ANONİM BİR DOSTLUĞUN HİKAYESİ: “DAS LEBEN DER ANDEREN”

Tarih: Kasım 1984. Yer: Doğu Berlin/Almanya. Baş Karakterimiz, Doğu Almanya istihbaratında “Statt Sicherheit”/ “ Stasi”de yüzbaşı olarak çalışan Gerd Wiesler. Hayatı boyunca doğru olduğuna inandığı şey uğruna çalışmış, içinde büyüdüğü rejimin devamlılığını sağlamak adına insanlığını kaybetmiş bir asker. Kendisi bir kişi değil, sadece işleyen bir makinenin isimsiz bir parçası. Diğer baş karakterimiz ise Georg Dreyman. Bir yazar, bir şair. Fikirleri var. Arkadaşları var. Kendisi bir hümanist ve de tam bir Polyanna.  İşte “Das Leben der Anderen” ya da Türkçesiyle “Başkalarının Hayatı” adlı film, birbirine mıknatısın iki farklı kutbu kadar zıt iki karakterin, birbirleriyle hiç tanışmadan kurduğu dostluğu ve aralarında geliştirdikleri sessiz, şeffaf ama çelik kadar güçlü bağın 80’lerin totaliter komünist Doğu Almanya rejimine üstün gelmesinin hikayesini anlatıyor.

2006 yılında yabancı dilde en iyi film Oscar’ını alan bu yapıt,  1984 yılının Kasım ayında başlıyor. Filmin yönetmeni ve de aynı zamanda da senaristi olan Florian Henckel von Donnersmarck’ın bu tarihi özellikle, George Orwell’in “1984” adlı totaliter bir distopyayı anlatan başyapıtına gönderme yapmak amacıyla seçtiğini düşünüyorum. Çünkü aynı George Orwell’in kült distopyası gibi, filmde de olay örgüsü, totaliter bir yönetim altında yaşayan bir memurun, kendi kendine, dahil olduğu sistemin işleyişini sorgulaması yönünde gelişiyor. Kişisel özgürlükler aynı “1984”teki gibi son derece kısıtlı ve aynı “1984”teki “büyük birader” in herkesi izlemesi gibi filmde de “Stasi” herkesi izliyor. Tek farkları ve de acı olanı ise “1984”ün kurgu bir roman “Başkalarının Hayatı”nın ise yakın geçmişte Avrupa’nın ortasında yaşanmış olan trajik olayların kurgulanmış hali olması.

 

Filmde Yüzbaşı Wiesler, 1984’teki Büyük Birader’le aynı işlevi gören Doğu Alman devlet istihbarat servisinde çalışıyor ve bir gün “zararsızlığıyla” bilinen Georg Dreyman’ı dinlemesi için görevlendiriliyor. Dreyman’ın aksine aşk, şefkat, merhamet gibi duygular ne demek bilmeyen ve ilgi görmek için hayat kadınlarına para ödeyen bir adam olan Wiesler’ın hayatının bunaltıcılığını izlerken; nasıl oluyor da hayatında değerli hiçbir şeyi bulunmayan bu adamın, filmin akışı içerisinde varoluşçu krizlere girmediğini, hayatının anlamsızlığını fark edip intihar etmediğini düşünüp merak ediyorsunuz? Fakat tam aksine, hayatını köhne bir makinenin anlamsız bir parçası gibi yaşamakta olan bu adam, olay örgüsü ilerledikçe hayatının anlamsız olduğunu düşünmek yerine; hayatının ne kadar anlamlı olabileceğini, başka yaşamlara dokunup dünya üzerinde pozitif farklar yaratabileceğini fark ediyor. Bu fark edişi, Dreyman’la beraber âşık oldukça, yas tuttukça ve isyan ettikçe gelişiyor. Dreyman, en yakın arkadaşının intiharı üzerine o arkadaşının hediye ettiği bir besteyi piyanoda çalarken; Wiesler da iki kat yukarıda çatı katında Dreyman’dan habersiz, bir damla gözyaşı dökerek bu yasa ortak oluyor mesela. Aynadan yansıyan ışığın karanlık bir köşeyi aydınlatması gibi, Dreyman’ın deneyimleri, Dreyman’ın hayatı, Wiesler’a ruhunun sahip olduğunu bilmediği karanlık köşelerini aydınlatıyor. Film boyunca genel olarak insanların bir tek fiziki sınırlarla değil, akıl almaz yöntemlerle de zihinsel bir kafese kapatıldığı 80’ler Doğu Almanya’sında, birbirinden çok farklı iki adamın birbirine yardım etmesi sonucunda göğüsledikleri özgürlük  mücadelesini izliyoruz diyebilirim.

Karakterlerin filmin başından sonuna kadar tutarlı ve anlamlı gelişimi, tarihsel gerçekliklerin Orwell’in 1984’üne göndermeler yapılarak yansıtılması ve bir insanın kişi olmasının yasaklandığı bir ortamda bir adamın kişi olma yönündeki gelişiminin başarılı bir şekilde anlatılmasıyla “Başkalarının Hayatı” bana kalırsa 2000’li yılların en çok iz bırakan filmlerinden biri. Sevgi, sevginin gücü ve sevginin yapabilecekleri gibi defalarca işlenmiş, son derece genel bir konunun özgünce işlenmesi; insanoğlunun şefkat, merhamet, aşk gibi duygulara ne kadar ihtiyacı olduğunun derinlemesine gösterilmesi ve de bütün bunları kasvetli Doğu Berlin sokaklarında yansıtılmasıyla gerçekten başarılı bir çalışma “Das Leben der Anderen”.

Leave a Reply