Çanakkale: Toprakları Titreten Destan

Yılların yüklediği ağırlıkla 1915’e ulaşıldığında, dünya cihan harbinin sıcaklığını yoğun bir şekilde
hissediyordu. Kan ve barut kokusu, her köşede adeta bir hayalet gibi dolaşıyordu. Osmanlı
İmparatorluğu, Trablusgarp ve Balkan Harbi gibi acı deneyimlerin yaralarını sarmaya çalışıyordu.
O sırada veliaht Franz Ferdinand’ın ölümü sonrası Kraliçe Victoria’nın torunları, bir zamanlar
akraba olan o milletler, şimdi birbirlerine silah çekmişlerdi.nSavaşın başında Osmanlı
İmparatorluğu’nun durumu da içler acısıydı. İtilaf Devletleri’nin, imparatorluğu parçalayıp
paylaşacağına dair korkular, İstanbul sokaklarında yankılanıyordu. Osmanlı, son kozunu
oynamaya hazırlanıyordu: Almanya’nın yanında savaşa girmek. Kaynakları tükenmiş, halkı yorgun
düşmüş olan imparatorluk, bu savaşa son kalan gücüyle katılıyor ve ölüm kalım mücadelesine
giriyordu. Bu çırpınış sadece askerî cephede değil, aynı zamanda halkın günlük yaşamında da
hissediliyordu. Kadınlar, erkeklerin yokluğunda tarlalarda ve atölyelerde çalışıyor; çocuklar küçük yaşlarına rağmen savaşa katılıyordu. Ekonomik zorluklar ve kıtlık, gün geçtikçe daha da artıyordu. Adeta kemikten et sıyırırcasına, Osmanlı İmparatorluğu elindeki tüm kaynakları seferber etmişti. Tam da bu karmaşık zamanlarda, Çanakkale Boğazı’nın önemi bir kez daha ortaya çıkmıştı. Boğazlar, İstanbul’un anahtarlarıydı ve düşman gemilerinin anahtarlara ulaşmasına izin verilmemeliydi. Türk milleti, bu kritik cepheye sahip çıkmak için her şeyi göze almaya hazırdı. Çanakkale, sadece stratejik bir mevzi değil, aynı zamanda bir milletin onurunun ve bağımsızlığını savunma mücadelesinin sembolüydü. İşte bu zorlu savaşın tam ortasında, Türk milleti, tarih sahnesine eşsiz bir destan yazdı. Türk milletinin göz kamaştırıcı cesareti, inanç dolu direnişi ve vatan sevgisi birleşerek Çanakkale’nin destanını oluşturdu. Bu mücadele, sadece o dönemin değil, gelecek nesillerin de gurur duyacağı bir miras olarak kalacaktı çünkü Çanakkale, bir milletin yenilmezliğini ve istiklal aşkını en parlak şekilde yansıtan bir destan oldu.

Birinci Dünya Savaşı öncesi Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları

Operasyonun Amaçları

• Rusya’nın silah ve mühimmat gereksinimini karşılamak: Osmanlı İmparatorluğu, Almanya ve
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun müttefikiydi. Bu nedenle, Rusya’nın silah ve
mühimmat ihtiyacının karşılanması büyük Rus nüfusunun Almanya üzerine akması demekti.
• Rus petrolünü boğazlar üzerinden Avrupa’ya taşımak: Osmanlı topraklarının Rus petrol sahaları
üzerindeki yolu kontrol etmesi petrol sevkiyatını engelliyor ve müttefik devletlerin Rus
petrolünden mahrum kalmasına sebep oluyordu.
• Balkanlar’daki devletleri İtilaf Devletleri safına çekmek: O sırada savaşta tarafsın olan
Bulgaristan ve Yunanistan’da hükumetler itilaf ve ittifak yanlıları olarak ikiye ayrılmış durumda
idi. Öyle ki Yunanistan’ın kuzeyinde İngiltere yanlısı Venizelos hükumeti ayrı bir hükumet kurmuş
ve Selanik limanına Fransız ordusunu çıkarmıştı.
• Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır’a yönelik tehdidini ortadan kaldırmak: Osmanlı
İmparatorluğu’nun savaşa girmesi, Mısır’daki İngiliz hakimiyetine bir tehdit oluşturabilirdi zira
1914’te Osmanlı’nın savaşa girmesi sonucunda 1881’den bu yana hukuken Osmanlı toprağı olan
Mısır, İngiltere tarafından ilhak edilmişti.
• Osmanlı’nın Kafkasya Cephesi’ne daha fazla kuvvet aktarmasının önüne geçilerek Rus
ordusunun Almanya üzerine yüklenebilmesine olanak vermek: Osmanlı’nın Kafkasya
Cephesi’ne daha fazla kuvvet aktarması, Rus ordusunun Almanya’ya yönelik saldırılarını
güçlendirebilir ve böylece İtilaf Devletleri’nin Almanya’ya karşı savaş çabalarını destekleyebilirdi.
• Teşkilât-ı Mahsusa’nın “İttihad-ı İslam” propagandasını durdurmak: Cihad-ı ekber ilanı sonrası
İngiliz ve Fransız sömürgelerinde cihad çağrıları yapan Türk subayları ve Teşkilat-ı Mahsusa
üyeleri özellikle Fas, Sudan ve Hindistan civarında ayaklanmalara sebep oluyordu.
İtilaf Devletleri’nin ordusu, çeşitli etnik ve dini kökenlere sahip askerlerden oluşuyordu. İngiliz,
İskoç, İrlandalı, Fransız, Hint, Kuzey Afrikalı (Cezayirliler, Zuaveler), Avustralyalı ve Yeni Zelandalı
askerlerin yanı sıra Rum ve Yahudi gönüllüler de bu orduda yer alıyordu. Özellikle Anzak
askerleri, gönüllü olarak katılmış olsalar da Birleşik Krallık ile dominyonları arasındaki antlaşma
gereği maaş alıyorlardı, bu nedenle gönüllü yerine paralı asker olarak kabul ediliyorlardı. Anzak
birlikleri içinde Polinezya Adaları’ndan Maoriler gibi Okyanusya adaları yerlileri de bulunuyordu
ve bu askerler de Gurkalar gibi savaşçı gelenekleriyle biliniyordu.
Bu çeşitlilik içinde, Türklerin esirleri kestiği imajının propaganda amaçlı olduğu biliniyordu.
Ancak savaş esirlerinin ifadeleri, bu imajın gerçeklikten ziyade propaganda olduğunu
gösteriyordu. Ayrıca, Türk askerlerine karşı mücadele etmek yerine intihar etmenin teşvik
edildiği de biliniyordu.

Deniz harekâtı sırasındaki Türk tabyaları, mayın hatları ve savunma düzeni 

Yenilmez Armada Boğazlarda


19 Şubat 1915 ile 18 Mart 1915 tarihleri arasında gerçekleşen Çanakkale Deniz Savaşı’nın tarihi,
stratejik ve askeri açıdan önemli bir dönemeçtir. İngilizler, bu deniz savaşını sadece donanma
gücüyle kazanabileceklerine inanmışlardır. Bahriye Nazırı Churchill’in ısrarları ve Akdeniz filosu
komutanı Amiral Sackville Carden’in destekleriyle, Birleşik Krallık Donanması Komutanı Lord
Fisher’in şüphelerine rağmen, deniz kuvvetleriyle bu maceraya atılma kararı alınmıştır.Savaş
Konseyi’nin 28 Ocak 1915 tarihli oturumunda alınan kararla, harekâtın amacı İstanbul’un
hedeflenmesi ve Gelibolu Yarımadası’nın deniz yoluyla ele geçirilmesi olarak belirlenmiştir. Bu
planın uygulanmasına karar verilmesiyle, Birleşik Krallık Donanması’nın önemli bir kısmı Ege
Denizi’nde toplanmaya başlamıştır. Ancak, deniz harekâtının başarılı olup olmayacağına dair
belirsizlikler vardı. Amiral Fisher gibi deneyimli bir komutan, kara harekatı olmadan deniz
kuvvetlerinin böyle bir operasyona girişmesinin hatalı olduğunu düşünmekteydi. Deniz harekâtı,
19 Şubat 1915’te başlamıştır. Ancak, düşman gemileri Osmanlı’nın sıkı savunması ve mayın
engelleriyle karşılaşmış, beklenen ilerleme sağlanamamıştır. 18 Mart’a kadar süren bu
dönemde, Boğazlar’da çıkan çatışmaların net bir sonuç vermediği görülmüştür.18 Mart 1915’te
gerçekleştirilen ikinci saldırıda ise, İngiliz ve Fransız gemileri, Çanakkale Boğazı’nın en dar
noktasına yoğun bir saldırı düzenlemiştir. Ancak, Osmanlı’nın sıkı savunması ve Nusret Mayın
Gemisi’nin yerleştirdiği deniz mayınları, İtilaf Devletleri’nin gemilerine ağır kayıplar verdirmiştir.
İngiliz HMS Ocean, HMS Irresistible ve Fransız Bouvet gibi zırhlı gemiler, mayınlara çarparak
batmıştır.18 Mart Deniz Savaşı’nın sonuçları, İtilaf Devletleri’nin Boğazları donanma gücüyle
geçemeyeceğini göstermiştir. Bu durum, İngilizlerin Gelibolu Yarımadası’na kara harekâtı
düzenleyerek Boğaz topçu bataryalarını etkisiz hale getirme planlarını hızlandırmıştır. Ancak, 18
Mart 1915’te yaşananlar, denizden yapılan saldırının zorluklarını ve risklerini bir kez daha gözler
önüne sermiştir.

Ana petrol nakliye rotaları ve geçiş noktaları


Çanakkale Cephesi’nin deniz harekâtı, sadece o dönemin askeri bir olayı değil, aynı zamanda
stratejik, jeopolitik ve tarihsel açıdan da büyük öneme sahipti. Türk Boğazları, İstanbul’u
Karadeniz’e ve Ege Denizi’ne bağlayan kritik su geçişleri olarak tarih boyunca stratejik önemini
korumuştur. Bu boğazlar, sadece coğrafi geçiş noktaları değil, aynı zamanda dünya deniz
ticaretini ve siyasetini etkileyen önemli noktalardır.Çanakkale’nin stratejik önemi, sadece o
dönemde değil, günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Bu bölge, Cebelitarık ve Süveyş Kanalı
gibi diğer önemli su geçitleriyle entegre olarak dünya deniz ticaretini etkilemektedir. Dolayısıyla,
Çanakkale Boğazı’nın kontrolü, uluslararası ilişkilerde ve küresel ekonomide belirleyici bir rol
oynamaktadır.Tarihi boyunca, Avrupa ve Asya arasındaki ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerle
birlikte askeri hareketler sürekli olarak Boğazlar bölgesinde yoğunlaşmıştır. Bu da
göstermektedir ki, Boğazlar her zaman büyük devletler arasındaki çatışmaların odak noktası
olmuştur. Çanakkale Savaşı’nın sonuçları, tarihsel önemi ve stratejik değeri göz önüne
alındığında, büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki ulusal emelleri oldukça belirleyici
olmuştur. Almanya’nın doğuya yürüme politikası, Rusya’nın ılık denizlere ulaşma isteği ve
Birleşik Krallık’ın denizlere egemen olma arzusu tümüyle Boğazlar üzerinde odaklanmıştır.Çanakkale’de yaşanan büyük savaş, özellikle İngiltere’nin aktif bir rol oynadığı bir planın sonucuydu. İngiliz Donanma Bakanı Winston Churchill, Türk direncini hafife alarak cephenin açılmasında önemli bir rol oynamıştır. Ancak Türklerin kararlı savunması ve direnişi, İngilizlerin hesaplarını altüst etmiş ve sonunda zaferi Türk kuvvetlerine bırakmıştır. Çanakkale Savaşı’nın sonuçları, Türkiye ve uluslararası politika tarihi açısından büyük öneme sahiptir. Bu savaş, Türk milletinin direniş ve bağımsızlık mücadelesinde dönüm noktası olmuş ve Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolda bir mihenk taşı olmuştur.



Kaynakça

Artuç, İbrahim. 1915 Çanakkale Savaşı. Kastaş Yayınları.

Çanakkale Deniz Savaşları 1915. Çanakkale Boğaz Komutanlığı – Deniz Basımevi. Şubat 2008.

Leave a Reply