Terim’in Cehennemi, Arafı ve Cenneti

Terim’in hataları, elinde olmayanları ve getirdikleri…

Milli takım performansı: 106 maç, 56 galibiyet, 23 beraberlik, 27 mağlubiyet.

Son dönem milli takım performansı(Ağustos 2013): 34 maç, 23 galibiyet, 3 beraberlik, 8 mağlubiyet

fatih_terim_gidin_beni_babaya_sikayet_edin_tüm_türk_halkından_ozur_diliyorum_25546346_m041028

Cehennem

Daha grup maçları başlamamışken Terim, kadro tercihinden dolayı birçok eleştiriyle yüzleşmek zorunda kaldı. Savunma için Balta ve Topal ikilisinin komple stoper oyuncuları olmamaları ve kanat oyuncularının yetersizliği akıllarda soru işaretiydi. O günlerde pek dile getirilmiyordu ama Hırvatistan ve İspanya maçından sonra anlaşıldı ki takım turnuva için yeterli kondisyon seviyesine ulaşamamıştı ya da 23 takıma kıyasla biraz daha alt bir seviyedeydi. Fatih Terim kulüplerinde düzenli bir şekilde forma şansı bulamamış Caner, Gökhan, Ozan, Arda, Burak, Cenk gibi oyuncuları kadroya dahil ederek risk almıştı ve maalesef ilk iki maçta almış olduğu risk takımı mağlubiyete sürükledi. EURO 2008’deki, Terim’in deyişiyle, gol yedikten sonra reaksiyon gösteren, çabalayan takımına kıyasla kondisyon yetersizliği sebebiyle tepki göstermeye çalışsa da gösteremeyecek bir takım sahadaydı.

Terim, ilk iki maçtan sonra kampta meydana gelen krizi yeteri kadar iyi yönetemedi. Prim krizi, kamptaki birkaç oyuncunun arasında çıkan tartışmalar sıcağı sıcağına çözülemedi ve basına yansımış oldu. Bunun sonucunda hem kendisi hem de oyuncularımız oldukça yoğun ve sert eleştirilere maruz kaldılar. Turnuva öncesi oluşan birlik ve beraberlik dolu heyecanlı hava, yerini umutsuz ve gergin bir havaya bırakmış oldu. Çek Cumhuriyeti maçının öneminden ve az da olsa sahip olduğumuz gruptan çıkma şansından ziyade Terim’in yapmış olduğu iddia edilen taktik hatalar, çıkardığı kadrolar, yaşanan hayal kırıklığı dile getirildi.

fft64_mf1623125

Araf

Terim’den önceki döneme bakacak olursak yine takımın başında Terim’in bulunduğu 2008 yılına kadar bir başarı göremiyoruz. Kültürümüze şimdilik uzak olan Emre Mor’un da dediği gibi oldukça “duygusal” bir toplumuz. İşler ters gittiğinde bardağın sadece boş tarafını, iyi gittiğindeyse sadece dolu tarafını görüyoruz. EURO 2016 ve EURO 2008 buna en net örnek. Bu turnuva özelinde konuşacak olursak 2008 yılına kadar herhangi bir büyük turnuvaya katılamamış, grubunda İspanya ve Hırvatistan gibi şampiyonluk adayı iki takımın bulunmasına rağmen şansını İrlanda-İtalya maçının son 5 dakikasına kadar sürdürmüş bir takım var. Bu bardağın dolu olan tarafı ama dediğim gibi sonuç odaklı ve spontane düşünen bir milletiz, elendik, herkes suçlu. EURO 2008’i ele alacak olursak düşe kalka geldiğimiz neredeyse her maça gol yiyerek başladığımız bir turnuva. İlk günden yarı finale kadar düşe kalka geldiğimiz bir turnuva. Son dakikaların turnuvası. Almanya veya İspanya gibi çatır çutur 1,2,3,4 diye saydıran bir takım değiliz, bir ekol de değiliz. İşin bu kısmına kimse değinmedi, değinemez de zaten çünkü öyle veya böyle sonuç iyiydi. Bir şekilde yarı finale gelmiştik, Almanlara kaybettik zaten ve o ünlü söz “Futbol, topun bir oraya bir buraya gittiği ama sonunda Almanların kazandığı bir oyundur.” 2016’daki İspanya, hain olarak ilan ettiğimiz İtalya’ya 4-5 atar dediğimiz İspanya, 2008’deki Almanya gibi bir dünya devi değil mi? 2008, 2010, 2012 yıllarında büyük turnuvalara ambargo koymuş bir ekol değil mi? Hırvatistan, milletçe her ne kadar hala 2008 yılında kalmış olsak da, futbolda yükselen bir güç değil mi? Belki de ülkece bu kadar beklentiye girmemizin nedeni Hırvatistan’ı ve Çek Cumhuriyeti’ni katılmış olduğumuz son turnuva olan 2008’de elememizdi ama aradan 8 yıl geçmedi mi?

imparator

Cennet

Her şeyden önce turnuva sonunda en büyük kazancımız kesinlikle Emre Mor oldu. Henüz 18 yaşında ve Almanya’nın hatta dünyanın oyuncu yetiştirme açısından en değerli kulüplerinden biri olan Borussia Dortmund’a 16 Milyon Euro’luk bir bonservis bedeliyle transfer oldu. Kim ne derse desin, ne Hiddink, ne de Abdullah Avcı, Türkiye’nin başında olabilecek herhangi bir teknik direktörün Emre Mor’u Türk futboluna kazandırabileceğini düşünmüyorum. Fatih Terim inatçı ve kararlı bir şekilde bu yeteneği Danimarka’nın elinden çekip alıp, henüz Türkçe bile bilmiyorken, Türk Milli takımında ilk 11 şansı verdi. Tıpkı Hakan Çalhanoğlu ve Yunus Mallı gibi. Kaçırdığımız yetenekleri, Mesut’u, İlkay’ı, Emre Can’ı düşünecek olursak bu oldukça büyük bir gelişme çünkü Emre Mor, Türk Milli takımına katıldıktan sonra popülaritesinin hızlıca artması, ilk 11’de şans bulması, Milli takıma girer girmez Dortmund gibi bir kulübe transfer olması bundan sonrası için güzel bir emsal olacak ve ilerde Almanya, Fransa gibi ülkelerle gireceğimiz genç oyuncu çekişmelerinde kesinlikle elimizi güçlendirecektir.

20934

Fatih Terim ve Emre Mor

Öte yandan Terim, son maç da olsa, hep özellikle altını çizdiği “reaksiyon veren takım” olgusunu Çek maçında sahaya yansıttı. Ortada bulunduğu durumu kabullenemeyen 2’den sonra kontrollü de olsa 3’ü 4’ü arayan bir takım vardı. Bu maç 24 saatliğine ülkemizde yüzlerin tebessüm etmesini sağladı. Yapılan eleştirilerin bir kenara bırakılıp herkesi Galler maçına odaklamıştı. Ama olmadı. Terim’in takıma tekrardan kazandırmış olduğu karakter ne yazık ki boşa gitmiş oldu. “Boşa gitmek” durumu tam olarak karşılayan sözcük grubu değil belki ama açıkçası turnuvadan elendiğimiz an da tıpkı bunun gibi kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir andı.

840139-20426058-2560-1440

Galatasaray-Beşiktaş maçı öncesi Fatih Terim için hazırlanan koreografi

Sonuç

Fatih Terim gider mi kalır mı bilinmez, henüz ortada yapılmış bir açıklama veya basın toplantısı yok. Konuşacakları olduğunu söylemişti. Ortada birçok spekülasyon var özellikle Galatasaray’a döneceği konusunda. Açık konuşmak gerekirse daha önce ne Galatasaray’ın Fatih Terim’e bu kadar ihtiyacı olduğu bir periyot oldu ne de Fatih Terim’in Galatasaray’a. Terim’in, eğer istifa ederse, Galatasaray’a geri dönmesi oldukça olay yaratacak bir hamle olur, yine Terim karşıtları laflarını sakınmayacaklardır. Umarım İmparator kararını verirken başarısızlık sonucu gelen eleştirilerin sık, ağır ama geçici; başarıların ise en azından uzun vadede kalıcı olduğunu göz önünde bulundurarak kararını verir.

Leave a Reply

2 comments

  1. “Terim’den önceki döneme bakacak olursak yine takımın başında Terim’in bulunduğu 2008 yılına kadar bir başarı göremiyoruz.”

    Yahu 2002 başarı değil mi?

  2. Doğan Can Çiçek

    Orada bir anlatım bozukluğu olmuş sanırsam Recep Bey. “Terim’den önceki döneme bakacak olursak yine takımın başında Terim’in bulunduğu 2008 yılına kadar bir başarı göremiyoruz.” derken 2008-2016 arasındaki dönemi kastetmiştim.