don_jon_filmi

Pek çok kişi romantik komedileri ciddiye almaz; çünkü romantik komediler, gerçekliğin tam olarak zıt kutbunda yer alır, bizlere imkansız hayaller aşılar; mükemmel vücutlu erkek ve kadınların mükemmel sonlanan hikayelerini anlatırlar. Ben You’ve Got Mail, Notting Hill, Sleepless in Seattle, When Harry Met Sally, Pretty Woman izleyerek büyüyen; Love Actually, Amélie, Bridget Jones serileri ve Eternal Sunshine of the Spotless Mind çıktığında ise “bilinçli-romantik-komedi-izleyicisi” titrini çoktan kazanmış bir çocuktum. Daha sonra Annie Hall, Manhattan ve The Purple Rose of Cairo gibi, Woody Allen’ın müthiş filmlerini izleyip bu zevkimi bir üst seviyeye çıkarmayı başardım. Amerikalıların “chick flick” dediği bu türü “piliç-filmleri” diye çevirerek bir insanlık suçu işlediğimin farkında olsam da, resmi daha iyi görmeniz için taşın altına elimi koyuyorum. Sabun köpüğü addedilen bu filmlere bir yenisi de; (500) Days of Summer, 50/50, Inception ve The Dark Knight Rises gibi filmlerden çok iyi tanıdığımız Joseph Gordon-Levitt tarafından eklendi. 11 Ekim’de vizyona giren Don Jon (Türkçe’ye çevrilen adıyla “Kalbim Sende”) Joseph Gordon-Levitt’in ilk yönetmenlik denemesi. Pek çok oyuncu, bir noktadan sonra yönetmenlik için kolları sıvarken boyundan büyük bir işe kalkışsa da, Gordon-Levitt bu işi şaşırtıcı derecede iyi kotarmış.

kalbim_sende_vizyonda

New Jersey’li Katolik bir ailenin oğlu Jon için dünyada önemli olan bir kaç şey vardır: vücudu, arabası, ailesi, kilisesi, arkadaşları, kızlar ve porno. Filmi tipik romantik-komedi formülünden saptıran element, porno. Jon, bir porno bağımlısıdır ve pornoların gerçek seksten çok daha tatmin edici olduğuna inanır. Bu nedenle, gerçek hayattan tam anlamıyla keyif alamaz ve hiçbir kıza bağlanamaz. (Normal bir romantik komedide bağımlılık unsuru, her zaman iştir) Gittiği gece kulubünden her seferinde başka bir kızla ayrılan ve bunu erkek arkadaşlarıyla bir yarışa dönüştüren Jon, bir gün “onu” görür: Barbara’yı (Johansson). Hayır bu “o”, normal bir romantik komedide “ilk bakışta aşık olunan ve başrol erkeğimizin hayatına anında çekidüzen verdirten” başrol kadınını anlatan “o” değildir. Barbara, Jon için oldukça muhafazakar sayılan bir kız olduğu için, Jon her zamanki yollarla onu elde edemeyeceğini anlar ve  oyunu Barbara’nın kurallarıyla oynamak zorunda kalır; fakat davranışlarının tek motivasyonu en nihayetinde sekstir. Barbara, Jon’un arkadaşlarıyla ve ailesiyle tanışır, onu bir akşam okuluna kaydettirir ve Jon’u kafasındaki ideal koca rolüne göre şekillendirir. Seks onun için, anlamı olması gereken bir şeydir. Zamanla Barbara’ya aşık olan Jon, ondan da “hayalindeki ve pornolardaki” tadı alamadığı için, ikili bir yaşam sürmeye başlar. Barbara içinse porno, en büyük günahlardan biri sayılmaktadır.

Joseph Gordon-Levitt’in Don Jon’u canlandırdığı filmde; Barbara karakterine Scarlett Johansson hayat veriyor.

Scarlett Johansson’ı çok seven biri olarak, onu izlemek bana her seferinde büyük keyif verse de, bu filmin en büyük silahı, filmde çok az sahnesi olsa da, ekranda belirdiği her an, filme apayrı bir ışık getiren Julianne Moore.  Moore’un karakteri Esther’in hikayesi üzerinde çok fazla durulmamış; fakat bu film adına alınan doğru bir karar. Yoksa film, uzayabilir ve temposunu yitirebilirdi. Yine de Esther’le Jon’un birbirlerini tamamlayan, “eş zamanlı ve karşılıklı” ilişkilerinin nereye gittiğini görmek güzel olurdu.

Julianne Moore filmde Esther rolüyle karşımıza çıkıyor.

Film ilk bakışta bir romantik komedi olarak görülse de erkek ve kadınların medyadaki yanlış portrelerinden Katolik kilisesine uzanan pek çok konuda yapılan bir eleştiri olarak da kabul edilebilir. Hızlı tüketilen ilişkiler, tek taraflı bağımlılıklar (Tony Danza tarafından tek kelimeyle müthiş oynanan Jon’un babası Jon Sr’ın maçlara olan bağımlılığı ve tüm film boyunca tek kelime etmeyen, yemek masasından kilisede vaaz dinlemeye kadar her yerde kafasını gömdüğü telefonuyla, Jon’un kız kardeşi Monica) ve gerçekle ilgisi olmayan ve ayak uydurması imkansıza yakın “ideal” imajlar, Joseph Gordon-Levitt’in kamerasında çok keyifli bir şekilde hicvediliyor.

Leave a Reply