Boru Hatları üzerine Rusya-Türkiye İlişkileri

Rusya’nın geliştirmiş olduğu boru hatları vardır ve özellikle de ihracatının yaklaşık %50’sini bu boru hatları sayesinde Ukrayna üzerinden sağlamaktadır. Aynı zamanda Belarus üzerinden Avrupa’ya giden boru hatları vardır ki nihai amacı Baltıklar üzerinden gitmek suretiyle Polonya’yı lojistik manadan saf dışı bırakmaya yöneliktir. Buradaki en önemli boru hattı,  direkt olarak Almanya’ya taşınan Kuzey Akım Projesi çerçevesindeki boru hattıdır. Enerji transit güvenliği için güzergah çeşitliliği çok önemlidir ve bu çeşitlilik için Rusya yeni projeler ortaya atmaktadır. Bu noktadaki yegane amaç ise Ukrayna merkezli transit risklerden azami derecede sıyrılmak ve Ukrayna’nın politik ve ekonomik manada elini zayıflatmak içindir. Bilinmelidir ki Rusya ve Ukrayna arasında yaklaşık on yıldır politik ve jeopolitik bir ihtilaf mevcuttur özellikle Kırım’ın Rusya tarafından işgali sonrası bu durum hat safhaya ulaşmıştır.

Güney akım projesi yerine kurulan proje ise Türk akımı projesidir ve Rusya’nın yaptığı bir çok projeden sadece biridir. Hedefi ise genel itibariyle diğer projelerde olduğu gibi başka devletin güvenlik bağlamında eline koz olarak dönebilecek herhangi bir avantaj geçirmemektir. Benzer şekilde Ukrayna es geçilerek Mavi Akım Projesinde olduğu gibi bu projede de direkt olarak Türkiye’ye gaz satma amacıyla beraber bu projenin bir başka hedefi de şüphesiz yapılacak olan ticari ve siyasi değişikliklerdir. Yaklaşık 10-15 yıl önce Rus gazının %80’ı Ukrayna üzerinden geçmekteyken şimdi bu oran %45’e düşmüştür. Savaş artığı bir ekonomi temelinden gelen devlet için bu azalış çok ciddi bir gelir kaybıdır .

Bu bağlamda bariz olan şudur; Rusya jeopolitik olarak her ne kadar Ukrayna’dan kurtulabiliyor olsa da aynı başarıyı siyasi taleplerinde sağlayamamaktadır.

Bu değişim uluslararası boyutta görüldüğü gibi bölgesel bazda da hatta bizzat Ukrayna’nın şahsında da rahatlıkla izlenebilir. Bir örnek vermek gerekirse, gaz hattı Ukrayna’dan geçerken Ukrayna’nın toprak bütünlüğü tehlike altında değildi, şimdi ise o avantajın yarısını kaybetmesiyle birlikte Rusya’nın Ukrayna’ya müdahale etmesi sonrası ülke üçe bölünmüş vaziyettedir. Bu üç kısma bakarsak, Kırım neredeyse üç yıldır Rus işgali altındadır.  Doğusunda ise çatışmalar hala sürmektedir. Ukrayna’nın görece egemen gücü sadece batı kısmında geçerlidir. Buradan çıkaracağımız sonuç ise, Ukrayna’dan enerji transit bağlamında  kurtulmak Rusya’nın onu daha rahat ele geçirmesi, müdahale kabiliyetini kendinde bulabilmesi anlamına gelir. Eğer çatışmalar hala büyük ivme kazanmıyorsa önemli bir nedeni de yukarıda bahsettiğim gibi Ukrayna üzerinde giden Rus gazının olmasıdır.

Rusya’nın Ukrayna ile olan bağlantısını kesebilmesi için birkaç projeye daha ihtiyacı vardır (Kuzey akım 2, Türk akımı). Şüphesiz bunu engellemeye Ukrayna kadir değildir fakat ABD bu konuda Rusya’nın karşısına çıkabilmektedir.

Nitekim, 2 ağustos 2017’de Rusya’ya karşı senato yeni yaptırımları kabul etti. Bu bağlamda, yapılan boru hatlarına 10 milyon doların üzerinde yatırım yapan bir şirket olduğunda onu yaptırım kapsamına alacağını taahhüt eden karar ana hedef olarak Kuzey akım 2’yi hedeflese de Türk Akımı’nı da bu kapsama dahil etme çabasındadır. Bu bağlamda ilginç bir şey söylemek isterim.

Avrupalı şirketlere ya da başka uluslararası şirketlere verilen gözdağı bu yaptırımlar silsilesiyle aşikar yalnız bunu daha ileri götürerek somut örnek mahiyetinde Reza Zarrab davasını düşünebiliriz çünkü uygulanmak istenen amiyane tabirle ‘kızım sana söylüyorum gelinim sen anla’ mantığıdır.

Buna ek olarak Rusya ile İran’ın bölgesel müttefikliğini de göz önünde bulundurduğumuzda ileride Rusya yaptırımları çerçevesinde sansasyonel bir davanın baş göstermesi de imkanlar dahilindedir. Lakin bu noktada daha da ilginç olan şudur ki Türkiye bu yaptırımlar kapsamında tıpkı ABD’nin İran’a ambargosuna dahil olmadığı gibi direkt olarak dahil değildir. Bunun farkında olan Rusya, Kuzey Akım 2’den darbe aldığı takdirde şüphesiz Türkiye’ye daha çok yönelecektir. Haliyle Türkiye’nin eli daha güçlü olacak ve bu da şüphesiz diplomatik manevra kabiliyetine katkıda bulunacaktır. O yüzden belki de Putin boru hattının ismini, Avrupa’ya ve ABD’ye gözdağı vermek amacıyla “Türk akımı” koymuştur. Buradaki maksat Türkiye’nin eskisi gibi olmadığı ve kendilerinin de ne yaparlarsa yapsınlar Türkiye’nin her daim onların istediği durumda olmayacağının mesajını vermektir. Başka bir ifadeyle, Putin, NATO bünyesinde yer alan Türkiye’yi yanına çektiğinin fikrini vererek içeriden önemli bir koz elde ettiğini göstermek ve zorlamak (challenge tabiri burada belki de en iyi tabirdir) girişimindedir. Türkiye ise benzer şekilde batı bloğunda yer alma durumundan Rusya’nın yer aldığı lige dönerim zihniyetindedir ki bu bağlamda s-400’lerin alımı fevkalade denge bozar ve NATO’da önemli bir karşıtlık oluşturur.

Buradan çıkaracağımız hisse bellidir: İki ülke de Batı karşısında ilişki geliştirme derdinde, geliştirdikleri bu ilişkiyi, bilhassa birbirlerini koz kullanmak istemektedir. Tarihten beri Türk-Rus ilişkilerine baktığımızda Avrupa’nın karşısında pozisyon aldıklarında birbirlerine yakınlaştıkları görülür; kendilerine karşı pozisyon aldıklarında ise bunu Avrupa ile mevcut ilişkileri üzerinden gerçekleştirirler.

Bu bağlamda yapacağım eleştirilere gelirsek, ilki Türk akımı konusunda yapılan iyimser bakış açısıdır. Açacak olursam, Türk akımının bağımlılığı artırdığı hatta Türkiye’yi Rusya’ya göbekten bağladığı kanaatindeyim. Sanılanın aksine, rakamlara baktığımızda  enerjide bağımsızlığın değil de bağımlılığın arttığı görülmektedir. Ayrıca Türk akımınından gelen gazın satışını yapacağımız konusunda Rusya’nın izinin bir garantisinin olmayacağı gibi nihai kullanıcıdan transit kullanıcıya geçelim derken egemenlik veya nüfuz konusunda Rusya’dan gelebilecek bir karar yahut müdahale ile bir düşüş yaşama ihtimalimiz de vardır.

Ukrayna gibi olabilmekten bahsediyorum yani belli bir zaman sonrasında Rusya konjöktürel bir güvensizlik hissettiğinde bu hidro karbon kaynaklarına bağımlılığımızı lehine kullanıp bizi ekonomik, politik, jeopolitik bağlamda zayıflatabilir.

% 55 bağımlılıkta bunu yapabilme potansiyeli olmasa bile enerji bağımlılığımız %70’lere çıktığında bunun olmayacağının garantisini kimse veremez. Özellikle bu bağlamda şuna dikkat çekmek istiyorum; tarih boyunca Rusya-Türkiye ilişkilerinin önemini yukarıda vurgulamıştım. Rusya daha fazla Asya Pasifik’e kaydığı takdirde Türkiye kendisi için avantajlı konumunu yitirebilir ve bu sefer değişim nedeniyle Rusya’nın yayılmacılık konusunda  ilgi alanına girebilir. Bu da ilk başta destabilite ile olur ve sonrasında Ukrayna gibi parçalanmayla sonuçlanabilir ki Rusya’nın var olan PYD kartını da göz önünde aldığımızda durumun vahametini görmüş oluruz. Ayrıca Türkiye’yi tarihten bu yana koz olarak kullanan ve Avrupa’nın şahsında Türkiye’ye yakınlaşan bir Rusya’nın samimi olamayacağını da ve kendi çıkarlarını her zaman önde tutacağını da düşünürsek bunu tereddütsüz kullanabileceğide yine güçlü olasılıklar arasındadır. Zaten Asya Pasifik’e geçildiği takdirde ilişkilerin doğal yapısının değişeceği aşikar. Bu nedenle de buna yönelik uzun vadeli bir politik yolun çizilmesi elzemdir.

Bunlardan ayrı olarak dikkat çekeceğim başka bir husus ise şu anki konjöktürde Orta doğu’da uçak krizi sonrası Rusya’nın ister istemez kanatlarının altına girmemiz ve ilişkileri yeniden düzeltmek adına tavizler vermemiz gerçeğidir. Karşılığında bazı kazanımlar elde ettiğimiz de yine başka gerçektir. Burada akla ilk gelen örnek şüphesiz Rusya’nın uyarı vermesiyle yapılan Fırat Kalkanı ve İdlib operasyonudur. Bu durum tamamen karşılıklı ilişkinin sorunsuz gittiği ya da bu ölçüde gideceği anlamına gelmez.

İleride Esad ile barışma fikrini ya da PYD’yi muhatap kabul etmeyi dayatırsa ne olacak? Hele ki dış politika ve enerjide göbekten bağlı olduğumuz takdirde?

Görüldüğü kadarıyla Rusya – Asya Pasifik odağına geçerken bizi de yanında götürme derdinde ve bunun için bazı hamleler ileriye sürmekte. Belki bu dediklerimi bir komplo teorisi olarak görebilirsiniz ancak ben NATO tatbikatında ülkenin kurucusu ebedi önderi Atatürk ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yapılan itibar suikastinin Rusya tarafından tezgahlandığı kanaatindeyim çünkü bu hamle, Türkiye’yi toplum ve kurumlar olarak fevri davranmaya itecektir ki batı ile ilişkilerimizin donma noktasına geldiği şu günlerde böyle bir olay en çok Rusya’ya yarayacaktır. Bu bağlamda devlet ricali de Avrupa’dan değil de Çin’in, Rusya’nın, Kazakistan’ın yer aldığı lige geçme eğilimindedir. Yalnız politik ekonomi verilerine baktığımızda bireysel özgürlük ve insani gelişim o ligde ne derece aşağı seviyelerde olduğu da bilinmektedir. Korkum odur ki Türk toplumun kodlarıyla uyuşmayan bir konjöktür, Sovyetler çökerken Rusya’nın kurumsal ve toplumsal olarak yaşadığı yıkımı bu toplumun da tecrübe etmesidir. İşte tam da bu yüzden çok yönlü, diplomatik ve ekonomik, kartlarımızı çoğaltıcı, bize özgü yol haritalarının oluşturulması ve izlenmesi gerekmektedir.

 

Leave a Reply