KURAK GÜNLER, SİYASAL YASAKLAR, ANADOLU İRFANI: YENİ YIL DİLEKLERİ

Türkiye hiçbir zaman siyasal suların durulduğu bir ülke olmadı. Ne var ki son bir aydır yaşanan gelişmeler yeni yılın gelişiyle beraber ivme kazanarak bizi seçimlere kadar sürükleyecek yepyeni bir düzenin gelişinin sinyallerini vermeye başladı. 14 Aralık 2022 Türkiye siyasi tarihine kazınmış yeni bir antidemokratik yapıtaşı olarak yerini aldı bile. Peki 14 Aralık tarihine bizi hazırlayan süreç nasıl gelişti? Türkiye son bir aydır neleri tartışıyor, ve 2023’ün gelişiyle birlikte neleri konuşmaya başlayacak? 

9 Aralık sabahı Türkiye iki şeyi tartışarak uyandı. Emin Alper’in Kurak Günler’inin vizyona girmesi ve 6 yaşındaki bir çocuğun tarikat lideri ile evlendirilmesi. Peki neydi bu iki birbirinden bağımsız gibi gözüken olayı birbirine bağlayan şey. Önce Kurak Günler konusunu irdelemek istiyorum. 2022 Cannes Film Festivali seçkisine seçildiği günden bu yana sosyal medyada Emin Alper’in Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verdiği fon yardımını aldıktan sonra “senaryoyu değiştirdiği” ve homoerotik sahnelerin eklendiği yönünde iddalar dolaşıyordu. Bu iddaların peşinden kamuoyunun bir kısmı Emin Alper’i yüceltirken muhafazakar kesimiyse böyle bir aldatmacadan duydukları rahatsızlığı dillendirdi. İşin özünde iki kesim de filmin kendisini sadece queer film kategorisine indirgeme yanılgısındaydı. 8 Aralık günü öğle saatlerinde Emin Alper sosyal medya hesaplarından bir bildiri yayınladı. 

Bildiriye göre Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verilen fonu faiziyle birlikte geri istediğini belirtiyordu. Yurtdışındaki film festivallerinde sayısız ödüle layık görülen ve ülkeyi başarıyla temsil eden film bakanlığın bir nevi “sansür” cezasıyla karşı karşıya bırakılıyordu. Bunun üzerine başta Emin Alper olmak üzere film ekibi halkı sinema salonlarında filmlerini desteklemeye çağırdı. Halkın buna verdiği reaksiyonsa beklenilenin oldukça üstünde oldu ki ilk haftadan Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından talep edilen miktarın neredeyse 4 katı bir hasılat edildi. Kurak Günler halk tarafından sahiplenmesinin altında yatan sebepler aslında o kadar da karmaşık ve gizemli değil. Öncelikle film lanse edildiğinin aksine bir queer filmi olmanın ötesinde Anadolu insanının sosyo politik yapısı üzerine laboratuvarda üretilmiş yapay bir gerçeklik sunmak yerine oldukça sade ve bizden bir anlatımla inceleme getiriyor. İnsanların “değişmez bu kafa, böyle gelmiş böyle gider”ciliğini kusursuz bir şekilde eleştiriyor. Köyde yıllardır süren bir tecavüz vakasına sessiz kalan halkın söz konusu eşcinselliğe geldiğinde ortaya çıkan yakıp yıkıcı tepkisini işlerken bir yandan da Yanıklar köyü üzerinden bir Türkiye demografisi çizmeyi başarıyor. Film hakkında daha fazla şey anlatmak istesem de Türkiye’deki herkesin izlemesi gerektiğini düşündüğüm için burada keserek filmin gündemle bağlantısına geliyorum. 

Filmin yayınlandığı tarih olan 9 Aralık sabahı Türkiye 6 yaşındaki bir çocuğun gelin olması haberine uyandı. Şu anda 24 yaşında olan kurban 2002 senesinde henüz 6 yaşındayken, İsmailağa Cemaatine bağlı Hiranur Vakfı’nın başkanı olan babası Yusuf Ziya Gümüşsel tarafından cemaatin içinde bulunan 29 yaşındaki bir üyeyle evlendirilmesiyle ilgili suç duyurusunda bulundu. Çocukken “kocası” olarak tanıtılan tecavüzcüsü tarafından senelerce evcilik oynadıkları söylenerek kandırılarak tecavüz edilen H.K.G., 13 yaşına geldiğinde nişanlandırıldı 14 yaşındayken de düğünü yapıldı. Annesi düğünden 4 ay sonra kızını hastaneye götürdüğünde doktorun H.K.G.’nin cinsel istismara uğramasını anlamasının ardından savcılık konu hakkında soruşturma başlattı. Kemik testi raporuna H.K.G yerine 21 yaşındaki bir kadının sokulduğu ortaya çıkmasına rağmen savcılık dava hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararını verdi. 18 yaşında resmi nikahla evlendirilen H.K.G yaşadıklarını sosyal medyada tanıştığı kadınlara anlatarak akıl danıştı ve dava açtı. Açtığı dava için 2.Ağır Ceza Mahkemesi 22 Mayıs’a tarih verdi. 18 yıldır süren bu işkence sırasında devlet nerdeydi? Savcı bilirkişi raporunda usulsüzlük olmasına rağmen iddianameyi neden hasır altı etmeyi tercih etti?  Yusuf Ziya Gümüşsel’in tutuklanması Aile Bakanlığı’nın olayı öğrenmesinin 737. gününde, Timur Soykan’ın gazete yazısında yer vermesininse 7.gününde gerçekleşti. Bu durum akıllara tabii ki kamuoyu baskısı oluşmasa Aile Bakanlığı’nın olaya hiç müdahalede bulunmayacağı şüphelerini getirdi. Zira bilindiği üzere 2015 yılında yaşanan Ensar Vakfı tecavüz skandalında eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu, Ensar Vakfı’ndaki tacizci öğretmeni ve vakfı savunmuş Ramazanoğlu, “Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfı’nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz” demişti. Anlaşıldığı üzere 6 yaşında evlendirilen H.K.G. Türkiye’de aktif faaliyet göstermekte olan cemaat ve sözde “vakıfların” ilk çocuk istisması skandalı olmadığı gibi devletin almayı reddettiği önlemler dolayısıyla sonuncusu da olamayacak gibi gözüküyor. Mahmut Efendi Cemaati, İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı kurucularından Yusuf Ziya Gümüşel ve kızını 6 yaşındayken evlendirdiği müridi Kadir İstekli’nin gözaltına alınarak Anadolu Adliyesi’ne sevk edilmesinin ardından basın açıklaması yapmak için 15 Aralık günü adliyenin önünde toplandı. Cemaat üyesi Recap Konu “Birtakım iftiralarla, birtakım baskılarla olayı bu şekilde yansıtarak ‘tarikatlar kötüdür, cemaatler kötüdür’ algısını asla kabul etmediğimizi beyan etmek istiyoruz. Bu filmi daha önce izlettiler bize.” ifadelerini kullandı. Bütün bu süreçte işin ilginç olanıysa en ufak bir LGBTİ, kadın ya da sendika eyleminde ortalığı çelik kuvvete boğan emniyet kuvvetlerinin tek bir polisi bile adliye önündeki basın açıklamasında göremiyor oluşumuzdu. Bu da halkın gözünde iktidar sahiplerinin cemaat ve tarikat önderlerine ayrıcalık tanıdığının bir başka kanıtı oldu. 

6 yaşındaki gelin davasına halkın ve devletin tepkisi, Kurak Günler filminde işlenen namus ve ahlak kavramının anadolu halkı tarafından subjektif yorumlanışının pratiğe dökülmesinden başka bir şey değildi. Adamına göre işleyen yargı organları, “anadolu irfanı” kisvesi altında gelinin fotoğraflarına bakıp burda altı yaşında değil ama diyerek tasdikli iddianameyi, ses kayıtlarını hiçe sayan bir güruh…Yolun sonu o kadar belirsiz ki halkın obruğun iki tarafında cephe almaktan başka şansı kalmıyor. Aynı dairenin çevresinde birbirinden uzaklaşan, kutuplaşan bir millet haline evriliyor. 

Bütün bunlarla da bitmiyor üstelik Aralık’ın daha ilk yarısında yaşananlar. 2019 Yerel Seçimlerinin sonucunda haklı mazbatası verilmeyen ve ikinci defa seçime götürülmek zorunda bırakılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun davasına geliyor sıra. İmamoğlu 4 Kasım 2019’da yaptığı basın açıklamasında dönemin YSK üyelerine yönelik “ahmak” sözcüğünü kullandığı iddiası nedeniyle ve savcı 21 Mayıs 2021 tarihinde “zincirleme şekilde kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen hakaret” ettiği iddiası ile dava açtı. Ancak hiçbir YSK üyesi İmamoğlu hakkında suç duyurusunda bulunmadı. Savunmasında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu kullanmış olduğu kelimenin muhatabının İçişleri Bakanının Süleyman Soylu olduğunun altını çizerek, “O dönemde ‘seçimi iptal edenler’ ibaresini kullanmamın nedeni ise siyasi iradenin seçimler üzerindeki baskısını ve baskıcı tavrını ifade etmesi şeklinde kullandım. Dolayısıyla asla YSK’yı veya üyelerini herhangi birisini muhatap olarak böyle bir beyanda bulunmadım” dedi. 21 Haziran’da mahkemenin karar vermesi beklenirken 19 Haziran günü yayımlanan adli yargı ana yaz kararnamesiyle davaya bakan 7. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Hüseyin Zengin kendi talebi olmaksızın Samsun’a atandı. Bu atamanın iktidar tarafından yargıya verilen bir gözdağı olduğu oldukça açıktı. Yapılan hakim değişikliğinden ötürü davanın tarihi 21 Eylül’e ertelendi. İmamoğlu davasına bakmak üzere aynı adliyede görev yapan 11. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Mehdi Komşul atandı. Hakim Komşul’un, AKP Sancaktepe İl Yöneticisi ile birlikte poz verdiği fotoğraflar ortaya çıktı. İmamoğlu’nun avukatları hakim Komşul’un reddini isteseler de bu talepler hem mahkemenin hakimi hem de üst mahkemeler tarafından her defasında reddedildi. Bu da daha öncesinde iddia edilen yargı üzerinde oluşturalan iktidar baskısını kanıtlar nitelikteydi. Üstelik iktidarla yakınlık içinde bulunan yalnızca davanın hakimi de değildi. Savcı Furkan Okudan’ın da aynı şekilde AKP ile yakınlığı hakkında kanıtlar ortaya çıkmıştı. Savcı Okudan AKP Canikli Belediye Başkanı’nın yeğeniydi ve nikahını AKP’li Samsun Belediye Başkanı kıymıştı.

 Mahkeme için hazırlanan bilirkişi raporunda da “Dolayısıyla, Ekrem İmamoğlu tarafından Soylu’nun sözlerine aynı terimle karşılık verilmiştir ve iki siyasetçi arasında geçen bu tartışma Yüksek Seçim Kurulu’na gönderme kesinlikle yoktur. Çünkü açıklamaların tümü göz önünde bulundurulduğunda seçim iptalinin hangi kişi ya da kurum tarafından gerçekleştirildiğinden söz edilmemektedir.” ifadesine yer verildi. Bu rapora rağmen 14 Aralık Çarşamba günü, hakim İmamoğlu için 2 yıl 7 ay 14 gün hapis ve siyasi yasak kararını verdi. Kararın verilmesinin ardından Meral Akşener, Ankara’dan yola çıkarak Saraçhane’ye İmamoğlu’nun yanına gitti. 

Bu sırada CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’ysa Berlin’de pasaport kuyruğundaydı. 

Ülkenin en kalabalık şehrinin belediye başkanı yargılanırken ana muhalefet liderinin Almanya ziyaretine gidiyor olması muhalif seçmen tarafından olumlu karşılanmadı ve İmamoğlu’nu yalnız bırakmakla suçlandı. Bir çok kesim Meral Akşener’in aldığı insiyatifi İmamoğlu’nun İP tarafından desteklenen cumhurbaşkanı adayı olması şeklinde yorumladı.

İmamoğlu’nun 14 Aralık’ta yaptığı Saraçhane açıklaması.

14 Aralık akşamı Saraçhane önünde İmamoğlu’nun yaptığı konuşma ve Meral Akşener’in “Bu şarkı burada bitmez.” söylemi halkı İmamoğlu’nun Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayı olduğuna tam ikna etmişken 15 Aralık’ta düzenlenen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Miting’i bütün denklemleri değiştirdi. Kılıçdaroğlu’nun apar topar Almanya’dan dönmesinin ardından yaptığı “Hiç kimse hiçbir güç Ekrem İmamoğlu’nu İstanbul’a hizmet etmekten alıkoyamaz. Görevini onuruyla ve şerefiyle yapacaktır.” açıklaması Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu adaylığına sıcak bakmadığını ima ediyordu. Bu durum iktidar yanlısı basına Kılıçdaroğlu’nun “haklı” adaylığının Meral Akşener ve Ekrem İmamoğlu’nun perde arkasında anlaşması sonucunda bir nevi darbe aracılığıyla İmamoğlu’na verilmesi olarak yorumlandı. Oysaki mahkeme kararına ne Meral Akşener’in ne de İmamoğlu’nun baskı uygulama gücü olmadığı düşünülürse bu yaratılan sözde komplo teorilerinin hepsinin asılsız olduğunu farketmek çok da zor olmasa gerek. Mitingde Altılı Masa liderlerinden sadece Meral Akşener’in Ekrem İmamoğlu’nu yanına alıp “16 milyon İstanbul’lunun dışında 85 milyon Türkiye’nin de senin yanında olduğunu burada Saraçhane’de görüyoruz.” demiş olması Altılı Masa arasında bir anlaşmazlık olduğunu işaret etse de bu mahkeme kararının bir kurmaca oyun olduğunu iddia etmek abesle iştigalden başka bir şey değildir. Sosyal medyada İmamoğlu’nun arkasına aldığı destek ve Saraçhane’de yapılan mitinglerde atılan “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganları aslında muhalif kesmin kendi adayını kendi çıkardığı bir seçim ortamı imajı çizse de son karar Altılı Masa tarafından verilecek. Bu konumda Meral Akşener’in gerçekten halk tarafından arzu edilen ve aday olarak görmek istediği İmamoğlu’na açık destek vermesi söz edildiği gibi hesaplı bir hareket olarak görülebilir mi önümüzdeki süreçte göreceğiz. Bu sırada kulislerde konuşulan CHP içindeki otokratik kutuplaşmanın da aday belirleme sürecine nasıl bir etkisi olacağını da ancak Aralık sonuna doğru tanıklık edeceğiz.

Ekrem İmamoğlu davasında nihai kararın açıklanmasının ardından savcılık 7.Asliye Ceza Mahkemesine dilekçe yazdı. Yazılan dilekçede usul ve yasaya aykırı hususlar içermesi nedeniyle kararın bozulması için istinaf yoluna gidileceği belirtildi. Ayrıca dilekçede savcının izne ayrılacak olmasından dolayı gerekçeli kararın Başsavcılığa tebliği talep edildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 17 Aralık’ta yaptığı açıklamada, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen ceza için ortada kesinleşmiş bir karar olmadığını söyledi ve “Birilerinin kendi iç kavgalarını, Bizansvari taht oyunlarını bizim üzerimizden yürütmeye çalıştıklarını gördükçe üzülüyoruz” dedi. “Masadaki herkesin kafasında bir başka hesabın olduğu malumdur. İktidar rüyası görme hastalığından bir türlü kurtulamadılar. Ortada gelen bir yasak yok. İstinafa ve Yargıtay’a gidecek. Mahkeme kararında eksiklik varsa, orada gerekli düzenleme yok. Bizi oyuna alet etmeye çalışmaya çalışıyorlar. Mardin’den bir kez daha tekrarlıyorum. Cumhur ittifakı adayını açıklamış. Avara kasnak gibi toplanıp dağılmaktan başka iş yapmayan Altılı Masa birbirlerine çalım atmaya çalışmak yerine yüsekleri yetiyorsa adaylarını açıklasınlar. Biz de meydanlarda proje rekabetine gireceğimizi bilelim.” sözlerini de ekledi. Bunun üzerine CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan TV100’de katıldığı programda Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayını Aralık sonunda ya da Ocak başında açıklayacaklarını söyledi.

Bu son açıklamayla beraber Aralık ayının geri kalanında yaşanacak olan gelişmeler 2023 yılında başlayacak olan seçim atmosferini hazır hale getirecek. Ufukta görülen olası İmamoğlu kararının onamasının halkta yaratacağı etki ve Altılı Masa’nın halkın isteklerini mi yoksa kendi kişisel egolarını dinleyeceği hala muallakta. Başını bir türlü rahata çıkaramayan Türkiye politikasını 2023’te sizce neler bekliyor?

Notlar

Timur Soykan’ın yazısı için: https://www.birgun.net/haber/karanlik-dunya-bir-cocugu-yuttu-tarikat-karanliginda-henuz-6-yasinda-412258

Ensar Vakfı tecavüz skandalı, Karaman’da Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği’ne (KAİMDER) ait evlerde kalan çocukların cinsel istismara ve tecavüze maruz kalması olayıdır. 

Daha detaylı bilgi için:

https://web.archive.org/web/20160410153804/http://www.radikal.com.tr/turkiye/karamandaki-tecavuz-skandalinda-iddianame-kabul-edildi-1534214/

Cemaat Bağlantılı Çocuk İstismarı vakalarının son 16 yıldaki geçmişi için bakabilirsiniz:

 İmamoğlu’nun yargılandığı o konuşma… “Seçimi iptal edenler ahmaktır!”

Leave a Reply