Dünyanın Ulaşamadığı Bir Yer: Kuzey Sentinel Adası

Dünya haritasına uzun uzun bakınca insanın garip bir hissi oluyor. Milyonlarca kilometrekareyi dolduran şehirler, ülkeler, sınırlar… sanki her yer çoktan keşfedilmiş ve her şey çoktan anlatılmış gibi. Oysa haritanın bir köşesinde Hint Okyanusu’nun ortasında küçücük bir nokta duruyor: Kuzey Sentinel Adası.

Orada yaşayan insanlar dünyanın geri kalanını tanımıyor; belki de tanımak istemiyor. Uçaklar gökyüzünden geçiyor, gemiler denizlerinden geçiyor ama onların dünyası aynı kalıyor. Bizler her gün yeni teknolojiler, yeni şehirler, yeni fikirler üretirken onlar oklarını kaldırıp yaklaşan teknelere ateş ediyor.

Bazen düşünüyorum, gerçekten izole olan kim? Onlar mı, yoksa dünyayı gürültüyle doldurup kendi sesimizi bile duyamayan biz mi?

Modern Dünyanın Ulaşamadığı İnsanlar

Kuzey Sentinel Adası, Bengal Körfezi’nde bulunan Andaman Adaları’nın bir parçası. Kağıt üzerinde Hindistan’a bağlı olsa da pratikte dünyanın geri kalanından neredeyse tamamen kopuk bir yer. Burada yaşayan Sentinelese halkı binlerce yıldır dış dünyayla temas kurmayı reddediyor. Adaya yaklaşan tekneler çoğu zaman oklarla karşılanıyor. Helikopterler adanın üzerinde alçaktan uçtuğunda sahilde toplanıp silahlarını kaldırdıkları görülüyor.

İlk bakışta bu tavır saldırganlık gibi görünebilir. Oysa bazı antropologlar bunun çok daha basit bir anlamı olduğunu söylüyor fakat Sentinelese halkı aslında yalnızca tek bir mesaj veriyor:

Bizi rahat bırakın!

Bu tavır, belki de insanlık tarihindeki en kararlı sınır çizgilerinden biri.

Temas Denemeleri

Sentinel Adası, modern dünya için uzun süre büyük bir merak konusu oldu. 20. yüzyılda bazı antropologlar adaya yaklaşmaya çalıştı. Bunlardan biri Hintli antropolog T. N. Pandit* idi. Pandit ve ekibi zaman zaman adaya yaklaşarak sahile küçük hediyeler bırakıyordu: hindistancevizi, demir parçaları, bazen de oyuncaklar. Ama Sentinelese halkı çoğu zaman bu girişimleri mesafeyle karşıladı. Pandit yıllar sonra verdiği bir röportajda şöyle diyordu:

“Onlara ulaşmaya çalıştık ama hiçbir zaman zorlamadık. Çünkü en küçük temas bile onların hayatını tehlikeye atabilirdi.”

Gerçekten de temasın kendisi büyük bir risk. Çünkü bağışıklık sistemi modern hastalıklarla hiç karşılaşmamış bir topluluk için sıradan bir grip bile ölümcül olabilir.

Tarihe Dair Trajediler

Aslında bu korku yersiz değil. Tarih, izole toplulukların temas sonrası nasıl yok olduğuna dair örneklerle dolu. Mesela Amerika kıtasında Avrupalıların gelişiyle birlikte yerli halkların büyük kısmı savaşlardan değil, çiçek hastalığı ve kızamık gibi hastalıklardan dolayı hayatını kaybetti. Bu yüzden Hindistan hükümeti Sentinel Adası çevresinde yaklaşık 5 kilometrelik bir koruma bölgesi oluşturdu. Adaya yaklaşmak yasak. Bir bakıma bu ada, modern dünyanın ortasında duran küçük bir zaman kapsülü gibi. Merak ise bazen insanları risk almaya itiyor.

2018 yılında genç bir Amerikalı misyoner olan John Allen Chau**, yasaklara rağmen adaya gitmeye çalıştı. Amacı Sentinelese halkına Hristiyanlığı anlatmaktı fakat adaya ulaştığında sahilde onu bekleyen oklarla karşılaştı ve hayatını kaybetti. Bu olay kısa süreliğine dünya basınının gündemine oturdu. Ancak olayın ardından antropologların çoğu aynı noktaya dikkat çekti:

“Bu ada keşfedilmesi gereken bir yer değil, korunması gereken bir yer.”***

Belki de Onlar Haklıdır

Sentinelese halkı hakkında bildiklerimiz aslında çok az çünkü dillerini, inançlarını ve hatta kendilerine ne ad verdiklerini bile bilmiyoruz. Onlara Sentinelese**** diyoruz çünkü Sentinel Adası’nda yaşıyorlar. Yani bir anlamda onları biz isimlendirdik. Oysa onların dünyasında belki de “dünya” dediğimiz şey sadece bu adadan ibaret.

Modern dünyada neredeyse her şey birbirine bağlı. İnternet, uçaklar, küresel ticaret… İnsanlar binlerce kilometre öteden birbirleriyle konuşabiliyor ama aynı gezegende yaşayan küçük bir topluluk bütün bu ağın dışında kalmayı başarıyor.

Bazen Sentinel Adası’nı düşündüğümde aklıma şu soru geliyor: İlerleme dediğimiz şey gerçekten herkes için aynı anlama mı geliyor?

Biz şehirler kurduk, makineler yaptık, uzaya araçlar gönderdik. Ama aynı zamanda doğayı tükettik, şehirleri gürültüyle doldurduk, bazen kendi hayatlarımızı bile hızın içinde kaybettik. Sentinelese halkı ise binlerce yıldır aynı adada yaşamaya devam ediyor. Belki onların dünyası bizimkinden daha küçük ama belki de daha sakin.

Modern insan sürekli yeni yerlere ulaşmanın yollarını arıyor. Okyanusların derinliklerine, Mars’a, hatta başka yıldız sistemlerine… Ama belki de dünyada hâlâ ulaşamadığımız en ilginç yer, haritanın ortasında duran küçücük bir ada. Orada yaşayan insanlar bize kapılarını açmıyor ve belki de ilk kez, insanlık olarak bunu kabul etmeyi öğreniyoruz.

Çünkü bazen en büyük keşif, bir yere gitmemeyi öğrenmektir.

Farklı bir deneyimde yine, takipte kalın esenlikle…

Kaynakça:

Leave a Reply