Bugün 27 Mart Dünya Tiyatro Günü. Ankara’nın ayazında, bozkırın yalnızlığında Ankaralı’nın en sevdiği etkinliktir tiyatroya gitmek. Neredeyse her oyun kapalı gişe oynar, biletler haftalar öncesinden tükenir, dilden dile kültleşen oyunlar için sıralarda beklenir. Belki de ondandır tiyatrocuların da en sevdiği izleyicinin Ankara seyircisi olması.

Ankara’da üniversiteye başlayana kadar sadece çocukluk hatıralarımda vardı tiyatro, şimdiyse bir alışkanlık. İstanbul’un trafiği, park çilesi akıllara bile getirtmez olmuştu tiyatroyu. Hala da öyle mi acaba, yoksa sadece ben mi uzak kalmışım? Aileler götürüyor mu çocuklarını tiyatroya, dolup taşıyor mu tiyatro salonları başka semtlerde de çocuk sesleriyle? Günlerce anlatılıyor mu izlenenler büyüklere?

Anatoli_Vassiliev_r-570x380

Her yıl bugün dünyaca ünlü bir tiyatrocu, yönetmen ya da yazar Dünya Tiyatro Günü için evrensel bir bildirge hazırlar. Bu sene bildirgeyi dünyaca ünlü, Rus tiyatro yönetmeni Anatoli Vassiliev yazdı. 73 yaşındaki Vassiliev aynı zamanda Drama Sanatları Moskova Tiyatro Okulu’nun da kurucularından.

Bildirgeden bir kısım şu şekilde;

“…

Tiyatro ne söyleyebilir bize? Her şeyi! Tanrıların cennette nasıl yaşadıklarını, unutulmuş yer altı mağaralarında mahkûmların nasıl çürüdüklerini, tutkuların bizi nasıl yüceltebildiğini, aşkın nasıl mahvedebildiğini, bu dünyada nasıl kimsenin iyi bir insana ihtiyacı olmadığını, aldatmacaların nasıl saltanat sürdüğünü, mülteci kamplarında çocuklar solarken insanların apartman dairelerinde yaşadıklarını, o çocukların nasıl çöle dönmek zorunda kaldıklarını, hepimizin her gün sevdiklerimizden ayrılmaya nasıl zorlandığımızı…

Tiyatro her şeyi anlatabilir. Tiyatro her zaman var oldu ve sonsuza kadar olacak.

Tiyatronun her çeşidine ihtiyacımız var. Hiç kimse için gerekli olmayan bir tek türü var onun. Siyasal oyunlardan, politik “fare kapanlarından” oluşan, siyasetçilerin sahnelediği, hiçbir işe yaramayan politika tiyatrosu. Kesinlikle ihtiyacımız olmayan bir başka türü de günlük terör tiyatrosu: kişiler ya da örgütler tarafından sergilenen, başkentlerde ya da taşrada, sokaklar ve meydanlarda sahnelenen ceset ve kan tiyatrosu. Dinleri ve etnik kökenleri çatıştıran sahte bir tiyatrodur o.”

afife

Her sene aynı şekilde Türkiye’den de bir bildirge yayınlanır. Bu sene bildirgeyi ilk kadın opera sanatçımız Semiha Berksoy’un kızı, tiyatro ve sinema oyuncusu, akademisyen Zeliha Berksoy kaleme aldı.

Bildirgeye “Karanlık bir çağda yaşıyoruz. Nasıl bir çağ bu? Oyunun adı: “İnsanlık Dramı.” Tiyatro sanatı tarihe tanıklık eder; dünyayı, hayatı, insanları seyrederek ve anlayarak bilgiyle doğru yorumlayarak…” diye başlayan Berksoy Nazım Hikmet’in dizeleri ile bitiriyor;

“Yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,

Anlamak, o, bir müthiş bahtiyarlık,

Anlamak gideni ve gelmekte olanı.”

Kaynak: http://www.meraklisiicin.com/muzik-kurslari/kadikoy-guzel-sanatlar/cocuk-tiyatro-atolyesi

Kaynak: http://www.meraklisiicin.com/muzik-kurslari/kadikoy-guzel-sanatlar/cocuk-tiyatro-atolyesi

Bugün 27 Mart Dünya Tiyatro Günü. Biz Ankaralılar teröre alışmayacağımız gibi tiyatro alışkanlığımızı da bir kenara bırakmayıp yine dolduracağız salonları. Yine dakikalarca ayakta alkışlayacağız o güzel insanları, yine çocuk sesleri dolduracak salonları. Peki, sen Karaman, sen İstanbul, sen Türkiye sokağa çıkıp sesini çıkartmadın çocukların için, tiyatroya götürebilecek misin onları gideni ve gelmekte olanı anlayabilmeleri için?

Leave a Reply