BİLKENT SENFONİ ORKESTRASI’NA BİR BAKIŞ VE İHSAN DOĞRAMACI’NIN VASİYETİ

Hatıralarla yaşar, hatırladıkça hayatımı anlamlandırırım. Anılarım zihnime düştükçe dönüp geçmişi bugünümle bağdaştırırım. Bugün 2020’deyim, düşüncelerim ise 2013’te dolaşıyor. 2013’teki Ekim ayına döndüm. Meraklı gözlerle liseye başlamamın üstünden bir ay geçmiş ya da geçmemiş. Lisemin müziğe ve sanata karşı takındığı ilgili tavır sayesinde Bilkent Senfoni Orkestrası (BSO) ile tanıştım. İlk defa viyola gördüm, varlığından haberdar dahi olmadığım trombonun güçlü sesini işittim. Belki de ilk defa, sanatı dinledim.

Şimdi kaç defa BSO’nun görkemli konserlerinde yer alma şansına nail olduğumu hatırlamıyorum. Ama ilkler benim için hep özeldir. Yıllar öncesinden kalan ilk BSO dinleme deneyimim gözümde (aslında kulaklarımda) canlandığı için siz sevgili GazeteBilkent okurları ile Bilkent Senfoni Orkestrası’nın geçmişi ve bu özgün sanat projesinin fikir öncülerinden İhsan Doğramacı’nın BSO ile ilgili beni çok etkileyen vasiyeti hakkında konuşmak istedim.

BSO 1993’de Bilkent Üniversitesi tarafından kurulan bir sanat topluluğu. Yalnızca Türkiye’de değil tüm dünya çapında severek ve hayranlıkla dinleniyor. Türkiye ve on iki farklı ülkeden alanının en iyisi sanatçıların bir araya gelmesi ile oluşan BSO, kurulduğu günden bu yana binlerce etkinlikte yer almış ve almaya devam etmekte. Ayıca çok geniş bir müzik aleti yelpazesine sahip bir orkestra olarak göze çarpıyor. Ben de dâhil olmak üzere dinleyenlerini hem yaptıkları müziğin kalitesiyle hem de orkestra içinde sağlanan muazzam bütünlükle büyülemeyi kolaylıkla başardığını söyleyebilirim.

Bilkent Senfoni Orkestrası Ankara – LaKonser

İhsan Doğramacı’nın Türkiye ve tüm dünyaya kattığı sayısız yeniliği bir kenara bırakalım. Şu an yalnızca Bilkent Senfoni Orkestrası gibi bir değeri hayatımıza soktuğu düşüncesi ile ilerleyelim. Neden bir orkestra? Düzeltiyorum; neden dünya çapında bir orkestra? Bilkent Üniversitesi de Türkiye’de bulunan diğer pek çok üniversite gibi yalnızca eğitim alanında gelişerek kendini pek tabii kanıtlayabilirdi. Bu noktada farklılaşan şey İhsan Doğramacı’nın gelişmiş vizyonu ve müziğe olan tutkusu oldu. Müzik çok yönlüdür; yalnızca bir dinleyici olmayı tercih edip her an ruhunuzu müzikle besleyebilir veya bir basamak yukarı çıkmayı seçerek girişimlerinizle dinleyicilerin ruhlarına müziği taşıyan kişi olabilirsiniz. İhsan Doğramacı’nın hemen her konuda çıktığı basamaklarla koca bir merdiveni hayatına sığdırdığını söylemek hiç de zor değil.

BİLKENT HOLDİNG

Sizlere İhsan Doğramacı’nın ilk öğrendiğim andan itibaren her aklıma geldiğinde beni çok etkileyen vasiyetinden bahsetmek istiyorum. Doğramacı’nın 2010 yılında vefatının ardından vasiyeti üzerine ölümünün 40. gününde ünlü piyanist Gülsin Onay tarafından Frederick Chopin’in “Polonez Op.53” adlı eseri çalındı. Bu parçanın her ne kadar nedenini bilmesek de Doğramacı için anlamlı olduğu aşikâr. Vefatından sonra ise artık bu eser tüm Bilkent ailesi için anlamlı hale geldi. Yani Doğramacı, vasiyetiyle dahi bir basamak daha yukarı çıkarak binlerce insana müziği taşıdı ve bu, İhsan Doğramacı’nın yaşamını çevreleyen merdivenin müzik ayağındaki son, ama en anlamlı basamak oldu.

Bilkent Senfoni Orkestrası her sene olduğu gibi bu sene de, tabi ki Covid-19 önlemlerini büyük bir özveriyle sürdürerek, konserlerine devam ediyor. Konserleri takip etmek ve bilet satın almak için https://ticket.bilkent.edu.tr/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Leave a Reply