Merhaba sevgili GazeteBilkent okurları! Yeni bir işbirliği haberimizi sizlerle paylaşmak istiyoruz. Okulumuzun saygın ve yardımsever kulüpleri arasında yer alan Toplumsal Dularlılık Projeleri’nin “Gönüllülük Zirvesi’19: Engele Karşı Gel!” etkinliğinde GazeteBilkent olarak yer alacağız. Standımıza uğrayıp bizleri daha yakından tanımak isterseniz 13 Nisan Cumartesi ve 14 Nisan Pazar günleri Gönüllülük Zİrvesi’nde sizleri bekliyor olacağız. Etkinlik sonrası için hazırlayacağımız izlenim yazımızı da okumayı unutmayın!

1999 Marmara depreminden sonra depremzedelere yardım götürmek amacıyla kurulan Toplumsal Duyarlılık Projeleri (TDP), bu süreçte pek çok öğrencinin ilgisini çekmiş ve 2001 yılında ilk projesi olan Gönüllü Eğitim Projesi ile birlikte proje bazlı çalışmalarına başlamıştır. Bilkent Üniversitesi’nin ilk ve tek sosyal sorumluluk temel amaçlı öğrenci kulübü olan ve zamanla vizyonun geliştirerek gerek gönüllü öğrenci gerek ulaşılan kişi sayısı açısından büyük kitlelere hitap etmeyi başaran TDP, bu süre zarfında Türkiye’nin en büyük sosyal sorumluluk amaçlı öğrenci kulüplerinden biri haline gelmiştir. Bugün, 15 farklı projesinde 1500’den fazla gönüllüsü ve 2000’den fazla ulaştığı hedef kitle sayısı ile çalışmalarını sürdüren TDP, her geçen gün gelişimini sürdürmektedir.

Bu yıl gerçekleştirilen Gönüllülük Zirvesi’nin teması: Engele Karşı Gel! teması kapsamında GazeteBilkent Kültür Sanat birimi olarak kendi penceremizden engelsiz yaşam yazımızı sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bu yazımızda engelleriyle bizlerden farklı olan ve bu farklılıkların aramızda uçurumlar yaratmaması gerektiğinin altını önemle çizen filmleri sizlerle paylaşmak istiyoruz. Umarım farklı olmak ve dışlanmak gibi iki ayrı kavramın aynı çizgide olmadığı bir dünya için ilk adımları atmayı başabiliriz, keyifli okumalar dileriz.

Önemli Not: TDP’nin ve GazeteBilkent’in çalışmaları hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek veya engelsiz yaşamla ilgili deneyimlerinizi, görüşlerinizi paylaşmak isterseniz  bilkenttdp@gmail.com ve gazetebilkent.gb@gmail.com adreslerinden bizlere ulaşabilirsiniz.

 

Intouchables

Sudenur Soysal

Intouchables filmi, kuadruplejik, çok zengin, ilk başta somurtkan ve huysuz gözükse de hayat dolu bir adamın (Philippe); kariyerinde başarılı olamamış, pek bir kimseyi umursamayan ve yine aslında hayat dolu olan bir adamla (Driss) olan ilişkisini ele alıyor. Philippe, Driss’i kendisine bakması için işe alıyor ve ondan sonra aralarında güzel bir arkadaşlık doğuyor. Fransız sinemasının popüler filmlerinden biridir Intouchables. Bence,  popülaritesini ve başarısını, engelli birinin hayatta karşılaştığı olaylara yaklaşımını oldukça gerçekçi ve saygılı bir biçimde ele aldığından ötürü elde ediyor. Philippe’nin, bir kazadan sonra boynundan aşağısı felç kalıyor, bu durumuna tıpta kuadrupleji adı verilir. Bazı durumlarda, telefonu kulağına tutmak gibi, başkasının hizmetine ihtiyaç duyuyor böylece Driss de kendisine çok da istemediği bir iş bulmuş oluyor. Senaryo, Philippe’nin karakterinin ve Driss’le ilişkilerinin önüne hiçbir öncelik koymadan yazılmış. Her ikisini de olduğu gibi öne sürüyor. Zaten bu film gerçek hayattan esinlenilerek beyaz perdeye yansıtılmış ve dediklerine göre karakterlerde olabildiğince az değişiklik yapılmış bu da filme otantikliğini kazandırıyor.

Filmde engelli birinin nasıl da aslında engelsiz bir hayat sürebileceğini görüyoruz. Engelin, ruhu engelleyemeyeceğini komik bir dille ve ilham veren bir şekilde yansıtıyorlar. Filmde, Driss’in kuadruplejik birine nasıl ilgilenmesi gerektiğini onunla öğrenirken aynı zamanda Philippe’nin ona bunu öğretirken kişiliklerinin arasındaki engelleri nasıl aştıklarını da izliyoruz. İkisi de birbirlerinden bir şeyler öğreniyor ve adım adım merhametlerine tanık oluyoruz. Tabi bunu acıma gibi düşünmemek gerek çünkü filmin başından itibaren bu duyguyu asla birbirlerine karşı hissetmediklerinden ötürü aralarındaki ilişki gelişip arkadaşlığa dönüşüyor. Ne Driss Philippe’ye sağlık probleminden ötürü acıyor ne Philippe Driss’e maddi sorunlarından ötürü acıyor. Aksine birbirlerine topluma adaptasyonu gösteriyorlar, beraber adapte oluyorlar. Hiçbir şey neşelerini ve motivasyonlarını engelleyemiyor, olması gerektiği gibi.

Kuadrupleji, birisinin dört uzvunun veya tüm vücudunun felç kalmasına deniyor. Kuadrupleji, bazı sağlık problemlerinden veya Philippe’nin durumundaki gibi kazalardan ötürü oluşabiliyor. Tedavisi özel egzersizler ve fizik tedavi, bazı durumlarda ilaç da kullanılabiliyor. Kuadruplejik insanlar genelde özel bakıma ihtiyaç duyup tekerlekli sandalye kullanıyorlar. Herkesin bir Driss’i olamayacağı için bize düşen yolları sokakları tekerlekli sandalyelere uygun hale getirmek için çalışmak. Bu çağda herkesin kendi kendine yetebileceği teknolojiler varken maalesef bazı yerlere rampa dahi koyulmuyor ya da konumlandırılması yanlış oluyor. Rampalara park eden araçlardan hiç söz etmiyorum bile. Olması gereken yapılmıyor. Bir insana fiziksel durumu engel olmazken toplumun cahilliği ve önyargıları maalesef engel olabiliyor. Bu durumda zaten kimin ruhunda engeller olduğu açıkça görülüyor. Bunun için gerekli eğitimler ve yaptırımların uygulanması dileğiyle…

Life Animated: Sinema İle İletişim Kuran Bir Çocuk

Ece Şölendil

Down Sendromlu bir çocuk düşünün. İletişimini nasıl sağlar? Özel bir eğitim merkezine giderek mi? Olabilir. Ama yaratıcılığını da konuşturabilir. Tabii bu zaman alabilir. Aynı “Life, Animated” adlı filmde sergilendiği gibi. Owen Suskind’in kendi hayatı üzerinden yola çıkan filmde Down Sendromlu çocuğun hayatla olan mücadelesini ve yöntemlerini anlatıyor. Owen’ın hayatı farklı gibi gözükse de izleyici bir süre sonra çocukluğuna geri dönüyor. Bunun en büyük sebebi de Disney. Evet, Disney filmlerine bolca başvuruyor Life, Animated. Zaten adı üstünde hayat işte. Neden animasyon gibi görmeyelim ki? Görelim, çünkü çocukluğumuzu unutmayalım. Owen gibi hayallerimiz bol olsun.

Otobiyografi tadında olan film hayallerimizle birlikte geçip gidiyor. Bittiğinde ise insanın içinde bir heyecan bırakıyor. İlk başta konuşmayan bir çocuk çıkıyor karşımıza. Ailesi tam ümidini kesecekken şans eseri ama çok doğal bir olay yaşanıyor. Owen her çocuk gibi animasyon film izlemeye başlıyor. Bu filmlerle öğreniyor gündelik sözleri, insanların uğraşlarını. Bağlanıyor her karaktere. Kişileri tanımaya başlıyor, insanların türlü türlü özelliklerini. Bizim belki de o yaşlarda yapmadığımızı yapıyor. Film incelemeleri yapıyor resmen. İletişimini kuvvetlendiriyor. İfade gücü gelişiyor. Zaman geçtikçe kendi kişiliğiyle benzer olan karakterlerin yerine geçiyor ve hayallerinde o da dans ediyor ve şarkılar söylüyor masallarda. Ancak yaşı ilerledikçe, çocukluktan çıktıkça masallarda yaşamadığını fark ediyor. Hepimiz gibi bir noktada yüzleşiyor bununla.

Gerçekçilik ve şiirsellik bu filmde buluşmuş. Ajitasyon yapmadan sanat yoluyla izleyicilerin empati kurmasını sağlıyor. Çocukluk teması ile konuşmadığı anlarda bile Owen ile bir etkileşime geçilebiliyor.

Gerçek Bir Mucize: Wonder

Helin Özdemir

   Kraniyofasiyal bozukluk, diğer bir ismiyle doğumsal şekil bozukluğu, doğumla birlikte kendini gösteren yüz ve kafa yapısına ait şekil bozukluklarıdır. Hastanın konuşma ve yeme becerisini, fiziksel görünümünü ve psikolojisini büyük anlamda etkiler ve tedavisi doğumdan itibaren yirmili yaşlara değin sürer.

   The New York Times bestseller romanından uyarlanan ‘’Wonder’’ filmi, bu hastalığa sahip bir çocuğun hayata başlama çabalarını 10 yaşındaki minik bir kahramanın gözünden oldukça naif bir şekilde anlatıyor. Başkarakterimiz August –kendi hoşlandığı haliyle Auggie- tıpkı yaşıtları gibi video oyunları oynamaktan hoşlanan, uzayı merak eden ancak kronik bir hastalığa sahip sıradan bir çocuk. Film boyunca annesi Isabel (Julia Roberts) ve babası Nate (Owen Wilson) ile bu yaşam mücadelesini veren ve Beecher Prep adındaki yeni bir okula kayıt olan Auggie’nin okula alışırken aynı zamanda dışarıdaki dünyaya da alışma sürecine ve bu süreçte deneyimlediği psikolojik süreçlerine tanık oluyoruz.

Auggie evdeki eğitimini bırakarak gerçek bir okula başlar ancak okula başladıktan sonra işler minik kahramanımızın ve ailesinin umduğundan farklı olur çünkü okulun başladığı ilk günden itibaren Auggie’nin karşısına engeller çıkmaya başlar. Bu durum hem kendisi hem de ailesi için zor zamanların başlangıcıdır. Bu yüzden bu okula uyum sağlayamayacağını düşünen ve bu sebepten okula başlamayı reddeden Auggie, zamanla okul arkadaşlarının desteğini görmeye başlar. Okul artık onun keyifli vakit geçirdiği bir yer olmuştur.

‘’Hayata yeni bir kural koyalım mı? Şöyle diyelim, her zaman gerektiğinden biraz daha fazla nazik olmaya çalış.’’

Filmde gerek güldüren gerekse de içinize bir burukluk bırakan birçok detay var. August’un ablasının arkadaşlarını kaybetmesi, August’la daha fazla ilgilenmek isteyen annesinin işinden ayrılması gibi. Filmi ilk izlemeye başladığım andan itibaren beni ekrana kilitleyen ve tüm filmi bir solukta bitirmemi sağlayan etken bence film piyasasında böyle ilham dolu ve farkındalık yaratan filmlerin sayıca çok az olmasıydı. O zamana dek ismini bile bilmediğim bir hastalığa duyarlılık kazanmamı sağladığı için bu filmi çok sevdim.

Filmde nezaketin ve sevginin nasıl dünyayı nasıl güzelleştirdiğine dair birçok ilham verici sahne ve replik var. Bu yüzden olmalı ki film sayesinde motive olan birçok Kraniyofasiyal bozukluk hastası birey, sosyal medyada kendilerinin de var olduğunu gösteren destek dolu fotoğraflar ve mesajlar yayınlamaya başlamış.

Umarız ki, dostluğun ve sevginin aşamayacağı engel olmadığını bize gösteren, farkındalık dolu yapımları beyaz perdede daha sık görebiliriz.

I am Sam

Defne Karakoç

Yedi yaşındaki bir çocuğun zekasına sahip bir baba ile yedi yaşındaki kızı, birbirlerini her şeyden çok seviyorlar ve sorunsuz, mutlu bir hayat sürüyorlar, ta ki beklenmedik olaylar onların bu mutluluğunu alıp uçurana kadar. Sam karakterini Sean Penn’in, kızı Lucy’yi ise Dakota Fanning’in canlandırdığı bu yürek burkan filmin konusunu kısaca bu şekilde özetleyebiliriz. Anlattıklarıyla özellikle “Sevgi her şeyin üstesinden gelebilir mi?” ve “Sevgi engelleri aşmak için yeterli midir?” gibi soruların üzerinde duruyor I Am Sam. Lucy’nin yedinci yaş günü partisine gelen bir sosyal güvenlik çalışanının, zihinsel engeli nedeniyle Sam’in Lucy’yi büyütmek için gerekli niteliklere sahip olmadığına karar vermesi ve Lucy’yi kendisi için yeterli olacak bir aileye göndermek için gerekli çalışmalara başlaması ile baştaki mutlu, toz pembe havasından çıkarak bu soruların ve cevaplarının üzerinde durulmaya başlanıyor. Film boyunca bu baba kızın bu süreçte yaşadıkları zorluklara tanık oluyoruz. Onlar için üzülüyoruz, zaman zaman gözlerimiz doluyor, hatta en sert insanları bile kolayca ağlatabilecek sahneler izliyoruz. Bir yandan Sam’in kendi öz kızını alabilmek için verdiği mücadeleye hayran kalırken bir yandan da yaşadığı bütün haksızlıklar karşısında yüreğimizin burkulmasını engelleyemiyoruz. Film, izleyiciyi empati kurmak zorunda bırakarak derinden etkilemeyi başarıyor.

Sam’in büyük bir Beatles hayranı olması ve hayatta çıkardığı neredeyse bütün derslerin Beatles şarkılarından çıkardığı derslerden oluşması da I Am Sam ile ilgili içimizi ısıtan bir nokta. Kızının adını bile “Lucy in The Sky With Diamonds” şarkısını düşünerek veren Sam’in “All You Need Is Love” şarkısının anlattıklarına inanarak yaşadığını ve bütün yaptıklarını buna göre yaptığını da görüyoruz. Kendini kızı için birçok konuda yeterli görmüyor Sam, ama sevgisinin yeterli olacağına inanarak onu kendisi büyütebilmek için mahkemelerde mücadele vermeye de devam ediyor.

Zeka geriliği, kişinin kronolojik yaşı ile zekasının aynı düzeyde olmaması durumuna verilen isimdir. Bu durumdan muzdarip kişiler yaşlarına uygun olarak bilgi edinme, beceri geliştirme, yargılama gibi konularda zorlanırlar. I Am Sam filmini izleyip Sam karakterini tanımanın da izleyenlerin bu durumu daha iyi kavramasına ve bilgi sahibi olmasına yardımcı olduğunu söylemek mümkün. Film bu konuda farkındalık yaratarak daha önce de bahsettiğim gibi izleyiciyi empati kurmak zorunda bırakıyor ve  bu durumun daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. Bütün bu yönlerden bakıldığında, hem anlattığı bu inanılmaz hikaye için, hem de farkındalık yarattığı konular için kesinlikle izlenmesi ve üzerine düşünülmesi gereken bir film I Am Sam.

Kaynakça

https://doktorun.net/kuadripleji-nedir-nedenleri-ve-tedavisi/

http://www.eastvalleytribune.com/get_out/carr-the-intouchables-treats-disability-with-respect/article_787b0506-a4f6-11e1-abbe-0019bb2963f4.html

https://tr.pinterest.com/pin/852798879410926552/

http://www.psikolojiportali.com/wonder-film-tanitimi-ya-yuzunuz-anormal-bir-sekilde-dogsaydiniz/

https://unifestal.com/seriefilm/film-onerisi-mucize-auggie-pullman/

I am Sam Filminden Bize Sevginin Engelsiz Olduğunu Hatırlatan 15 Duygusal Replik

https://www.drbengukayaturk.com/makaleler/zeka-gerili%C4%9Fi-nedir.html

Leave a Reply