Britanyalı yazar Simon Kuper’in her şeyi özetlediği efsane sözüyle başlayalım yazımıza zira tüm anlatacaklarımızı bu başlık altında toplamak mümkün: “Futbol asla sadece futbol değildir”.  Kimi zaman bir şehrin, kimi zaman ülkenin en büyük karakter gösterisi olmuştur futbol. Kimi zaman bir hürriyet mücadelesi, kimi zaman bir inanç gösterisi… Hayatın içindeki bir çok şeyden bağımsız olamadığı gibi elbette siyasetten de bağımsız değildir futbol. Hiç olmamıştır.  Hoş bu aralar siyasetten bağımsız olmayı başaran pek bir şey yok ya…

3 Temmuz 2011 den beri ülke gündemini meşgul eden şike davası son günlerde yeniden tartışılıyor.

3 Temmuz 2011 den beri ülke gündemini meşgul eden şike davası son günlerde yeniden tartışılıyor.

Futbol yüzünden ülkeler arasında çıkan savaşlardan, farklı ideolojilerin, dinlerin, ırkların, mezheplerin rekabeti haline gelen derbi maçlarından bahsetmeyeceğim sizlere. Daha çok kendi ülkemizdeki siyaset/futbol denkleminde yaşananlardan kesitler sunacağım. Meşin yuvarlağın insanların kalbine hükmettiği onlarca ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de futbol hiçbir zaman siyasetin dışında kalmayı başaramadı. Aynı takımı tutan; o takımın zaferleriyle birlikte sevinip, mağlubiyetleriyle birlikte üzülen,  birbirleri ile zıt siyasi görüşlere sahip  taraftarlar bunu başarsa bile hükümetler, liderler bunu hiç başaramadı. Özellikle son dönemde önce “Şike Davası” sonra “Gezi Olayları” ile birlikte iyiden iyiye stadyumlarımıza girdi siyaset…

3 Temmuz 2011 günü büyük bir gürültüyle başlayan futbolda şike davası son yargıtay kararı ile yeniden tansiyonu yükseltmiş gözüküyor. Davanın en önemli aktörü olan Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım’ın açık açık “tek suçumuz var; o da Atatürkçü olmak.” ifadesini kullanması; kimilerine samimi, kimilerine göstermelik gözükse de siyasetin futbolun tam da merkezinde olduğunun en açık göstergesi. Geçen hafta Kadıköy de oynanan Fenerbahçe-Konyaspor maçında trübünlerden sık sık yükselen “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganı, basın tribününde bulunan Zaman gazetesi muhabirlerinin orada oturan bazı taraftarların tepkisine maruz kalması Fenerbahçe taraftarının da büyük ölçüde başkanlarıyla aynı fikirde olduğunun bir göstergesi. İşin ilginç yanı ise; şike davası başladığından beri “yargının işi biz karışamayız” edebiyatı yapan hükümet yetkililerinin malum cemaat-hükümet gerginliği sonrası her konuda olduğu gibi bu konuda da çark etmesi ve “Şike davasında paralel devletin parmağı var.” açıklamasını yapması oldu. Yani bir nevi bu davaya siyasetin karıştığı en yetkili ağızlar tarafından tescillenmiş oldu.

Koyu bir Galatasaray taraftarı olarak bu satırları yazıyorum lakin şu sıralar “Ah ulan şimdi Fenerli olmak vardı…” diye hayıflandığımı itiraf etmeliyim. Zira Fenerbahçe kulübü şu sıralar başkanıyla, taraftarıyla resmen toplumsal muhalefetin odağı haline gelmiş durumda ve belki de ülkede ana muhalefet partisinin bile çıkartamadığı sesi çıkartıyorlar. Şike davasının baştan sona uydurulmuş bir dava olduğuna inanmadığımı da ifade etmeliyim. Ne yazık ki şike, teşvik, maç satın alma gibi durumlar bizim ülkemizde neredeyse her spor branşının acı bir gerçeği, ancak 3 temmuz sürecinin de siyasetten arınmış, salt bir şike davası olduğuna da kimse inandıramaz beni.

2013 Haziranını kasıp kavuran Gezi Direnişi de siyasetin nabzının statlarda en çok duyulduğu toplumsal olaylardan birisi aslında.

Gezi Direnişinin en önemli sembollerinden  "İstanbul United" amblemi.

Gezi Direnişinin en önemli sembollerinden 3 büyük İstanbul takımını simgeleyen “İstanbul United” figürü.

Gösterilere katılan hatta katılmakla kalmayıp en ön saflarda bulunan genellikle futbol takımı taraftar grupları oldu. Çarşı grubunun kaçırdığı TOMA, 8 haziran gecesi Taksim meydanında tüm taraftar gruplarının muazzam bir meşale gösterisi eşliğinde ortaklaşa gerçekleştirdiği büyük miting ve İstanbul United efsanesi direnişin unutulmazları arasında yerini aldı. Öyle ki, hükümete destek amacıyla düzenlenen “Milli İradeye Saygı” mitinglerinde Ak Partili Fenerbahçeliler, Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar ve diğer takım taraftarları formalarıyla birlikte bu mitinglere katıldılar. Yani bir nevi Gezi direnişçisi renktaşlarına  “siz oradaysanız biz de buradayız” mesajı verdiler. Sadece bunlarla kalsa iyi;  ligin başından beri neredeyse her stadyumda “Her Her Taksim Her Yer Direniş”, “Hükümet İstifa” sloganları yükselmeye devam ediyor. Eee bu sloganlar karşılıksız kalmıyor elbet; özellikle Kasımpaşa, Rizespor, Konyaspor, Akhisar Belediyespor statlarında başbakana destek veren sloganlar da ekseriyetle işitiliyor.

Durum öyle vahim boyutlardaki ligin ilk yarısında Beşiktaş’a stadını kiralayan Kasımpaşa kulübü yapılan sözleşmeye “eğer siyasi slogan atılırsa anlaşma iptal olur” maddesi koydurtarak Beşiktaş’ın müzmin muhalif grubu ÇARŞI’ya resmen rest çekip, gerekçe olarak da “futbolun içinde siyaset olmaz” prensibini ortaya koydu. Oysa o Kasımpaşa kulübü süper ligdeki varlığını, sahip olduğu bütçeyi acaba ne sayesinde elde etti sorusunu sormamış olalım da bu yazı daha fazla uzamasın…

Sonuç olarak;

Futbolun sadece futbol olarak kalması üstadın dediği gibi mümkün değil belki. Biz de zaten futbolu o yüzden seviyoruz, hayatın kendisi olduğu için.  Sadece keşke siyasetin kirli yüzü bulaşmasa stadyumlara, bu kadar acımasızca girmese insanların tutkuyla bağlı oldukları formalarının içine. O formalar farklı siyasi eğilimlere, inançlara, ırklara sahip insanların ortak değerleri olmaya devam etse çok mu fazla şey istemiş oluruz. İnsanların hayatlarında naif kalan bir tek gol sevinçleri varken, onu da siyasetin kirli deryalarına sürüklemenin ne manası var ?

 

Leave a Reply

1 comment

  1. Bilal TATOĞLU

    müthiş bir yazı emeğinize sağlık