Röportaj sorularını hazırlayan Sena Aydın’a teşekkür ederiz.

Distopya Hayal ile Gerçek Arasında Distopik Yaşam Temsilleri kitabının beşinci kısımda Paolo Bacigalupi’nin Kurma Kız’ının Tüketen/Tükenen Dünya başlığıyla incelendiğinden bahsetmiştik. Nur Gözde Tayfur’un kaleme aldığı bu değerli incelemenin ardından kendisine sorularımızı sorduk. Yanıtları ve ilgisi için kendisine çok teşekkür ederiz.

Nur Gözde Tayfur Kimdir ?

1990 yılında Erzurum’da doğdu. 2013 yılında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden tam burslu olarak mezun oldu. Özel kuruluşlardan diksiyon, fonetik, artikülasyon ve haber spikerliği eğitimleri alan Tayfur, 2014 yılından bu yana profesyonel olarak protokol ve etkinlik sunuculuğu yapmaktadır. 2019 yılında Maltepe Üniversitesi Pazarlama İletişimi yüksek lisans bölümünden birincilikle mezun olan Tayfur; yüksek lisans tezini sanat ve tüketim üzerinde yaparak disiplinlerarası bir çalışma gerçekleştirmiştir. Nur Gözde Tayfur aynı üniversitenin Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir. 

 

Distopik eserler bir noktada insanlığa bir uyarı ya da en azından sorunlara dikkat çekme yoludur bence. Sizce “Kurma Kız” ın bize yaptığı uyarı nedir? 

Kurma Kız; doğayı korumamanın ve tüketim çılgınlığının sonuçları konusunda insanlığı sert bir dille uyarıyor. Ayrıca eser, teknolojinin ilerlemesi ile yapay zekânın hâkimiyetinin gelebileceği noktaya da dikkat çekiyor. Kârın ve paranın önde tutularak doğal kaynakların ötelenmesinin akabinde ortaya çıkan kara geleceğin insanlığı yuttuğu bir dünya var Kurma Kız’da kapkara bir dünya… Kitabı okurken satır aralarında sıkışıyorsunuz, kendinizi bir anda o karanlığın içinde hapsolmuş buluyorsunuz. Böylece yere atılan bir sakızın, lavaboya dökülen bir bardak sıvı yağın ya da yok olan tek bir ağacın kelebek etkisi ile dünyayı nasıl bir sona sürükleyebileceğini görüyorsunuz. 

 

İlk kez John Stuart Mill tarafından 1868 yılında kullanılan “distopya” kavramı, Mill’e göre “gerçekleşmek için fazla iyi” olan ütopyanın tam tersi olarak “gerçekleşmek için fazla kötü olan senaryoları anlatır. Distopyaların gerçekleşmek için fazla kötü olduklarını düşünüyor musunuz?

Distopyalar kendi çağını aşan kurgulardır. Distopik eserler yazıldığı dönem içerisinde okunduğunda okuyucu tarafından gerçekleşmesinin mümkün olmayacağı düşünülebilir. Ancak bir distopyanın sağlamasını yapmak için zamana ihtiyaç vardır. George Orwell 1984’ü yazdığında sene 1948’di. Orwell bundan 70 yıl önce gözetim toplumuna dikkat çekti. 1984 kaleme alınırken ne bugünün mobese kameraları, ne sosyal medya uygulamaları ne de veri tabanları vardı. Yazıldığı dönemde bir distopyaydı 1984, ancak bugünün teknolojileri göz önünde bulundurulduğunda Orwell’ın distopyası gerçek oldu. ABD Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) eski çalışanı Edward Snowden’ın kamuoyuna sızdırdığı bilgiler 1984’ün sağlamasına örnek teşkil ediyor. Facebook ve Cambridge Analytica olayı da gözetim toplumu için önemli bir örnek. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda distopyaların kötü olduğunu kabul ediyorum ancak bu durum onların gerçekleşmeleri için engel değil.

Distopya: Hayal ile Gerçek Arasında kitabında 7 farklı distopyanın analizleri okuyucuya tek bir kitapta sunuluyor. Distopik kurgunun önemli eserlerinden biri olan “Kurma Kız”ı incelediğiniz bu eserin hazırlanmasında rol almaya sizi iten şey neydi?

Bu çalışma, kitabımızın editörü aynı zamanda çok değerli hocamız Doç. Dr. Gürdal Ülger’in projesiydi. Teknolojinin hayatımızı hızla ele geçirmesiyle beraber distopya kavramı varlığını daha çok hissettirir olmuştu. Bizlerde yüksek lisans derslerimizde hocamızla beraber distopik eserler üzerine tartışır olmuştuk. Bu sebeple hocamız da distopik eserleri akademik perspektiften inceleyebileceğimiz bir çalışma başlattı. Kurma Kız’ı incelememi bana tavsiye eden de Gürdal Hocamdı. Onun vesilesi ile bu kitap üzerine çalışmaya başladım. İtiraf etmeliyim ki okuma aşamasında oldukça zorlandım. Kitap yaklaşık 600 sayfadan oluşuyor, bütün terimler ve karakterler distopik olarak kurgulanmış. Kitabı baştan sona tam dört kez okudum, okurken de karakterler ve terimler hakkında notlar aldım. Sonuç olarak da ‘Tükenen/Tüketen Dünya’ bölümü çıktı ortaya.

Sizce distopik eserlerin günümüz dünyasındaki yeri nedir ve ne olmalıdır? 

Distopik eserlerin varlığı geçmişe nazaran bugünün dünyasında daha çok hissediliyor. Yapay zeka, teknolojik uygulamalar, iktidar, kimlik kaybı, cinsellik, sınıf farklılıkları ve tüketim çılgınlığı gibi konular bu eserlerin şekillenmesine ilham oluyor. Simülasyon kuramcısı Jean Baudrillard’ın ifade ettiği ‘Tüketim Toplumu’nun inşası ile beraber distopyanın günümüz dünyasında yeri olduğu muhakkak. Fakat distopya postmodern dünyada hak ettiği yerde mi burası tartışılır. Ben distopyanın günümüz dünyasında daha çok yer bulması ve postmodern insana farkındalık oluşturması gerektiği kanaatindeyim. 

Paulo Bacigalupi’nin “Kurma Kız”ı yapay zekâ gerçeğinden yola çıkarak dünyamız için karanlık bir senaryo kuruyor. Günümüzde yapay zekânın hızlı ilerleyişini göz önüne alarak, sizin kitapta kendinizle ya da yaşadığımız dünyayla en çok bağ kurduğunuz kısım neresiydi?

Kitabı okurken günümüz dünyasından çağrışımlar hissediliyor. Kurgunun başkarakteri kitaba da adını veren ‘Kurma Kız Emiko’ ile satır aralarında yakinen bağ kurduğumu hissettim. Her geçen gün yapay zekâ ürünleri gelişiyor ve çeşitleniyor. Emiko gibi hastalıklardan korunan, insanlar gibi hissedebilen ve insanüstü özelliklere sahip olan bir robotun ilerleyen zamanlarda üretilmesi mümkün. Ayrıca kitapta yer alan insanları zehirleyebilen, işlenmiş gıdaların sinyalleri de yine bugünün dünyasında mevcut. Organik denilen ürünlerin bile birçok işleme maruz kaldığını akşam haberlerinde hepimiz görüyoruz.  

Analizinizi yaparken dünyamız, teknolojik gelişmeler veya etik değerler hakkında fikrinizin değiştiği ya da yeni bir bakış açısı kazandığınız bir nokta oldu mu? Düşünceleriniz nasıl değişti?

Kitabı inceledikten sonra özellikle tüketim çılgınlığına karşı farkındalık eşiğimin yükseldiğini hissettim. Yüksek lisans alanım pazarlama iletişimi, doktora alanım halkla ilişkiler ve reklamcılık olduğu için pazarlamanın ve reklamın diğer yüzünü detaylı bir şekilde araştırma imkânına sahibim. Tüm öğrendiklerim ‘Kurma Kız’ ile birleşince dünyanın kara bir geleceğe doğru sürüklenme ihtimalinin farkındayım. Ama en önemlisi daha az tüketmem ve daha çok üretmem gerektiği noktasında bakış açım genişledi.

Analizinizi ve kitabı okuyan ya da okuyacak olan insanlara kitabın ele aldığı konu hakkında nasıl bir tavsiyede bulunurdunuz?

Kitabı okuyacak olanlar eğer daha önce hiç distopik eser okumadılarsa, öncelikle önemli distopik eserleri okumalarını tavsiye ediyorum. Ve tabi ki kitabımızı daha iyi anlayabilmeleri için bölümlerde incelenen eserlerin de okunmuş olması gerekir. Diğer türlü okudukları bölümler zihinlerinde yüzeysel olarak kalır.

İlk okuduğunuz distopik eser hangisiydi? O eserden sonra hissettiklerinizle “Kurma Kız” ın analizini yaparken hissettiklerinizi karşılaştırmanız gerekse, aralarında nasıl benzerliklerin ve farklılıkların olduğunu söylerdiniz?

 İlk okuduğum distopik eser, 1984 ve akabinde Demir Ökçe’ydi. 1984 için hissettiklerimi daha öncede ifade ettim, sağlaması yapılmış bir distopya. Bu durum da Kurma Kız’ın bundan uzun zaman sonra gerçekleşme ihtimaline işaret ediyor. 1984, Demir Ökçe ve Kurma Kız’ı kıyasladığımda her üç eserde de sınıf farklılıkları mevcut ve ezilerek ötekileştirilen insanlar var. Her üç eserde de bir kontrol mekanizması var ve sistem insanları korku ve endişeye sürüklüyor.  Bunların dışında kurgulanan dünyalar birbirinden çok başka. Her üç eserin de okunmasını tavsiye ediyorum. 

Kitabın içeriğiyle röportajın bütünlük sağlaması adına kitabın inceleme yazısını okumanızı tavsiye ederiz: https://www.gazetebilkent.com/2019/11/11/distopyalar-utopyalar-heteretopyalar-ve-kolektif-bir-kitap/

Leave a Reply