyurgan gibi görünse de arkasında bir ısrar değil, bir yalvarış hissi var. Arif, tüm direncine ve sahiplenişine rağmen bu noktada güçsüzleşir. Özlem artık korunacak bir alan olmaktan çıkar, sadece sevgiliyle paylaşılmak istenen bir son hâline gelir.

Bu çağrının zamanını ve ruh hâlini belirleyen kısım “Ay karanlık…” vurgusu. Aydınlatan hiçbir şeyin kalmadığı bir anda, karanlık hem gizleyici hem de tanık konumundadır. Bu karanlık, kaçışı değil; yakınlaşmayı mümkün kılar. Arif, sevgiliyi aydınlık bir vaade değil; kendi karanlığına çağırır. Belki de kendisi özleminde kaybolmaya başlamıştır. Dünyasının diğer ucuna varmaya çalışırken bir noktada kaybolmuştur.

Kısaca son dizelerde hissedilen duygu bir buluşma umudundan çok, tükenmiş bir bekleyiştir. Sanki söylenecek sözler tükenmiş, geriye yalnızca bu çağrı kalmıştır. Şair, sevdiğine ulaşamasa bile özlemini son bir kez seslenmek ister. Bu nedenle şiir, güçlü bir kapanıştan ziyade yarım kalmış bir cümle gibi sona erer. Tıpkı bekleyişin kendisi gibi. Fakat bilinirki bekleyiş zamanla bir çiçeği soldurur.

Görsel: Yapay zekâ (ChatGPT) tarafından üretilmiştir.

Genel olarak bakıldığında Ay Karanlık, kendi içinde belirgin bir akışa sahiptir. Şiir, giriş–gelişme–sonuç düzenini andıran bir yapı kurar. İlk dizelerde sevgili figürü tanıtılır; bakışlar, renkler ve imgeler aracılığıyla özlemin zemini hazırlanır.

Şiirin devamında ise bu özlem, dış dünyaya karşı konumlanır. Şair, duygusunu sahiplenir ve onu başkalarının müdahalesine kapatır. Özlem artık yalnızca hissedilen değil, savunulan bir alandır.

Son bölümde ise şiir içe kapanan bu duruştan doğrudan bir çağrıya yönelir. Arif, sevgiliyle iletişim kurmaya çalışır. Karanlık, burada bir engel değil; bu buluşma isteğinin sessizliğini ve gizliliğini tamamlayan bir zemin hâline gelir.

Kaynakça

Arif, Ahmet. “Ay Karanlık.” Hasretinden Prangalar Eskittim. 1968. Şiir. Türkiye.

Ahmet Arif.jpg (t.y.) Vikipedi, özgür ansiklopedi. Erişim adresi: https://tr.wikipedia.org/w/index.php?curid=2967856

Leave a Reply