Gazetebilkent yazarlık tecrübem boyunca, pek çok yazımın girişini aynı cümle ile başlattım belki de ama yine de sorun etmiyorum. Bilkent Üniversitesinde eğitim gördüğümüz için çok şanslıyız. Eğitim hayatımız boyunca pek çok defa aksini düşündüğümüz anlar olduğunun farkındayım. Sınavlardan ve projelerden bunaldığımız zamanlarda okulumuz ile ilgili pek de kibar ifadeler kullanmadığımızın da farkındayım. Yine de iddia ediyorum ki, bu okulda biriktirdiğimiz hatıralar, tecrübeler, tanışma şerefine eriştiğimiz insanlar, gelecekte sadece iş imkanı olarak değil, hatırlamak isteyeceğimiz hoş günler olarak geri dönecek. Ben geçen hafta bunu bir kere daha hissettim. Gerçek bir fizikçiyi dinledim kampüsümüzde. Daha önemlisi, gerçek bir fizikçinin itibarına, nasıl saygı gördüğüne tanık oldum. Hatırlanması gereken bir tecrübeydi.

İsmini belki duydunuz, belki duymadınız ama 78 yaşındaki İngiliz fizikçi Micheal Berry’i geçen hafta çarşambadan cumaya kampüsümüzde konuk ettik. Bu fizikçinin önemini size anlatmak için aldığı ödülleri sıralamak isterdim ama bu çok geniş bir bölümü kapsayacağı için Dirac Madalyasının yanında, 28 ödülünün daha olduğunu belirterek bu konuyu kapatmak istiyorum. Buna ilaveten kendisinin bir Sir unvanı olduğunu da söylemeden geçemem. Bütün bu unvanlar ve ödüller bu fizikçinin itibarını biraz anlatıyor sanırım. Yine de insan davranışlarını takip etmek belki de bize daha iyi bir fikir verir.

 

 

Sir Micheal Berry’nin yarattığı heyecanı ilk defa Katı Hal fiziği dersimde hissettim. Hocamız dersi bitirdikten sonra, bir duyurusu olduğunu söyleyip birkaç dakika daha kalmamızı rica etti. Micheal Berry’nin okulumuzda olduğunu ve öğleden sonra bir konuşma yapacağını söyledi. Hepimizin bu konuşmayı dinlemesinin kendimiz nezdinde çok faydalı olacağını vurguladı. Belki de sadece salonun dolu olmasını istiyordu, emin değilim. Bu haberle sınıftan ayrıldım ve fakülte kapımızın önünde çok daha ilginç bir görüntüyle karşılaştım. Fizik bölümünden başka bir hocamız, belli ki Micheal Berry’i karşılamak için görevlendirilmişti ya da belki de gönüllü olmuştu. Hocamızın kapının önündeki bekleyişi gerçekten görülmeye değerdi. Heyecandan yerinde duramıyor, bir ileri bir geri gidiyor, elini bir cebine sokuyor, gerisin geri çıkarıyordu. Enerjik ve özgüven sahibi olarak tanıdığımız hocamızın bu çocuksu heyecanını görmek çok güzeldi gerçekten. Bu çok da uzun olmayan bekleyişin ardından, 78 yaşındaki Micheal Berry koluna girerek beraber yürüdüğü yüksek lisans öğrencisiyle beraber kapıya geldi. Öğrenci halinden çok memnun görünüyordu. Anlaşılan, Micheal Berry hocamızın güzel bir mizah anlayışı vardı ki, yüksek lisans öğrencisinde hoş bir tebessüm oluşmuştu. Fakat bu noktada, onun vazifesi bitiyordu. Buradan sonrasını heyecanlı Bilkent akademisyeni devralacaktı.

Öğleden sonra başlayacak olan konuşmaya kadar, fen fakültesinde biraz kendi işlerimle uğraşıyordum. Bu sırada konuşmaya yarım saat kala, arkadaşlarım geldiler ve konferansa gelmiyor musun, diye sordular. Hala daha yarım saatimiz vardı, bu aceleyi anlamamıştım doğrusu. Bana verdikleri cevap gidip ön sıradan yer kapalım oldu. Kimi dinlemeye gittiğimizi tamamen unutmuştum. Micheal Berry’i dinlemek için yarım saat önceden gidilip yer kapmak gerekiyordu. Yarım saat önce gitmemize rağmen ön sıralarda yer bulamadık. Biraz arkaya geçmek zorunda kaldık ama yine de iyi tasarlanmış UNAM konferans salonunda görme ve duyma ile ilgili bir sorun yoktu. Sadece en son gelenler, artık tam kapasitesine ulaşmış salonda, merdiven basamaklarına oturmak zorunda kaldılar. Eğer arkadaşlarım beni uyarmasaydı, muhtemelen ben de merdivenlerden dinleyecektim.

Peki konuşma ne üzerineydi? Çok karmaşık bir konu muydu? Fizik bölümünde doktora yapmadan anlaşılamayacak kadar ağır mıydı? Kesinlikle hayır. Yaklaşık 1 saat boyunca konuştuğumuz konu sadece ışıktı. Fakat bir fizikçi ışıktan bahsettiğinde 1 saat de konuşabilir 1 hafta da konuşabilir. Işık her zaman bilim insanlarının çok önem verdiği, büyük bir gayret ile anlamaya çalıştıkları bir kavramdı. Micheal Berry de tam olarak bundan bahsetti. Tarih boyunca ışığı açıklama çabasını anlattı. Antik Yunan’dan, Newton’a; Maxwell’den, Quantum fiziğine farklı dönemlerin, farklı yaklaşımları üzerinde durdu. Bunu yaparken de sunumuna uzun ve sıkıcı metinler ya da grafikler koymaktansa, ışıkla ilgili muhteşem fotoğraflar yerleştirdi. Bize aslında daha önce öğrenmediğimiz bir şey göstermedi ama yine de neden bu bölümü tercih ettiğimizi hatırlamamıza yardımcı oldu. Bu ise sınavlar ve projelerden bunaldığımız, pek çoğumuzun pes etmeye meyil ettiği şu dönemlerde çok daha değerliydi. Bunun karşılığında da başka hiçbir konferansta görmediğim bir alkışla ödüllendirildi. Bu yazıyı da başladığım gibi bitireyim. Bilkent öğrencisi olup bu insanları dinleyebildiğimiz için çok şanslıyız.

 

Görsel Kaynak:

Leave a Reply