PATLAMANIN SESİNİ YAYIN YASAĞI BASTIRIR MI?

13 Kasım günü, İstanbul kendi koşulları altında sakin bir pazar günü geçirmeye hazırlanırken, akşamüstü saat 16.00 sularında hiç beklenmedik bir olayla karşı karşıya geldi. Şehrin ve hatta ülkenin en kalabalık ve işlek caddelerinden olan İstiklal Caddesi’nde bir terör saldırısı gerçekleşti ve bundan yalnızca birkaç yıl önce Türkiye’nin neredeyse normali haline gelmiş olan o korku ortamını hatırlatarak o dönemi tecrübe eden herkesi tekrar derin bir endişeye sürükledi. Türkiye’de 7 Haziran 2015 seçimi sonrası başlayan ve 2016’nın sonlarına kadar devam eden dönemde, sadece İstanbul olmamak üzere ülkenin çeşitli yerlerinde canlı bomba saldırılarının yaşandığı ve yüzlerce insanın böylesine haksızca hayatını kaybettiği, yine yüzlercesinin de hem fiziksel hem psikolojik olarak ağır yaralar aldığı bu dönemi hatırlamak, Türkiye’de hayatta kalmaya çalışan ve bunun aslında ne denli şansa bağlı olduğunu tekrar anlayan ve pazar günü sadece o anda oradan geçtiği için geleceği elinden çalınan 6 kişinin yasını tutan bizler için de oldukça rahatsız ediciydi. Bu patlama aynı zamanda akıllarda çokça soru işaretine yol açtı, çokça sayıda polis ve güvenlik görevlisinin bulunduğu böylesine merkezi bir yerde nasıl böyle bir olay meydana gelebilirdi? Sonradan kamuoyuyla paylaşılan ifadesine göre dört aydır Türkiye’de yaşayan ve kendisine burada bir iş bularak hayat kuran bir terörist nasıl ve hangi ihmaller sonucu fark edilmezdi? Sınırlarımız bizi dışarıdan gelen tehlikelerden koruma konusunda ne denli başarılıydı ve bu saldırgan gibi yüzlercesinin daha gelmediğinden bizi emin kılabilir miydi? Tüm bu ve burada dile getiremeyeceğim kadar fazla çeşitte soruların her biri aslında konuyu bambaşka bir açıdan ele alıyor. Benim değinmek istediğimse, patlamanın “sonra”sı. Aniden Türkiye’nin gündemine oturan ve insanların eleştiride bulunması için büyük bir potansiyel taşıyan çoğu konuda olduğu gibi, bu olaydan kısa süre sonra da yayın yasağı getirildi. Bu duruma alışkın olan ve telefon veya diğer cihazlar aracılığıyla sosyal medyayı kullanabilen kesimse haber alabilmek için bu platformlara yöneldi. Ancak bu çaba da kısa bir süre sonra bu platformlara erişimin kısıtlanmasıyla sonuçlandı. Peki bu uygulama hukuka uygun mu, uygunsa da etik mi? Çok yakın bir zamanda bir seçim dönemine girmek üzereyken bu tarz uygulamalar halkın güvenini ne derece etkiler? Yazımın devamında elimden geldiğince bu soruları kendi perspektifimden yanıtlama niyetindeyim.

            Kararın hukuki boyutundan başlamadan önce, aslında “bant daraltma” uygulamasının ne olduğundan ve uygulanan işlemin bu kapsama girip girmediğini açıklama gerekliliği hissediyorum. Öncelikle bant daraltmanın basit bir anlatımla bir internet sitesine erişimin doğrudan yasaklanması anlamına gelmediğini ancak erişimin oldukça yavaşlatılması olduğundan bahsetmek gerekir. Yani ilgili sitenin bant genişliği sınırlandırıldığı anda normal zamanki akışa kıyasen çok yavaş bir veri akışı olur. Peki patlamanın olduğu gün bant daraltma uygulaması gerçekten yapıldı mı sorusuna ise, BBC Türkçe’nin doğrudan BTK’ye ulaşarak aldıkları ve kamuoyuyla paylaştıkları yanıtla karşılık verebiliriz:

“13.11.2022 tarihinde İstanbul ili Beyoğlu ilçesi İstiklal Caddesinde meydana gelen patlama sonrasında, belirli platformlarda paylaşılan görüntülerin ve içeriklerin ilgili güvenlik koordinasyon birimlerince toplumda korku, panik ve kargaşa oluşturabileceği ve terör örgütlerinin amaçlarına hizmet edebileceği değerlendirildiğinden, ilgili mevzuat kapsamında gerekli tedbirler alınmıştır.”

Bu açıklamaya göre, patlama sonrasında halkın elinde kalan yegane sosyal medya ile haber alma imkanının kısıtlanmasının sebebi paylaşılan görüntüler ve yayılması mümkün yanlış haberler olarak nitelendiriliyor. Peki bu yanlış içeriklerin yayılmasını önlemenin tek seçeneği bu mudur? 

Toplumun büyük çoğunluğunun erişiminin bulunduğu ve aracılığıyla doğru şekilde bilgilenebilecekleri görsel medyaya konuyla ilgili yayın yasağı getirmek onları yanlış bilginin daha kolayca yayıldığı araçları kullanmaya itmez mi zaten? Şunu da eklemeliyim ki, bu gibi hallerde teknoloji çağında yaşayan insanlar yaşanan böylesine büyük bir olayı görmezden gelerek günlük hayatlarına devam etmeyi ve oturup televizyondaki akşam kuşağı dizilerini izlemektense elbette ki kısıtlanan bu araçları kullanmaya devam etmenin yollarını arıyor ve belki şaşıracaksınız ama- buluyorlar. Başta VPN servisleri aracılığıyla başka ülkelerin internet sağlayıcısına girerek Türkiye’de kısıtlanmış veya tümden erişim engellendiği bazı sitelere giriş yapılabiliyor, dolayısıyla bu gibi hallerde bu teknolojiyi kullanabilen kişiler bu yolla yine Twitter, Facebook gibi sosyal medya araçlarına giriş yapabiliyor. Burada ise onları, halkın yayın yasaklarının getirdiği panikle gördükleri her şeye inanmaya hazır psikolojilerini hedef alan ve genellikle tek amacı etkileşim almak olan bazı hesapların bilinçli veya bilinçsiz olarak yaydığı yanlış bilgiler karşılıyor. Örneğin, yalnızca İstiklal saldırısında ne gibi yanlış bilgilerin internette yayıldığını derleyen BBC Türkçe’nin haberine göre saldırganın kimliği konusunda atılan bir tweet ile aslında olayla ilgisi olmayan bir kişinin telefon numarası ve çeşitli fotoğraflarına kadar ifşa edildiği ve ilgili tweet silinene kadar geçen zamanda dahi öğrenen ve kendisini bulanlar tarafından ölüm tehditlerine maruz kaldığı görülüyor. Aynı zamanda geçmiş yıllarda yine İstiklal Caddesi’nde gerçekleşen bir patlamanın görüntüleri yeniymişçesine paylaşılabiliyor veya olay anında orada bulunanların çektiği rahatsız edici fotoğraf ve videolar da yayılabiliyor, buna ek olarak da Şişhane’de ikinci bir patlama hazırlığı ve polisle bir grup saldırganın çatıştığı yönünde iddialar da hızlıca halka ulaşabiliyor. Peki tüm bu yanlış bilgi akışını engellemek internet erişiminin kısıtlanmasıyla çözülebilecek veya indirgenebilecek bir sorun mudur sorusu ise, bu bahsedilen tüm yalan iddiaların internetin zaten sınırlandığı anlarda yayılması sebebiyle kendi kendini yanıtlıyor adeta. Bu sebeple yetkililerin güncel ve doğru bilgileri belirli aralıklarla halkla paylaşmaktansa onları engelleseler dahi insanların ulaşmak için bir yol bulabildiği sosyal medyanın ucu bucağı belirsiz akışına teslim etme sebeplerini maalesef anlayamamış bulunmaktayım.

            Bu sınırlamaların hukuki boyutuna gelecek olursak, bu konuda da yine çeşitli görüşlerin varlığından bahsetmek mümkün. Hukuki olmadığını savunan taraflar, alınan kararın OHAL döneminde çıkarılan 671 sayılı KHK ile 5809 Sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 60. maddesine eklenen 10. paragrafa dayandığını iddia ediyor. Bu maddeye göre ise, cumhurbaşkanı kamu düzeninin korunması için gerekli gördüğü hallerde BTK’ye çeşitli tedbirlerin alınması gerektiği kararını bildirebiliyor. Ancak bu kararın uygulanması için ayrıca hâkim onayının bulunması gerekiyor, aksi halde en geç 48 saat sonra sınırlama kaldırılıyor. Bu noktada bazı hukukçular bu uygulamanın keyfi kullanıldığını ve hiçbir hâkim kararı bulunmaksızın halkın tamamının internete erişim hakkının böylesine kısıtlanmasının hukuka aykırı olduğunu savunuyor. Buna karşın kimi hukukçular ise 18 Ekim 2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ve toplumda “Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen, Basın Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 34 ve 38.maddeleri uyarınca BTK’nin gerekli gördüğü hallerde bant sınırlamasını hukuka uygun buluyor. Denetimden uzak ve idari kurumların kararına bırakılan böylesine bir uygulamanın hukuk devletine ne ölçüde uygun olduğu tartışılmaksızın yürürlükteki kanuna uygun olması sebebiyle hukuka da uygun olduğu savunulan bu uygulama içinse, her şeyden önce haber alma özgürlüğü doğrudan kısıtlanan bir vatandaş olarak olumlu görüşlerimi aktarmamın mümkün olmadığını düşünüyorum. Son olaraksa, ülkemizdeki her kesim için son derece kritik olan bir seçim döneminin arifesindeyken idari organların elinde böylesine bir güç bulundurmasını ise, en hafif tabirle korkutucu buluyorum.

KAYNAKÇA:

https://www.bbc.com/turkce/articles/c0vq1d5eexqo

https://www.bbc.com/turkce/articles/c8v1ppl44z3o

https://www.bbc.com/turkce/articles/cq5ewl0n22yo

Leave a Reply