“Sokakta yürüyoruz. Karanlık çökmüş ve bir sokak lambası yürüdüğümüz kaldırımı aydınlatıyor. Kulaklığımızda bir şarkı çalıyor ama elbette sesi kısık ve eşlik etmiyoruz çünkü dikkat çekmekten korkuyoruz. Eğer arayacak kadar samimi olduğumuz birisi varsa hemen o numarayı arıyoruz. Maksat sadece sesini duymak, sohbet etmek değil, yalnız olmadığımızı önce kendimize sonra kaldırıma, sokağa, caddeye ve bütün şehre duyurabilmek. Eve geliyoruz ve tabi ki kapımızı kilitleyip koltukta biraz dinlenmek istiyoruz. Gün boyu patronun “küçülmeye gideceğiz” bahanesiyle işten çıkardığı çalışanlardan biri olmamak için telefona ve sosyal medyaya bakamadık. Dolayısıyla, ilişkimizin bittiğine ikna olmayan eski erkek arkadaştan gelen ısrar mesajlarını, paylaştığımız fotoğrafa bakarak kilo aldığımızı hatırlatan arkadaşımızın ses kaydını, sosyal medyada özel mesajları ve fotoğrafları paylaşılan kadının yardım çağrısını ve yine gece geç saatte dışarıda olduğu gerekçesiyle hayattan koparılan bir kadının haberini görme fırsatımız olmadı. Neyse ki şanslıyız çünkü şiddet henüz bize uğramadı.”

Bu hikâyeyi yazarken kurgulamaya ya da bir anlatıcıya ihtiyaç duymadım. Dolayısıyla bu hikâyenin tek bir yazarı yok ama tahmin edemeyeceğimiz kadar çok ortağı var. Çünkü korkarak yaşamak ve tehditlere karşı refleksler geliştirmek biz bütün kadınların ortak deneyimi. Hatta toplum olarak mağdura acımak ve bazen suçlamak fakat yine de bu korkunç hikâyeyi değiştirmek için yeteri kadar çaba göstermemek de hepimizin ortak olduğu bir diğer konu. Ortağı olduğumuz bu hikâyede her sabah bir sonraki şiddet mağdurunun biz olabileceği ihtimaliyle uyanmak çok ağır gelse de, biz kadınlar şükredecek bir şeyler buluyoruz elbette. Çünkü neyse ki biz hâlâ sistemle mücadele etmek için hayattayız ve henüz fiziksel şiddete maruz kalmadık. Ya da şansı yalnızca fiziksel şiddete uğramamaya ve hayatta kalabilmeye indirgedik. Peki, acaba gerçekten düşündüğümüz gibi şiddet henüz bize uğramadı mı? Ben bu sorunun cevabını parçası olduğum Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın geçtiğimiz ay düzenlediği kadına yönelik dijital şiddete dikkat çeken etkinliğinde buldum. Gelin birlikte programın da sloganı olan “Dijital şiddet gerçek, etkileri gerçek, sonuçları ağır” cümlesinin, biz kadınların şiddete bakışında ne anlama geldiğini inceleyelim. Tabi öncesinde dijital şiddetin ciddiyetini daha iyi anlayabilmek için tanımını ve boyutunu görmemiz gerekiyor.
Dijital şiddet adından da çıkarılabileceği gibi şiddetin sanal ortamlarda varoluşunu ve teknolojinin şiddet için bir araç olarak kullanılmasını kapsayan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Koç Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi’ne göre, pandeminin hız kazandırdığı dijitalleşme süreciyle birlikte kadınlar yeni şiddet biçimleriyle karşı karşıya kalarak, bir kez daha erkek egemen sistemin hedefi hâline gelmiştir. Sanal ortamlarda yaygınlaşan şiddet türleri çok çeşitli olmakla beraber en az günlük yaşamda karşılaşılan türler kadar tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır. Konum bilgilerinin izlenmesi, sosyal medya takipleri, özel görüntülerin ifşa edilmesine sebep olan intikam pornografisi ve mahremiyet ihlalleri ne yazık ki yine en çok kadınları mağdur etmekte ve günlük yaşamda olmadığı gibi dijital dünyada da eşitlik sunmamaktadır. (Koç Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi [KAM], n.d.). Ayrıca, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin yayımladığı yeni bir rapora göre, kadınlara yönelik çevrimiçi şiddet alarm veren noktalara ulaşmıştır. Hatta bu şiddet türünün etkileri dijital dünyayla sınırlı kalmayarak çoğu zaman evlere, iş yerlerine, sokaklara, kısacası yaşamın ve kadının var olduğu her alana sıçramıştır. Dolayısıyla kadınlara var olmak için güvenli bir alan kalmamıştır (UN Women, 2023).
Dijital şiddetin tanımı ve örnekleri gösteriyor ki gündelik amaçlar için kullandığımız telefonlar bile şiddet mağduru olmak için ne yazık ki yeterli ortamı sağlıyor. Yani, elinde onu dış dünyaya bağlayacak bir teknoloji bulunduran her kadın, cinsel nesneleştirme, tehdit, ısrarlı takip gibi şiddet türlerinin öznesi olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Üstelik cinsel, fiziksel ya da ekonomik şiddeti görmezden gelen toplumlar, şiddet kavramı soyutlaşarak dijital ortamlara taşındığında, bıraktığı hasarı azımsamaya daha da meyilli oluyorlar. Ancak, mağduriyeti dijital ya da gerçek olarak sınıflandırarak şiddetin tanımını daralttığımızda, maruz kaldığımız ve mağduru olduğumuz zorbalığı büyüterek ekranlarımızdan sokaklara taşımış oluyoruz. Yapılan araştırmalar sonucu toplanan verilere göre, özellikle 18-24 yaş aralığındaki genç kadınların dijital şiddete maruz kalma oranı, diğer yaş gruplarından dört kat daha fazladır. Bununla beraber, bu risk grubundaki kadınlar da çoğunlukla dijital şiddet failleri tarafından cinsel, fiziksel ya da psikolojik tacizlere maruz kalmaktadır (UN Women, 2023). Verilerden hareketle, çoğumuzun günlük yaşamlarımızda fark etmediği bu şiddet türü, bir kadının daha görüntü ve mesajlarıyla tehdit edilmesine ve klavyede başlayan tacizin sokağa taşınmasına sebep oluyor. Şiddetin ekranlardan sokaklara taşınmasındaki tehlikeye yalnızca veriler ve bilimsel araştırmalardaki istatistikler aracılığıyla şahit olsak da ne yazık ki birçok kadın bunu bizzat deneyimlemek zorunda kalıyor. Dolayısıyla, geçtiğimiz günlerde Samsun’da yaşanan olayda, başta erkek arkadaşı tarafından fotoğraflarıyla tehdit edilen bir kadının, sonrasında gerekli önlemler alınmadığı için cinsel şiddete maruz kalması gibi trajik olaylar, rapordaki verilerin yalnızca sayılardan ibaret olmadığını ve hayati önem taşıdığını gözler önüne seriyor (İHA, 2025). Bu ve benzeri birçok olaydan da anlaşılabileceği üzere, ayrılığı kabullenemeyen erkek arkadaşın sosyal platformlar aracılığıyla ısrarlı takibi ya da mesaj yoluyla istenmeyen bir iletişimi sürdürmesi, görmezden gelinebilecek bir ayrılık acısı olmamakla beraber, önlem alınması gereken bir suç niteliği taşıyor. Bununla beraber, birçoğumuzun farkında bile olmadan kullandığı bazı kavramlar da bu suçun normalleşmesine ve yayılmasına sebep olabiliyor. Mesela, dijital takip anlamında kullanılan ve sosyal medyada son derece yaygın olan “stalking”, arkadaş masalarındaki eğlenceli sohbetlerin bir parçası olmaktan ziyade, birçok kadının korkarak yaşamasına ve arkasına bakarak yürümesine sebep olan bir kavramı işaret ediyor. Çünkü sosyal medyada başlayan ısrarlı takipler önlem alınmadığı müddetçe kolaylıkla fiziksel takiplere de yol açabiliyor. Yani, hayatımızın bir parçası olarak gördüğümüz ve benimsediğimiz kavramlar ne yazık ki birçok kadın için masum anlamlar taşımıyor.
Toplumların sosyal platformlarda ataerki normalleştirmesi ve kadınların hikâyelerini duymazdan gelmesi, şiddetin ve etkilerinin ağır olmadığı anlamına gelmediği gibi, faillerin her seferinde şiddeti bir adım ileriye taşıyarak cesaret bulmalarına sebebiyet verir. Bu yüzden, başta dikkate değer bulunmayan her bir sınır ihlali, zamanında fark edilip belgelenmediği sürece, çığ gibi büyüyerek evlerde, sokaklarda ve yaşamın olduğu her alanda biz kadınları tehditlerle dolu bir çember içine alır. Etkinlik esnasında dinlediğim deneyimlerden sonra, kendimi fiziksel şiddet çemberinin dışında görmeme rağmen aslında birçok kez dijital şiddete maruz kaldığımı, kötü hissettirildiğimi ve tedirgin olduğum anlar yaşadığımı fark ettim. Üstelik, tehlikede ve çaresiz hissettiğim zamanları hatırlayıp düşünceli bir biçimde çevreme bakındığımda, benimle aynı şekilde bakan birçok kadınla göz göze geldim. Fakat orada bulunarak fark yaratmak ve şiddetin hiçbir türünün kabul edilebilir olmadığını bütün kadınlara duyurabilmek isteyen katılımcılar, olumsuz deneyim ve endişelerin el ele verilerek dönüştürülebileceğini bir kez daha hatırlatarak umut aşıladı. Etkinlik aracılığıyla bir araya gelen ve sistemin bu dünyada eşit bir yaşam imkânı sunmadığı biz kadınlar, dijital dünyada da birbirimizi bulduk, duyduk ve değişimin mümkün olduğuna inandık. Ve bu değişimin ilk adımının, her birimizin hayatında sessizce var olan dijital şiddet sorununu ve yol açtığı tehlikeyi fark etmek olduğunu hatırlattık. Peki şu ana kadar yaşadığınız deneyimleri ve hikâyenizi düşündüğünüzde, hâlâ eve sağ salim gelebilmeyi bir şans olarak görüyor musunuz?
Kaynakça
16 Günlük Aktivizm. (2025). Birleşmiş Milletler Türkiye . Retrieved January 2026,.
Eski Sevgilisine Cinsel Saldırıdan tutuklandı i̇hlas Haber Ajansı. IHA. (n.d.). https://www.iha.com.tr/samsun-haberleri/eski-sevgilisine-cinsel-saldiridan-tutuklandi-365709740
Google. (2026). Gemini 3 Flash (Versiyon 3 Flash) [Yapay zeka tarafından üretilen görsel]. https://gemini.google.com
Koç Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi. (n.d.). Hukuki açıdan cinsiyete dayalı dijital şiddet.
UN Women. (2023). Kadın insan hakları savunucusu, aktivist ve gazeteci her 10 kadından 7’si dijital şiddete maruz kalıyor. Birleşmiş Milletler Türkiye.
UN International Day for the Elimination of Violence Against Women . (2021). New Council of Europe . Retrieved January 2026,.





