Hangi siyasi görüşe sahip olursanız olun, yaşananlara hangi bakış açısıyla bakarsanız bakın; 2013 yılının haziran ayı o dönemi yaşayan herkesin hatıralarına girmeyi başardı; hem de hiç çıkmamak üzere…

Bundan 30 sene sonra cumhuriyet tarihinin en geniş katılımlı toplumsal hareketini okuyan, öğrenen çocuklar neler olup bittiğini büyüklerine sordukları zaman bazıları ‘’ üç beş çapulcunun, dış mihrakların kışkırtmasıyla hükümete baş kaldırdığı olaylar zinciri ‘’ cevabını,  kimileri ise ‘’ iktidarın diktatörvari tavırlarına karşılık tüm ülkeye yayılan isyan hareketi ‘’ cevabını alacak. Değişmeyen ise o çocukların bu soruyu sorduklarında tüm ülkenin diken üstünde olduğu o birkaç haftayı hatırlayan büyüklerinin gözlerindeki, o dönemin heyecanı ve sancısını onaylayan ifade olacak…

31 mayıs Cuma sabahı bütün Türkiye; Gezi Parkındaki bir avuç protestocunun şafak operasyonuyla gaz bombardımanına maruz kaldığı, ‘’ ağaçlar kesilmesin, parka dokunulmasın ‘’ diyenlerin çadırlarının ateşe verildiği haberleriyle uyandı. Hiç kuşku yok ki; çok büyük bir kısmı tamamen apolitik çevreci derneklerin üyelerinden, Gezi Parkı’nın müdavimi olan bölge insanından ibaret olan, sayıları birkaç yüz kişiyi geçmeyen o grup, maruz kaldıkları bu saldırıyla bütün memleketi ayağa kaldıracaklarını bilmiyorlardı…

31 Mayıs cuma sabahı şafak operasyonuyla gezi parkına müdahale edilmiş, bu olay olayların tüm yurda yayılmasına sebep olmuştu.

31 Mayıs Cuma sabahı şafak operasyonuyla gezi parkına müdahale edilmiş, bu müdahale olayların tüm yurda yayılmasına sebep olmuştu.

Aynı günün öğlen saatlerinde şafak operasyonu haberleri duyulmuş, sosyal medya görülmemiş bir yoğunluğun etkisine girmişti, akşam olmadan Ankara ve İzmir’de eylem çağrıları yapılmaya başlanmış, ertesi gün ise 61 vilayeti içine alan, milyonlarca insanın sokağa döküldüğü, 5 kişinin yaşamını yitirip, yüzlerce kişinin yaralandığı protestolar başlamıştı. Kimileri için Gezi olayları hala bitmedi, ancak olayların başlangıcının üzerinden geçen 2 aylık sürenin ardından olayların belli bir sonuca ulaştığını söyleyebilir,  ülkemizi kasıp kavuran bu dönemin bize neleri öğrettiğini anımsayabiliriz.

Neler mi gördük bu son iki ay içinde; kimilerinin ‘’ Özal Kuşağı ‘’ kimilerinin ‘’ apolitik nesil ‘’ olarak yaftaladığı 1985- 1995 arası doğan her kesimden gençleri meydanlarda görme şansı bulduk… Bu gençler 12 Eylül darbesini görmüş anne-babalarının siyasetten olabildiğince soyutlayarak büyüttükleri, cep telefonlarına, bilgisayarlara küçük yaşlarda sahip olmuş, ailelerinden çok farklı bir entelektüel zekayla yetişmiş teknoloji kuşağıydı… Ülkelerini yönetenlerin henüz gücünü idrak edemediği sosyal medya, onların içine doğduğu dünyayı temsil ediyordu, çocukluğu ve gençliği Ak Parti iktidarında geçmiş bu jenerasyonun üyelerinin herkese ama herkese söyleyecek bir çift sözü vardı…

Çok farklı siyasi kökenlerden, sosyo-kültürel çevrelerden gelen bu gençlerin tek büyük ortak özelliği iktidara olan kızgınlıklarıydı. Hayır, başbakan’ın iddia ettiği gibi orada sadece cehape zihniyeti yoktu. Meydanlarda kaygılı Kemalistlerden, öfkeli milliyetçilere, Ak Partileşmeyi başaramamış küskün Milli Görüşçülerden, ötekileşmeyi iliklerinde hisseden farklı cinsel eğilimlere , dini inanışlara, etnik yapılara sahip gruplara kadar muazzam bir çeşitlilik vardı. Herkesin hikayesi, kızgınlığı farklıydı ancak oradaki herkesin Gezi Ruhunda bulduğu kendisinden bir parça vardı.

Muhalefet partilerinin iktidarın gücü karşısındaki etkisizliği, hükümetin ‘’ oyum var/gücüm var istediğimi yaparım politikaları’’ bir

4 Haziran Salı günü gösteriler tüm yurtta doruk noktasına ulaşmış, Taksim meydanı tarihinin en kalabalık günlerinden birisini yaşamıştı.

4 Haziran Salı günü gösteriler tüm yurtta doruk noktasına ulaşmış, Taksim meydanı tarihinin en kalabalık günlerinden birisini yaşamıştı.

araya gelmesi asla mümkün olmayacak çevreleri bir araya getirdi.

Meydanlarda cemaatle namaz kılan milliyetçi/muhafazakar gençlerin önünde barikat kurarak siper olan Sosyalist gençlerin halini daha 30 sene öncesine kadar birbirlerine kurşun sıkan babaları görse ne hissederlerdi acaba?

Kalpaklı Atatürk fotoğrafını göğsüne iliştirmiş teyzenin, biber gazından etkilenmiş bir köpeğin gözüne limon sıkmaya çalışırken, köpeğin gözlerini sabit tutarak ona yardımcı olmaya çalışan BDP’li gencin görüntüsünü gören Siyaset Bilimciler bu durumu nasıl açıklayabilir?  Başbakan ‘’ Benim başörtülü bacılarıma saldırdılar” diyerek insanları tahrik ede dursun, başörtülü kadınların, başı açık kardeşleriyle nasıl omuz omuza direndiğine tanık olan sosyologlar bu dayanışmayı nasıl yorumlayabilir ?

Daha önce görülmemiş bir kenetlenmeyi, böyle bir dayanışma ruhunu acaba bir daha görebilecek miyiz?

Keşke biz de orada gördüklerimizi, tıpkı Başbakanımız gibi birkaç marjinalin, üç beş çapulcunun işi diyerek geçiştirebilseydik, her şey ne kadar da kolay olurdu… Başbakanımızın kudretinin gölgesine sığınıp, onun dahiyane politikalarına kendimizi teslim ederek, huzurlu günlere uyanırdık… Başbakan’ın kılı olmanın gururunu yaşayarak, büyük ustaya ‘’ yol ver gidelim, taksimi ezelim ‘’ sloganlarıyla serenat yapmanın mutluluğuna erişirdik… “Camide grup seks yaptılar”a kadar varan en çirkin, en küstah iftiralara kulak kabartarak, eylemcilerin bir avuç sapık, dinsiz, terörist güruhundan ibaret olduğuna kanaat getirsek ne de hoş olurdu !

Gezi olaylarını gündeminden düşürmeyen Erdoğan; son olarak ''tencere tava çalan komşularınızı polise şikayet edin'' açıklamasında bulundu.

Gezi olaylarını gündeminden düşürmeyen Erdoğan; son olarak ”tencere tava çalan komşularınızı polise şikayet edin” açıklamasında bulundu.

Bu zihniyetin kaynağı olan Başbakan’ın tavırları bakalım bu milleti daha ne kadar kutuplaştıracak ?

Dünyanın en saf, en masum, en naif protestosu olan tencere-tava çalma eylemine bile tahammülü olmayan, ‘’apartmanınızda bunu yapanlara suç duyurusunda bulunun’’ diyerek, birbirlerine komşuluk eden, her gün yüz yüze bakan, her sabah asansörde karşılaşıp, ortak bir yaşamı paylaşan insanların birbirlerini ihbar etmelerini salık veren bir başbakan’ın; gezi olaylarını farklı yorumlamasını beklemek zaten hayalperestlik olurdu…

Tam olarak bittiğini söyleyemesek bile Gezi Protestoları artık sona erdi sayılır. En azından tüm yurdu saran direniş ruhu ve dayanışma bilinci şimdilik beklemeye geçmiş gözüküyor. Şüphesiz ki gelecek günler ve yıllar 2013 Haziranı’nın ne anlama geldiğini çok daha net gösterecek. Gelecek kuşaklara” bende oradaydım” diyenler o günlerini benzersiz bir hissiyatla bir kez daha hatırlayacak. Esas olan şu ki; yaşananlardan ders çıkartılması gerektiğini söyleyen aklı başında Ak Partililer de , bunların hepsi cehape zihniyeti, üç beş çapulcu diyenlerde , eylemlere doğrudan veya dolaylı yoldan destek verenlerde bugünleri asla unutmayacak…

Gezi ruhuna, gezi direnişine, gezi hissiyatına  gelecekte yeniden dönmek üzere şimdilik veda ediyorum… Kaybedilen 5 cana rahmet okuyarak; gözlerini kaybeden, yaralanan, hayatlarında silinmez izler bırakan insanlara şifa ve dayanma gücü dileyerek, o meydanlarda bütün iyi niyeti ve heyecanıyla mücadele etmiş herkese selamlarımı gönderiyorum.

 

 

Leave a Reply