Uğur Haspolat ile Keyifli Bir Sohbet -2

Röportajın ilk kısmına linkten ulaşabilirsiniz.

GazeteBilkent: Bir radyocunun vazgeçilmezleri var mıdır? Varsa nelerdir?

Bu işte yeni sayılırım. Dolayısıyla genel anlamda radyoculukla ilgili ahkâm kesmem doğru olmaz, ama kendi programımda nelere özen gösterdiğimi anlatabilirim. Bu program şu anda kaç dinleyiciye hitap ediyor, tam bir rakam yok elimde; ama ben bu programı kimsenin dinlemediğini veya yalnızca bir kişinin dinlediğini farz etsem bile, yine de hazırlığımı en üst düzeyde gerçekleştirirdim. Bu aslında kişinin işine saygısıyla ilişkili bir durum. Gerekli özeni göstermezsem kendimi rahat hissedemem. Haftada bir akşam yaptığım iki saatlik bir program bu, ama hazırlık süresi 7 – 8 saati, bazen çok daha fazlasını buluyor. Tek başıma yaptığım programlarda sadece eserleri çalıp geçmiyorum. Yani eserler kadar, eserler arasındaki anonslar, konuşmalar da çok önemli. Öncelikle eserlerin belirlenmesi süreci var. Sonra eserlerle ilgili özel bilgilere ulaşmaya çalışıyorum. Program yabancı rock müzik ağırlıklı devam ettiği için, bilgileri de genellikle İngilizce içeriğe sahip kaynaklardan almak durumundayım. Burada ciddi bir bilgi toplama ve derleme süreci var. Programda da bilgileri dinleyiciye kendi yorumumu da katarak keyifli bir sunumla aktarmaya çalışıyorum. Eğer programda konuk olacaksa bu kez de farklı bir hazırlık süreci başlıyor. Davet edeceğim konukları önceden araştırıyor, bir takım özel bilgilere ulaşmaya çalışıyorum. “Nasıl olsa laf lafı açar.” gibi bir rahatlıkla gitmiyorum programa. Evet laf lafı açabilir, ama programın bir gidişatı var, onu yönetebilmem lazım. Bazı konuklar –ki yıllarca sahne deneyimi olsa dahi– söz konusu canlı yayın olunca ufak bir gerginlik yaşayabiliyor. Onlarla ilk kez karşılaşıyor olsam dahi, onları karşılamaktan programın bitişine kadar, bir arkadaşlık atmosferi yaratmaya çalışıyorum. Elbette çok sulandırmadan… Canlı yayında ağzımızdan çıkan her şeye dikkat etmek durumundayız. Kısaca bir radyocunun vazgeçilmezi – ister on dakika, ister iki saat program yapıyor olun – önemli bir süre hazırlık yapması, yani bir iç disipline sahip olması bana kalırsa. Bununla birlikte, konuşma temelli bir program yapıyorsanız, çaldığınız müziklerin yanı sıra kendinizden de bir şeyler katabilmeniz, sadece müziğe yüklenmeden bilgiler verebilmeniz ve bunu kendi üslubunuzla birleştirmeniz çok önemli.

FB_IMG_1441120726910

GazeteBilkent: Teknoloji ve değişen yaşam koşullarıyla birlikte radyo kültürü ve radyoculuk da ister istemez değişmeye başladı. Radyonun geleceğini nasıl görüyorsunuz? Eskiden radyocuyu hemen sesinden veya kendisiyle özdeşleşmiş sözlerinden/cümlelerinden tanırdık. Şimdi sosyal medya sayesinde yüzünü de görebiliyoruz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Radyo da tıpkı diğer iletişim araçları gibi teknoloji ile birlikte evrim geçirmeye devam ediyor. Evet, sosyal medya ile birlikte gizem ortadan kalktı ve eskiden kendine ait her bilgiyi büyük bir gizlilikle koruyan insanlar şu anda her şeyi ifşa etmek için yarışa girdi. Gittikleri yerlerden yedikleri yemeğe kadar her şeyi göstermek istiyorlar insanlar. Cep telefonlarının objektifleri tarafından taciz ediliyoruz sürekli. Radyocuların tavrı biraz farklıdır hep. Televizyon yerine radyoyu seçmelerinin bir nedeni vardır. Gizemi seviyorlardır. Sadece sesleriyle var olmak istiyorlardır belki. Bugün gelinen noktada kimsenin gizeme veya belirsizliğe tahammülü yok. Her şeyin örtüsünü kaldırmak, her şeyin kapağını iyice açmak istiyoruz. Maalesef enformasyon ve bunun sunulduğu kanal sayısı artıyor ama bu kadar fazla enformasyon aslında gerekli içeriği bulmamızı da zorlaştırıyor. Radyo da bundan nasibini aldı elbette, ama yaptığı işe kıymet veren, böylelikle radyonun da değerini artıran radyocular var.

GazeteBilkent: Şu sıralar neler dinliyorsunuz? Bizlere tavsiye etmek istediğiniz sanatçı, gruplar veya radyo programları var mı?

Program ile birlikte Ankaralı gruplara epey yoğunlaştım. Fark ettim ki bu zamana kadar belki adını bile duymadığım ne kaliteli gruplar, müzisyenler ve albümler varmış. Bu keşiften büyük bir keyif alıyorum. Kendilerinden program sürecinde haberdar olduğum Büyük Birader var mesela.  Kendilerini dinlemekten büyük zevk alıyorum. Müthiş de bir program gerçekleştirdik onlarla. Heavy Sky Ankara’nın en çalışkan gruplarından biri. Renk, yine farklı, progresif bir müziğin peşinde. Onun yanı sıra solist, enstrümanist olarak kendini ortaya koyan Hakan Küçükçınar ve Fethi Okutan gibi çok değerli müzisyenler de var. Yine kendisinden çok şeyler öğrendiğim Artun Ertürk’ün ismini de söylemeliyim.

Dünya geneline bakarsak, yıllardır bitmeyen bir Metallica bağlılığım var. Dinlediklerim çeşitlilik gösterse de onları geçmişten bu yana sıkı sıkıya takip ediyorum. Red Hot Chili Peppers’ı çok severim. Ara ara Muse dinlerim. Arctic Monkeys ilginç işler yapıyor…

Radyo programlarına şöyle bir göz atacak olursak, Güven Erkin Erkal’ın yıllardır sürdürdüğü Maximum Rock’ı söylemeden geçemeyiz. Yine Ankara’nın önemli müzisyenlerinden Fatih Korkmaz’ın üç senedir başarıyla devam ettirdiği Ses Tiryakisi programı Radyo 3’te devam ediyor.

GazeteBilkent: Sizce Türk radyolarında rock müzik programlarının kilometre taşları hangileri?

Güven Erkin Erkal’ın Maximum Rock’ı bir kilometre taşıdır kesinlikle. Bizler de aslında biraz onun bahşettiği feyiz ile bu yolda ilerlemeye devam ediyoruz. Onun açtığı yol sağlam bir yol. Gösterdiği incelikli yaklaşım bambaşka. Yine bunun yanında Rock Station programı Ankaralılar için çok farklı bir yere sahiptir.

20150623_153615GazeteBilkent: Eskiden özellikle Roxy Müzik Günleri ve Fanta Genç Yetenekler gibi yarışmalarla Replikas, Kurban, Fairuz Derin Bulut, Hayko Cepkin gibi sanatçı ve gruplarla tanıştık. Sizce ne oldu da bu süreç yavaşladı, hatta yok olmaya başladı?

Festivallerin hem içerik hem de katılımcı sayısı olarak düşüşe geçmesinin genel sebebi hem insanların konserlere çok yanaşmayarak akşam etkinliklerini daha farklı çerçevede planlamaları, hem de eğlence anlayışının değişmesi. Günümüzün eğlence anlayışı; izlemek, dinlemek, anlamak, eğlencede de nitelik aramak yerine, alkolle kendinden geçip her şeyi unutmaya çalışmak üzerine kurulu. Belki eskinden de biraz böyleydi, bilemiyorum. İnsanlar artık en basit şeylerle eğlenebileceklerini düşünüyorlar. Eğleniyorlar da… Ama bunun ömrü kısa olduğu için bir sonraki aşama aynı basitliği tekrarlamak oluyor. Sanattan keyif almak seçkin bir zümrenin ukalaca sunduğu icadı olarak görülüyor. Artık insanlar kendi kendilerine eğlenebilecekleri, kimsenin onları eğlendiremeyeceği konusunda baskın bir fikre sahip. Dolayısıyla çoğu şey, müzik ve sanatçı da buna dahil, artık onlar için sadece fon niteliğinde. Yarışmalara değinecek olursak, yarışmaların sayısı eskiden azdı ve insanların, sanatçıların kendilerini temsil edebilecekleri ender platformlardı bunlar. Şimdi ise yarışma, onlarca televizyon programı türünden biri oldu sadece. Yarışmacı sahnede ne kadar rezil olursa ve jüri onu ne kadar çok iğnelerse yarışma o kadar eğlenceli geliyor insanlara. Özellikle ülkemizde bu tür, en alt nitelikte programlar var. Genç yeteneklere değer verilmesi için öncelikle o ülkede yeteneğin tanımının ne şekilde yapıldığı önemli. Yetenek başlığı altında televizyonda neleri gördüğümüz ise çok açık.

GazeteBilkent: Eskiden The Doors, Pink Floyd, Janis Joplin gibi isimlerle büyüyen bir nesil vardı. Şimdiyse tam adını koyamadığımız, müziklerini hissedemediğimiz isimlerle büyüyen yeni bir nesil var. Sizce yeni nesil neler yapacak, bu durum müzik piyasasını nasıl etkiler?

Çok umutsuz olmaya gerek yok. Evet şuursuz bir kitle var, fakat radyo programına davet ettiğim genç yeteneklere bakınca, ticari kaygıdan uzak, sadece sevdiği müziği icra etmek isteyen müzisyenleri de görmek beni mutlu ediyor. Belki yaptıklarını çok az bir kitleye dinletebileceklerinin farkındalar; ama defalarca, istedikleri müzik tadını yakalayana kadar, kendi içlerine sinene kadar eserlerini sil baştan kaydediyorlar. Maalesef çağımızın hızı ve kalabalığı yüzünden insanlar ambale oluyor. Yaşam hızlı aktığı için müzik de hızlı akıyor, üretim de bir şekilde hızlanıyor. Çünkü talep var. The Doors, Pink Floyd, Janis Joplin veya Beatles… Bunlara baktığımızda, o dönemlerde müziğe odaklanılacak zaman ile şimdi odaklanılacak zaman arasında ciddi bir fark var. İnsanlar, özellikle geçimlerini sadece müzikten kazanmıyorlarsa, bununla uğraşabilecek zamanları çok az. Elbette dinleyici kitlesini neye layık gördükleri de çok önemli. Yaptıkları müzik, bir yandan da bize verdikleri değeri gösteriyor.

GazeteBilkentBizi kırmayıp röportaj teklifimizi geri çevirmediğiniz için teşekkür ederiz.

Leave a Reply