Oysa her şey o kadar güzel başlamıştı ki..;

Arap Baharı etkisiyle, bir çok devletin rejimi, liderleri değişmiş; yeni dengeler kurulmuştu. Türkiye bu sürecin en başından beri doğru tarafta yer almış, Tunus’da, Libya’da, Mısır’da kurulan yeni hükumetlerle güzel ilişkiler kurulmuş, başta Arap dünyası olmak üzere bölgede önemli bir karizma ve sempatiye sahip olan Başbakan Erdoğan adeta küresel lider konumuna erişmişti. Üstelik Türkiye; Amerika’nın bölgedeki en önemli müttefiklerinden birisiydi, farklı ülkelerde yeni kurulan yeni hükumetler için Erdoğan’ın Türkiye’si tam bir idoldü. İşte Başbakanın itibarını bu denli yükselten gelişmelerin ışığında başlamıştı Suriye’de ki olaylar.

Aslında her şey çok açık gözüküyordu;

Türkiye Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Türkiye- Suriye ilişkilerinin bugün geldiği noktanın en büyük sorumlusu olarak görülüyor.

Türkiye Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Türkiye- Suriye ilişkilerinin bugün geldiği noktanın en büyük sorumlusu olarak görülüyor.

Esad yapması gereken reformları yapmamış; Tunus, Libya ve Mısır da yaşananlardan gerekli dersleri çıkartmayarak ülkedeki rejim muhaliflerine karşı şiddet politikalarına girişmişti. Amerika tavrını net koydu. Esad gidecek, BAAS rejimi yıkılacaktı. Suriye de yeni bir rejim, hatta belki de yeni  devlet ( ler ) kurulacaktı. Suriyeli muhalifler başta Amerika, İsrail ve Fransa olmak üzere bir çok ülkenin desteğini arkasına aldı, Suriye Ordusuna karşı silahlı mücadeleye girişti. Ak Parti hükumeti doğru tarafta olduğuna emindi. Esad’ın bu fırtınaya uzun süre dayanması mümkün değildi. Muhaliflere tam destek verildi. Hatta destek verilmekle de kalınmadı, Özgür Suriye Ordusu adı verilen,  içinde bir çok farklı ülkeden mücahitlerin yer aldığı; Rejime bağlı Suriye Ordusuna karşı savaşan silahlı örgüte doğrudan yardım yapıldı. ÖSO lideri Ankara’da bizzat dış işleri bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından devlet töreniyle karşılandı. Suriyeli Muhaliflere Ankara’nın göbeğinde resmi temsilcilik verildi. Nasıl olsa kısa bir zaman sonra Esad devrilecek, muhalifler başa geçecekti; bağlantılar şimdiden sağlam olmalıydı ki , ileride ilişkiler daha kuvvetli olsun.

Bu bağlamda , Başbakan Erdoğan ve onun hükumetinin bütün kurmayları daha bir kaç sene önce oldukça yakın ilişkiler içinde oldukları Suriye ve Baas rejimine karşı müthiş bir savaş başlattı. Bizzat Erdoğan tarafından Esad yerden yere vuruluyor, muhaliflerin kısa zamanda zafere ulaşacağı söyleniyordu. Türkiye’de hükumete yakın bütün medya organları Suriye Silahlı Kuvvetleri Askerlerini  : ” Esed Kuvvetleri ” olarak tanımlar iken Suriye ordusuna karşı savaşan ve içinde Suriye dışından gelen yüzlerce katılımcıyı barındıran ‘Özgür Suriye Ordusu’ mensuplarına  ise adeta ” Özgürlük Savaşcıları ” muamelesi yapılıyordu. Rejime bağlı askerlerin düzenlediği operasyonlarda ölen insanların haberleri manşetleri süslerken, Özgür Suriye Ordusunun doğrudan sivillere zarar veren eylemleri görmezden gelindi. Türkiye’de Suriye ye karşı adeta bir savaş kamuoyu oluşturulmaya çalışıldı.

Türkiye izlediği Suriye Politikasıyla Amerika'nın bölgedeki çıkarlarının taşeronluğunu yapmakla suçlanıyor.

Türkiye izlediği Suriye Politikasıyla Amerika’nın bölgedeki çıkarlarının taşeronluğunu yapmakla suçlanıyor.

Ancak;

Ak Parti belki de tarihinin en büyük hatasını işte bu  Suriye Politikası ile yaptı. ” Yeni Osmanlıcılık ” olarak da adlandırılan , bölgede söz sahibi olma stratejisi Türkiye’yi derin bir bataklığın içine çekti. Suriye Ordusu ülkenin genelinde muhalifleri bastırmayı başardı. Esad yaptığı açıklamada hiç bir şekilde başkanlığı bırakmayacağını, Suriye’yi terk etmeyeceğini ilan etti. Birleşmiş Milletler, NATO ve bir çok uluslararası kuruluş Suriye’ye dış müdahaleyi kesin olarak reddetti. Suriye de olaylar ilk başladığında muhaliflerin en büyük destekçisi konumunda olan Fransa her zaman olduğu gibi yine ağız değiştirdi. Amerika ise elini taşın altına sokmaya hiç niyetli gözükmüyor. Ve bilin bakalım; kabak kimin başına patladı….

Amerika ve İsrail ile işbirliği yaparak , Suriye’de iç savaşın körüklenmesine, on binlerce Müslümanın hayatını kaybetmesine sebebiyet veren bir politikaya  doğrudan destek veren, Suriyeli sığınmacı adı altında binlerce silahlı militanın Türkiye’ye girişine izin veren, tam 910 kilometrelik Türkiye- Suriye sınırını  yol geçen hanına çeviren ve   Türkiye’yi adeta  Suriyeli muhaliflerin karargahı haline getiren Erdoğan hükumeti ; Suriye Ordusunun muhalifleri büyük oranda bastırmasıyla çok zor durumda kaldı. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad;  geçtiğimiz aylarda başkent Şam’da yaptığı konuşmada ” Suriye halkı  Türkiye’nin düşmanlığını asla unutmayacak ” dedi.  Bugün gelinen nokta da, 200 bine yaklaşan Suriyeli sığınmacı başta Hatay olmak üzere sınır şehirlerine kurulan kamplarda yaşıyor ve bu kamplarda bulunan sığınmacıların kaç tanesinin gerçekten sığınmacı; kaç tanesinin silahlı aktivist olduğu bilinmiyor. Uluslararası platformda, bir çok sivil toplum örgütü Türkiye’yi ” Savaş Çığırtkancılığı ” ile suçluyor. Üstüne üstlük Türkiye’de Ak Parti’ye oy veren insanlar da dahil olmak üzere toplumun çok büyük bir kısmı Suriye’ye müdahale edilmesini, olası bir savaş ihtimalini kesinlikle doğru bulmuyor.

Suriye'de bir çok şehirde gerçekleştirilen ' Esad'a destek  mitinglerine ' yüz binlerce kişi katıldı.

Suriye’de bir çok şehirde gerçekleştirilen ‘ Esad’a destek mitinglerine ‘ yüz binlerce kişi katıldı.

Başbakan, neredeyse yaptığı her konuşmada Esad rejimini lanetliyor, Türkiye’nin Suriye Politikasını eleştiren herkesi ‘Baascı’, ‘ Esedci’ olmakla suçluyor. Bunun yanı sıra, Suriye’ye karşı olası bir savaşı daha haklı ve meşru bir hale getirmek için sürekli olarak kamuoyu yoklaması yapılıyor, kışkırtmalar gerçekleştiriliyor. Son olarak Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleşen Cumhuriyet Tarihinin en kanlı saldırısında en az 51 kişi hayatını kaybetti, 55 kişi ise yaralandı. Bu elim saldırının üstünden daha 24 saat geçmeden hükumet saldırıyı gerçekleştirenlerin Suriye’de rejimle bağlantılı bir oluşum olduğunu aydınlattığını ( ! )  ifade etti… Suriye ise saldırıyı kınayarak, kendileriyle hiç bir alakası olmadığını vurguladı ve Türkiye’ye  ‘ortak soruşturma’  teklifi yaptı.  Bana kalırsa saldırıyı kimin yaptığını belirlemek çok zor, ancak kimin yapmadığını anlamak zor değil. Hiç kuşku yok ki Reyhanlı Saldırısı Türkiye’nin Suriye’ye girmesi için kurgulanmış bir tezgahtan başka bir şey değil ve bunca derdinin arasında Suriye- Türkiye savaşını Beşar Esad’ın istemediği aşikar…!

Neresinden bakılırsa bakılsın, Reyhanlı da havaya uçan 51 masum insanın kanı 2 seneyi aşkın zamandır Suriye de ki iç savaşı körükleyen, savaş çığırtkanlığı yapan herkesin üstüne bulaşmıştır ve günü geldiğinde herkes kendi payına düşen utancı alacaktır.

Reyhanlı Saldırısı Cumhuriyet Tarihinin en kanlı saldırısı olarak tarihe geçerken bu saldırının Türkiye'nin Suriye'ye girmesine zemin hazırlaması bekleniyor.

Reyhanlı Saldırısı Cumhuriyet Tarihinin en kanlı saldırısı olarak tarihe geçerken bu saldırının Türkiye’nin Suriye’ye girmesine zemin hazırlaması bekleniyor.

Leave a Reply