Görselliğin, dans ve müzikle buluştuğu nefes kesici bir gösteri “Giselle”

Giselle’i ilk sahnelendiren balerin: Carlotta Grisi

Cazibesi dillere destan genç bir köylü kızı ve onun naif kalbinin hikayesi. Peri masallarının büyülü havasını taşıyan müziğin ve dekorun pastoral bir güzellik olan Giselle’in trajik hikayesinin iki perdeye sığdırılarak yansıtılışı. Orta çağ Avrupa’sının değerleri ile toplumuna, Victoria dönemine ait bir bakış açısından romantik bir yorum. “Giselle” İdealleştirilmiş masalların ve burjuvazinin zevklerinin ilgi çekici bir birleşimi.

Müziği Fransız müzisyen Adolphe Adam tarafından bestelenen, koreografisi ise Jean Corelli ve Jules Perrot tarafından hazırlanan “Giselle” romantizm akımının demirbaş bale eserlerinden biri olarak kabul ediliyor.  Tarihte ilk gösterimini 1841 yılında Paris’te yapan ve ardından büyük beğeni toplayan bu performans, koreografisinin zorlayıcılığı, sahneler arasında hızlıca kostüm değiştirmeyi gerektirmesi gibi teknik zorlukları sebebiyle dikkat çekiyor.

Klasik balenin en önemli eserleri olan “Kuğu Gölü” nün ve “Uyuyan Güzel” in yanında yer alan bu performans Türkiye’de ilk olarak 1961 yılında Ankara devlet opera ve balesinde sergilenmiş. Geçtiğimiz yıl, 2017-2018 sezonunda, ise 10 yıllık bir aradan sonra tekrar başkente dönen bu gösteri bu sezon da Ankaralı seyircileriyle buluşuyor

Eser Orta çağ Almanya’sında Rhinefeld’de bir köyde yaşayan ve dans etmeyi çok seven narin bir kızın trajik kaderini anlatıyor. İki perdeden oluşan eserin ilk perdesinde Hilarion ve Kont Albrecht’in Giselle için çekişmesini, Giselle’in kont Albrecht’e, Hilarion’un ise Giselle’e âşık oluşunu izliyoruz. Ardından bunu Giselle’in bağbozumu festivalinde annesinin “wili”ler hakkındaki uyarısına rağmen dans edişini ve şölenin sonunda da Giselle’in, Kont Albrecht’in sandığı gibi bir köylü değil başka bir kadınla nişanlı bir soylu olduğunu öğrenerek hayal kırıklığına uğramasını ve bu yüzden üzüntüden aklını kaybederek ölmesi takip ediyor. İkinci perdede ise Giselle’in ölümünden sonra Wili’lerin kraliçesinin Giselle’i yanlarına davet etmesini, Hilarion’un kendini Giselle’in mezarı başında öldürmesini, Albrecht’in wili’ler tarafından ölene kadar dans etmeye mahkûm edilmesini ve Albrecht’in Giselle’in ruhu tarafından kurtarılmasını seyrediyoruz.

Olay örgüsünde, Heinrich Heine’nin “Del’allegmane” adlı eserindeki “wili”’lerden ve Victor Hugo’nun “Fantomes” adlı eserindeki dans ettiği için hastalanarak ölen nişanlı bir kızın hikayesinden esinlenen bu bale, aynı zamanda Fransız ihtilali sonrası oluşan toplumun zihniyetinin de izlerini taşımakta. Bu izlerin kendisini, eserin temsil ettiği romantizm akımının belirtilerinde de görebiliriz aslında. Çünkü bu akımla beraber dönemin ve toplumunun değişen tercihleri, sanatta işlenilen konulara da yansıdı. Artık romantizmle beraber, Yunan mitolojisine ait tanrı ve tanrıçaları, onların temsil ettiği yüksek ahlaki değerleri anlatan klasisizm dönemine ait, aristokrasiye hitap eden eserlerin yerine; günlük hayattaki insanların yaşamını anlatan ve çirkinliklerinde sahnede yansıtıldığı burjuvaziye hitap eden eserler geldi. Bu eserlerden biri olması ve çağında çok ilgi toplamasıyla öne çıkan “Giselle” de aslında değişen değer yargılarının, temelinden sarsılan sosyal kültürün ve dönemin zihniyetinin klasik ve nefes kesici bir ürünü. Devrimlerin arka arkaya gelip Avrupa’nın yüzyıllardır gelen geleneklerini sarstığı bir sırada, aynı o zamanki sosyal ve siyasal hayatın da beklenmedik sonuçlar ve trajik olaylar barındırması gibi “Giselle” de içinde tesadüfler ve trajediler barındıran bir bale.  Aynı zamanda gösterinin baş karakterinin bir tanrıça ya da prenses yerine basit bir köylü kızı olması ve baş aristokrat karakterin de bir sahtekâr çıkması, o zamanlardaki Avrupa’nın özellikle de oyunun oynandığı yer olan Fransa’nın devrimci havasına uyuyor.

Ankara Devlet Operasında izlediğim gösteriye gelirsek, ben, eserin 1841 yılındaki halinin sahneye koymadaki teknik zorluğu sebebiyle Marius Pepita tarafından 1884 yılındaki modernleştirilmiş versiyonunu Ulus’taki Devlet Opera ve Bale sahnesinde izledim. Balenin teknik bilgileri ve arkasındaki hazırlama sürecinde geçilen zorluklardan çok haberdar olmasam da kostümlerden dekora, müzikten dansa, her şeyin çok çalışmanın ürünü olduğunu ve üzerinde emek harcandığını görebiliyordum. Eğer benim gibi Disney’nin prenses filmleriyle veya 14 kat şiltenin altındaki bezelyeyi fark eden kızın masallarıyla büyümüşseniz, eminim ki bu bale size çocukluğunuzda okuduğunuz o güzel masalların dimağınızda bıraktığı nostaljik ve büyülü tadını tekrardan hissettirecek. Çoğu masal Giselle’in sonunun aksine “sonsuza dek mutlu yaşadılar” ile bitse de o masallarda tarif edilen köyü ve ormanı dekorlardan, siz o masalları okurken kafanızın arkasında çalan ve bir türlü çıkaramadığınız müziği ise Adolphe Adam’ın müziklerini dinlerken ve o masal kitaplarındaki prenseslerin zarifliğini de 2. Perdedeki wili’lerin intikam dolu danslarını izlerken keşfedeceksiniz. 10 yıl aradan sonra başkente dönen bu gösterinin sezon kapanmadan izlenmesini bu yazıyı okuyan herkese tavsiye ederim. Büyülü bir masal dünyası, acılı bir aşk hikayesi ve gencecik bir kızın trajik kaderinin gerçek anlamda nefes kesici bu yorumu sizi Ankara’dan alıp Almanya’daki kara ormanların derinliklerine oturduğunuz sıradan kaldırmadan götürecektir. Klasik eserlerin hiç eskimeyen o tadını nasıl ki Sefiller’i açıp okurken hissediyorsanız, aynı tadı bu gösteriyi izlerken de hissedebileceğinizi düşünüyorum.

Kaynakça:

https://www.operabale.gov.tr/tr-tr/Sayfalar/workdetail.aspx?EserKodu=518

https://www.roh.org.uk/productions/giselle-by-peter-wright

Leave a Reply