İran Platosu, Antik Yakın Doğu’nun ayrılmaz bir parçasıydı. Elam Krallığı Sümerliler döneminden beri kendini Mezopotamya halklarına hissettirmişti. Araştırmacılar ilk Perslerin İran Platosu’na atlı ve silahlı birlikler halinde göçebe olarak geldiklerini tahmin etmektedir (Garthwaite, 15). Konuştukları dil Hint-Avrupa dil ailesine mensuptu. Bu yönleri ile Persliler ne Sümerliydi ne de Sami ırkına mensuplardı. Kanıtlanmamış bazı iddialara göre Aryan soyundan geldikleri düşünülen İranlılar, Got kavimleri ve Almanlar(Naziler de kendilerini Aryan soyundan geldiklerini düşünüyordu) ile aynı soydan geldikleri tahmin ediliyor. Ancak bu iddianın güvenilirliği çok tartışılmaktadır. İran Platosu’na yerleşen insanlar 3 topluluk halinde yaşıyorlardı. Bunlar: Elamlar, Medler ve Persler.

MÖ 700 yılında Yakın Doğu

Susa şehrinde yaşayan Elamların tarihleri çok eskiye(MÖ 3400) dayanmasına rağmen haklarında elde edebildiğimiz bilgiler çok sınırlıdır. Medler ve Persler ise daha geç dönemlerde ortaya çıkmış topluluklardı. Başkentleri Ekbatana olan Medler, MÖ 612 yılında Yeni Babil imparatorluğu ile ittifak yaparak Asur İmparatorluğu’nun başkenti Ninive’ye(Ninova) saldırdılar. Asur krallığını yıkıldı. Bu tarihten sonra Anadolu’da Lidya ile sınır oldukları düşünülen Medler’in toprakları doğuda Orta Asya’ya(Bakteriya)  kadar uzanıyordu. Medlerin toprakları içinde yaşayan Persler, kral II. Kiros liderliğinde Anşan’da isyan etmiş ve resmen Medler’den ayrılmışlardı. Daha sonra II. Kiros Elamların kadim şehri Susa’yı fethetmişti. Yeni gelişen bu olaylar Medleri, Pers karşısında tedbir almaya zorlamıştı. MÖ 559 yılında Medler ile Persler karşı karşıya geldiler. Savaşın galibi Persler olmuştu. Med kralı Astyages Perslere esir düşerken, başkent Ekbatana Perslerin eline geçmişti. Bu olaylar Ahameniş Krallığı’nı başlatan olaylardı( Garthwaite, 26).

Pers topluluğu II. Kiros’un önderliğinde büyük bir devlet kurmuş oldular. Devletin adı Kiros’un büyük büyük dedesi Ahameniş’ten geliyordu. Pers inanışına göre tanrı(Ahura Mazda, Zerdüşt inancının iyilik tanrısı) Ahameniş’i seçmiş ve onun soyunu kutsamıştı. Ahameniş soyudan gelen II. Kiros şimdi tüm İran Platosu’nun hâkimi olmuştu.

Ahameniş Krallığının Haritası

Anadolu medeniyetlerini anlattığımız yazımızda da bahsettiğimiz gibi MÖ 6. yüzyılda Küçük Asya’da(Anadolu) Lidyalılar, İskitler ve Urartulular yaşıyordu. Lidyalıların doğu sınırında Ahameniş Krallığı vardı. Lidya kralı Kroisos, Perslerin üzerine gitmeyi düşünmektedir. Ancak bu hareketinin ne getireceğini kestirememektedir. O günlerde çok yaygın bir gelenek olan Yunan yarımadasındaki Delphi kâhinine gitti. Kroisos, Delphi kahinine Pers Krallığı’na saldırırsa ne olacağını sordu. Kahin ise krallık yok olur cevabını verdi. Bunun üzerine Kroisos, ordusunu hazırladı ve Perslilerin üzerine yürüdü. Savaşın sonunda Lidya Krallığı yok oldu. Kahinin dediği doğru çıkmıştı ama Kroisos’un istediği ve anladığı şekilde değil(Kagan). Bu savaşın sonucunda II. Kiros ilk seferini batıya doğru gerçekleştirmiş ve MÖ 546 yılına kadar Yunan ana karasına kadar tüm Anadolu’yu fethetmişti. Sonra yönünü doğuya çeviren II. Kiros, İndus nehrine kadar tüm Orta Asya’yı fethetti. Güçlü imparatorlukların olmadığı Orta Asya kısa sürede Kiros’a boyun eğmişti. Doğuda ve batıda başarılı sonuçlar alan II. Kiros’un şimdiki hedefi gerçekten büyüktü: Babil. Babil ve Pers orduları Dicle’nin doğusundaki Opis’te savaştı(Garthwaite, 27). Savaşın sonucunda Ahameniş Krallığı Mezopotamya’nın tamamını sınırlarına katmıştı. MÖ 539 yılına gelindiğinde Ege kıyılarından Afganistan ve İndus nehrine oradan Mezopotamya ve Levant kıyılarına kadar o tarihe kadar dünyanın en büyük krallığını Ahamenişler kurmuşlardı.

II. Kiros’un fetihleri, İskender’den önce İskender’in sınırlarına ulaşmış ve bilinen tüm dünyayı tek bir devlet altında toplamıştı. Bu sonuç aslında Antik Yakın Doğu’da Akad kralı Sargon ile başlayan “globalleşme” sürecinin bir sonraki aşamasıydı. İskender’den sonra Helenist krallıklar ile birlikte sadece siyasi birlik değil aynı zamanda Helen kültürü altında bir kültürel birlikte oluşacak ve Afganistan’daki Helenistik “Ay Khanum” şehri ile Yunanistan’daki “Delphi” şehrinde benzer hayatı yaşayan insanlar oluşacaktı (Thonenmann). Bu şaşırtan bir sonuçtu aslında. Çünkü neredeyse aynı coğrafyayı ve neredeyse aynı süre kadar yöneten Ahamenişler, Helenler kadar kültürel etki bırakamamıştı. Bu Perslerin daha ilkel bir kültüre sahip olduklarını mı gösteriyordu? Bu sorunun cevabı “hayır” gibi görülmektedir. Kendi dinleri, sanat üslupları, veraset sistemleri ve halk yapısı ile zengin bir kültüre sahip olan Ahamenişlerin ilkel bir kültürleri olduğu söylenemez. Yukarıdaki sorunun cevabını şu an Britanya Müzesinde sergilenen Kiros Silindiri’nde aramalıyız.

Kiros Silindiri

Kiros Silindiri, dünyada bilinen ilk insan hakları bildirisidir. Kiros, bu bildirgeyi Babil’in fethinden sonra yayınlamıştı. Bu metne göre Kiros, kendini Marduk’un hizmetkârı görüyor, Babil’in tanrılarına ve daha birçok ulusun tanrısına saygı gösteriyordu. Bu metne göre herkes istediğini inanmaya, istediği yere seyahat etmeye, istediği dili konuşmaya özgürdü. Hatta bu bildirge Babil sürgünündeki Yahudiler için büyük bir sevinç kaynağı olacak, Babil sürgününden onları kurtardığı gibi  Ezra, Nehemya ve İşaya gibi Kitab-ı Mukaddes yazarları Kiros’a “Tanrının meshettiği” insan olarak adlandırılacaktı. Kitab-ı Mukaddes, Kudüs tapınağının tekrar inşasının Kiros’un emriyle yapılacağını söyler (İşaya 44:28, Ezra 6:3-4 ayrıca bazı modern araştırmacılar II. Kiros’un Kuran’da geçen Zülkarneyn olduğunu düşünmektedirler Kehf:83-110, DİA). Kiros Silindiri’nden anladığımıza göre Kiros sadece Yahudilerin değil Antik Yakın Doğu’daki birçok din mensubunun tapınaklarını tekrar inşa eder (britishmuseum.org/collection). Bu sayede Kiros bölge halklar tarafından kolayca kabul edilmiş ve yerel halk kültürleri korunmuştu. Kiros Silindiri’ni, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettikten sonra yayınladığı “Galata Ahidnamesi”ne benzetebiliriz. Bu ferman sayesinde Bizans-Ortodoks kültürü Cumhuriyetin kuruluşuna kadar İstanbul’da yaşamaya devam etmişti. İşte Kiros’un bu yöntemi yerel halkları Ahameniş Krallığı’na bağlarken yerel kültürlerin korunmasını sağlamış, Pers kültürü dünyaya yayılmamıştı.

II. Kiros, ömrünün son yıllarında imparatorluğun doğu sınırları ile uğraşmış görülüyor. MÖ 530 Hazar Denizi’nin doğusunda İskitlere karşı savaşırken öldüğü tahmin edilmektedir. Pers veraset sistemi gereğince Kiros’un ölümünün ardında oğlu Kambises tahta geçti. Kambises, babasının sahip olduğu otoriteden yoksun bir liderdi(Garthwaite, 29). Yine de saltanatı süresince(MÖ 530-522) boş durmamış, Araplarla başarılı müzakereler yaparak Sina çölünü geçip Mısır’a ulaştı. MÖ 526-525 yılında kısa bir savaş sonrası Memfis’e kadar aşağı Mısır’ı fethetti. Mısır fethiyle beraber Yakın Doğu’da fethedilmedik hiçbir yer kalmamıştı. Ancak Kambises, Mısır seferi dönüşünde öldürülmüş ve Ahameniş ülkesinin en parlak zamanında beklenmedik olaylar vuku bulmuştu.

I. Darius 7 isyancı Lidere “Haddini Bildirir”ken, Bisitun Yazıtı

Kambises ölümünün ardından hiçbir varis bırakmamıştı. Heredot’un ve Darius’un Bisitun Yazıtı’nın verdiği haberler göre rahipler arasından çıkan Gaumata adında bir adam kendini Kral Bardiye olarak ilan eder. Ancak bu Darius’a göre bu bir “yalan”dır. Çünkü Darius’un “meşru taht hakkı”na muhaliftir. Darius, kendinin kralın soyundan gelen meşru halefi olduğunu söyleyen biridir. Bunun üzerine Darius, gayrı meşru gördüğü ve kendi ifadesine göre hakkında gasp, tapınak yıkımları ve mal müsadereleri gibi ağır suçlamalar bulunan Bardiya’ya savaş açar(Bordreuil ve diğerleri, 226). Darius, tanrı “Ahura Mazda”dan aldığı yetkiyle Bardiya’yı öldürür. Darius’un tahta geçmesiyle suların durulmaya imkânı yoktu. Çünkü Persler için çok önemli bir konu olan kralın meşruiyeti Darius’un şahsında tam olarak görülememişti. Darius’un Bisitun Yazıtı’nda 3 farklı dille(Elamca,Akkadça, Eski Farsça) yazdırdığı yazıtta kendinin soy itibari ile Ahameniş’ten geldiğini iddia ediyordu. Ancak olanlar olmuş ve imparatorluğun birçok yerinde isyanlar çıkmıştı. MÖ 522-521 yılları arasında Darius sert yüzünü göstermiş ve isyanları net bir şekilde sona erdirmişti. Bisitun Yazıtı’nda kendini Zerdüşt tanrısı Ahura Mazda’nın altında isyancıları huzurunda zincirlemiş şekilde resmetmişti. Ayrıca bu yazıtta kendisini “doğruluk” ile, isyanıysa “yalan” ile denk görür(Garthwaite, 45). “İşte Açina, yalan söylemiş olan bir Elamlı” “ Ben kralların kralı(şahu’l şah), Pers ülkesinde kral, ülkelerin kralı, Hyspastes’in oğlu, Ahameniş Dara’yım” diye kendini tanıtıyordu(Bordreuil ve diğerleri, 227). Bu yeni gelişmeler Ahameniş İmparatorluğu’nun daha kurulmasından 2 nesil sonrası kadar kısa bir süre sonrasında büyük bir değişikliğe uğradığını gösteriyordu.

I.Darius, II. Kiros’un aksine kendini tam bir Zerdüşt olarak göstermektedir. Yukarıda gördüğümüz Kiros Silindiri’nden anladığımız kadarıyla Kiros’un tanrısı Babil tanrısı Marduk’tu veya tüm tanrılara saygı gösteren bir yöneticiydi. Ancak Darius’un inancı ise MÖ 1100 yılında yaşadığı tahmin edilen Zerdüşt’ün öğretilerine dayanıyordu. Tanrısı Ahura Mazda’ydı. Modern bazı araştırmacılar Zerdüştlüğün, İndus halkları arasında gelişen Hint Rig Veda dini arasında bağlantının olduğunu, Zerdüştlük kutsal kitabı Avaste ile Veda yazılarının birbirleri ile yakın alakalı olduğunu iddia etmektedir. Zerdüştlük inancı İran Platosu’na doğudan girmiş olması bu tezi doğrular mahiyettedir. Ancak Pers Krallığı ile birlikte Zerdüştlük de değişime uğramış gibi gözüküyor. Persler arasında sonraki yıllarda ateş ayin sırasında kullanılan bir araç olmaktan çıkmış ve Ahura Mazda ile bağlantılı olarak görülerek Mecusilik(ateş taparlık) inancı gelişmişti. İşte Darius, Zerdüştlük inancını yazıtlarında çokça dile getirmiş bir Ahameniş kralıydı.

Zerdüşt Tanrısı Ahura Mazda,Asur uslübu ile resmedilmiş, Persepolis

Darius ile başlayan değişim sadece sosyal plandaki din değişimi değildi. Darius’un tahta geçmesi ile beraber yönetimde de bazı değişiklikler yaşanmıştı. I. Darius, Ege Denizi’nden İndus Nehri’ne kadar uzanan imparatorluğunu 20 satraplığa/eyalete bölmüştü(Garthwaite, 31). Yerel yöneticiler kendi bölgelerinde söz sahibi iken her zaman Ahameniş Krallığı’na karşı sorumluydu. Aslında bu federatif yönetim Ahamenişlerin işine yaramış gibi görülmektedir. Federatif yönetim sayesinde II. Kiros ile başlayan halklara verilen sosyal özgürlük, I.Darius ile siyasal özgürlükleri de dâhil edecek şekilde genişlemiş, farklı gruplardan insanların kendisini Ahameniş Krallığı’na bağlı görmesi kolaylaşmıştı. Ancak I. Darius, bu federatif yönetimin aynı zamanda kendisi için bazı olumsuzluklara da yol açabileceğinin farkındaydı. Bunun için aldığı iki tedbirden bahsedelim.

Ahameniş Krallığı II. Kiros’un Anşan şehrinde kurulmuş ancak sınırlarını büyütmesiyle beraber yönetim merkezini de bu şehirden başka şehirlere taşıması gerekmişti. İlk olarak II. Kiros, başkenti kendi kurduğu Pasargad’a taşımıştı. Bu başkent I. Darius ile başlayan görkemli dönem için çok vasattı. Otoritesini ve görkemini gösterebileceği daha büyük bir başkente ihtiyacı olan I. Darius, Ahamenişlerin kült şehri Persepolis’i inşa etmeye başladı. Susa’daki sarayını inşa ederken yaptığı gibi I. Darius, altından lapis lazuliye kadar birçok madeni Lidya’dan İndus Nehri’ne kadar dünyanın dört bir tarafından getirmiş, yine dünyanın dört bir tarafından getirdiği mimarlara muazzam bir şehir ve saray inşa ettirmişti. Bu saraya her yılın başında satraplıklardan gelen elçiler kabul edilirdi. Bu elçiler ilk olarak Asur tarzı kanatlı aslanların(Lamaşşu) süslediği basamaklı yoldan geçerek “Tüm Ülkeler Kapısın”dan içeri girerek devasa sütunlar tarafından tutulan “Apadana” adı verilen büyük bir salonda kral tarafından karşılanırdı. Apadana salonunun duvar röfleylerinden görebildiğimiz kadarıyla İyonyalılar, Hititliler, İskitler, Partlılar, Babilliler, Bakteriyalılar yöresel kıyafetleriyle resmedilmiş, krala hediyeler sunmaktadırlar(Garthwaite, 46-48, Bordreuil ve diğerleri,299). İşte bu şenliklerin ve ulusların kabullü töreni her yılın başında yapılıyordu. Bu sayede yerel yönetimler mutlak manada merkeze bağlanmıştı. Federatif yönetimin tehlikesini, Darius kendi karizması ile bertaraf etmeye çalışıyordu. Darius dönemi açısından bunun başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Persepolis’teki Tüm Uluslar Kapısı, Sütunlu yer ise tavanı bugün yıkılmış bulunan Apadana Salonu

İkinci tedbir ise Ahamenişlerin anıtsal propagandalarıydı.  Kral Yolu gibi önemli yolların güzergahına konulan bu anıt taşları kralın otoritesini ve isyan eden “yalancıların” hazin akıbetlerini hatırlatıyordu. Bu anıtsal propagandaların en büyüğü Bisitun Yazıtı olduğunu söyleyebiliriz. Elamların Susa şehrinden başlayıp Lidyalıların Sardes şehrine kadar uzanan Kral Yolu’nun üzerinde yer alan Bistun Yazıtı üç ayrı dilde yazılmış bir propaganda anıtıydı. 7 isyancı liderin, kral I. Darius’un önünde zincire vurulduğunu resmeden bu anıt yoldan geçen herkes tarafından görülebiliyordu. Herodot’un anlatılarına göre Ahamenişler, bu gibi daha birçok yol ve ulaşım ağına sahiptiler. Bu ulaşım ağları sayesinde istihbaratı çok iyi tesis eden Ahamenişler isyanların çıkmasına göz açtırmıyorlardı. İşte hem Persepolis’in görkemi ve anıtsal yapılar Ahamenişlerin kudretini anlatıyor ve isyanları başlamadan önlüyordu. Bu  politikalarında başarılı oldukları söylenebilir. Ahamenişler otoritelerini tüm dünyaya yaymışlardı. Ancak Ahamenişlerin en güçlü zamanlarında ortaya çıkacak yeni bir millet onların tahtını 150 sonra yıkacağını asla tahmin edemezlerdi.

Persepolis sarayı kabartmaları, Halklar krala hediyeler takdim ediyor

Batıda Yunan şehir devletleri ve İyonyalılar, Ahamenişlere karşı ayaklanmıştı. Darius, bu “cüretkârlara” hadlerini bildirmek için ordu ve donanma hazırladı. Ahamenişler, Yunan ana karasına Maraton Ovası’nda indiler. Burada Yunan birlikleri ile karşılaşan Persler yenilgi alarak gemilerine bindiler. Ancak beklenenin aksine geri dönmeyip, Atina şehir devletine saldırdılar. Burada da beklenmedik bir yenilgi alan Ahamenişler donanmalarını geri çekerek kısa bir süre dahi olsa da Yunan meselesini rafa kaldırdılar. I. Darius’un oğlu Kserkes tahta geçtiğinde Yunanlılara karşı girişeceği savaşta daha büyük yenilgiler alacaktı.

MÖ 480 yılında Kserkes’in başında olduğu Pers birlikleri Çanakkale Boğazı’nı geçerek Trakya’dan Teselya’ya doğru yol almaya başladılar. Atina şehir devletini işgal eden Persler Korint kıstağında Yunanlılar tarafında mağlubiyete uğratıldı ve anlatıldığına göre gemileri yakıldı. Kral Kserkes Asya’ya kaçmak zorunda kaldı. Geride bıraktığı komutanı Mardionus Teb yakınlarındaki Platea Ovası’nda Yunanlılarla karşı karşıya geldi. MÖ 479 yılında gerçekleşen bu savaşta Persler büyük bir yenilgi aldılar. Bu felaketin ardından gelen Ahameniş nesilleri Yunan ana karasını fethetmeye çalışmayacaktı (Garthwaite, 34, Bordreuil krala ve diğerleri, 230). Yunan yazarlarına göre bu yenilgiler Ahamenişleri yıkılış sürecine sokmuş ve sonun başlangıcı olmuştu. Ancak modern araştırmalar tam olarak aynı şeyi söyleyemiyorlar. Çünkü Yunan savaşları, Ahamenişler için çok büyük bir öneme sahip gibi görülmemektedir. Ayrıca dönüm noktası olabilecek çok büyük değişimler bu savaşlara da bağlanamaz. Ancak şunu söyleyebiliriz ki II. Filip ve oğlu İskender’in zihin yapılarını bu savaşlar çok etkilemişti.

Nakş-ı Rüstem, Birçok Ahameniş kralı buraya gömülmüştür

Kendini Akhilleus’un torunu olarak gören İskender, Perslilere karşı hayranlık ve nefret hislerini içinde barındırıyor olmalıdır. MÖ 336 yılında babasının ardından tahta geçtiğinde ilk iş olarak Pers topraklarına yöneldi. MÖ 334 yılında Çanakkale Boğazı’nı geçerek seferlere başlayan İskender,  Biga çayında, İssus’ta ve MÖ 331 yılında Gaugamela’da kesin olarak Perslileri yenilgiye uğratmıştı. Son kral III. Darius’un naaşını Nakş-ı Rüstem’e tüm saygısı ile defnetti. Bu aslında bir siyasetin gereğiydi. Bu sayede İskender, Persliler tarafından meşru kral olarak görülebilecekti. Arından doğuya yönelen İskender İndus Nehri’ne kadar tüm Orta Asya’yı fethetti. Çember çizerek kadim başkent Susa’yı da alan İskender Babil’e girdi. Bu Perslerin sonunun geldiğini gösteriyordu( Garthwaite, 36). Dünya artık Helen hâkimiyeti altına girmiş, Akkad kralı Sargon ile başlayan küreselleşme Ahamenişler ile devam ederken, İskender ile en geniş anlamını bulmuştu. Bu küreselleşme tam da 20. asırdan sonra dünyayı sarsan küreselleşmeye benzemekteydi. Daha sonraki yazımızda bu Helen medeniyeti ve küreselleşme konularını inceleyeceğimiz için burada kısa kesiyoruz.

Yunan ve Pers mücadelesini bir doğu-batı mücadelesine indirgemek bu tarihe yapılacak bir kötülük olur. Çünkü Pers ve Yunan mücadelesi dünya kültür ve medeniyetinin dünyanın bir ucundan diğer ucuna aktarılmasının hikayesiydi. Doğu ve batı görünüşte mücadele halindeyken, asıl olan ise etkileşim ve gelişimdi. Artık Yunan felsefe okullarında Kiros’un hayatı okunurken, İndus vadisinde Plato’nun Devlet’i okunuyordu…

Devam Edecek

Bir Sonraki Yazı: İskender’den Önce Dünya-XIV: Helen Medeniyeti

Kyanakça:

  1. Garthwaite, Gene R. . İran Tarihi. Çev:Fethi Aytuna. İnkılap Yayınları.İstanbul. 2018  
  2. Prof. Dr. Pierre Bordreuil, Prof. dr. Françoise Briquel-Chatonnet, Prof.Dr. Cecile Michel ve diğerleri. Tarihin Başlangıçları: Eski Doğu Kültür ve Uygarlığı. Alfa Yayınları. İstanbul. 2015
  3. Prof. Dr. Memiş, Ekrem. Eskiçağ Medeniyetleri Tarihi. Ekin Yayınevi. Bursa. 2015
  4. Kitab-ı Mukaddes, Yeni Dünya Çevirisi. Jehova’s Watcher. 2008
  5. Kuran-ı Kerim Açıklamalı Meali. Diyanet Vakfı Yayınları Yayınları. 2018
  6. Durant, Will. The Story of Civilization, Vol-I:Our Oriental Heritage. Simon and Schuther Publication. New York. 1954

Resim Kaynakçası:

  1. http://www.wikizeroo.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly9mci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQWNoJUMzJUE5bSVDMyVBOW5pZGVz
  2. http://www.iranicaonline.org/uploads/files/Persepolis/persepolis_fig_4b.jpg

Leave a Reply