HELENİSTİK DÜNYA’NIN VARİSİ: ROMA-I: CUMHURİYET DÖNEMİ

Roma Devleti, günümüzde hala canlılığını korumaktadır. Siyasal, sosyal ve kültürel krizlerin yaşandığı günümüzde acaba Romalılar bu meseleler üzerine nasıl gitmişti diyerek gözlerimizi Roma tarihi üzerinde gezdirmekteyiz. Bu gerçekten “Roma Mucizesi”ydi. MÖ 4. yüzyıl itibari ile genişlemeye başlayan Roma Devleti, MS 117 yılında İmparator Trajan(Traianus) zamanında Britanya’dan Mezopotamya’ya kadar uzanıyordu. Romalılar, Yunanlıların idealizmine karşı realistlerdi. Aynı şekilde Romalılar, Yunanlıların düşünsel kültürlerine karşı aksiyoner bir hayat sürdüler. Bu nedenle Roma, Helenistik dönem krallıklarından ayrılıyordu. Ancak Roma hiçbir zaman Helenistik mirası inkar etmedi. Helenistik düşünceleri bünyesinde eritti. Bu nedenle Yunan entelektüel, sosyal ve kültürel yapısı Roma’yı derinden etkiledi. İşte Helenistik mirasın yeni varisi Roma, çok uzun yıllar boyunca dünya üzerinde Greko-Romen hakimiyetini sağladı. Bu nedenle Rönesans ile başlayan modern medeniyet, her zaman Roma’yı incelemek ve ondan kendine örneklik çıkarmayı faydalı buldu. Roma’nın küçük bir şehir devleti iken global bir imparatorluğa dönüşmesinin hikayesini incelemek bu kapsamda çok faydalı olacaktır.

Roma Öncesi İtalya Haritası

Roma, İtalya yarımadasının batısında küçük bir şehirdi. Şair Vergilius’un(MÖ70-MÖ19) “Aeneis” kitabında anlattıklarına göre Roma şehrinin kurulması ilginç bir efsaneye dayanıyordu. Efsaneye göre Remus ve Romulus adındaki iki çocuk bir sepete konularak Tiber Nehri’ne atılmış. Bu sepet bir incir ağacına takılmış ve çocuklar sepetten kıyıya çıkmışlar. Burada bulunan bir dişi kurt Remus ve Romulus’u büyütmüş. Daha sonra çobanlar tarafından büyütülen bu çocuklar Tiber Nehri’nden kurtuldukları yerde bir şehir kurmaya karar vermişler. MÖ 753 yılında Roma şehrini kurmuşlar. Şehrin sınırlarını çizme sırasında Romulus ile Remus’un arasında uyuşmazlık çıkmış ve Romulus, Remus’u öldürmüş. Daha sonra Romulus, şehri insanlarla doldurmaya başlamış ve Roma şehri böylece kurulmuş(Vergilius). Bu destanın doğruluğu hakkında elimizde hiçbir bilgi yoktur. MÖ 1. yüzyılda Roma Cumhuriyeti’nin kriz zamanında halkı bir arada tutmak için üretilmiş bir destana benzemektedir. Geleneksel tarih, Roma şehrinin MÖ 753 yılında kurulduğunu söyler. Bu tarihte kurulduğu kesin değildir. Ancak şunu söyleyebiliriz ki MÖ 4. yüzyıla kadar Roma şehir devleti hakkında bildiklerimiz çok sınırlıdır. Tarihçi Titus Livius’un(MÖ 59-MS 17) anlattıklarına göre o dönemde Roma krallar tarafından yönetiliyordu. Ancak bu kralların hepsi Romalı değildi. Daha kuzeyde Etrüskler yaşıyordu. Etrüskler, Roma dâhil Latium’u hâkimiyetleri altına almışlardı. Etrüskler, Roma’dan daha medeni insanlardı. Yönetim sistemleri, alfabeleri ve mitolojileri vardı. Romalıların Etrüsklerin egemenliği altında yaşamaları, Roma’yı daha hızlı medenileştirmişti. Latin alfabesinin, Etrüsklerin alfabesini değiştirerek elde etmişler, Roma mitolojisini de Etrüsklerin etkisi altında geliştirmişlerdi. Roma şehrinin ıslah edilmesinde de Etrüsklerin büyük emeği vardı (Freeman, 360). Ancak Romalılarda, daha sonraki yıllarda daha net biçimde göreceğimiz savaşçılık özelliği ile öne çıkıyorlardı. Son Etrüsk kralının karıştığı bir kız kaçırma hikayesi bahane edilerek, Romalılar şehirlerinin bağımsızlığı için Etrüsklerle savaştı. Sonuç, MÖ 509 yılında Roma Cumhuriyeti resmen kurulmuştu(Freeman, 361).

Romulus ve Remus dişi bir kurt tarafından besleniyor, Capitolina Müzesi, İtalya

Roma “Cumhuriyeti” diyoruz çünkü Roma, imparatorluk döneminde olduğu gibi imparatorlar tarafından yönetilmiyordu. Roma Devleti bu yönden bakıldığında 4 kısma ayrılır. Roma Şehrinin kuruluşundan(MÖ 753) son Etrüsk krallının şehirden çıkarılmasına(MÖ 509) kadar krallık dönemi, cumhuriyetin kurulmasından(MÖ 509) Augustus’un imparator(MÖ 27) olmasına kadar cumhuriyet dönemi, Augustus’tan(MÖ 27) imparatorluğun ikiye bölünmesine(MÖ 395) kadar imparatorluk dönemi, imparatorluğun ikiye ayrıldığı tarihten(MS 395) Batı Romanın yıkılışına(MS 476) kadar dört dönem vardır. Doğu Roma imparatorluğu ise MS 1453’e kadar varlığını sürdürmüştür.

Cumhuriyet döneminde Roma’da tek bir kral yoktu. Roma Anayasası dediğimiz kurulu bir düzen ile yönetiliyordu. Roma Anayasası üç unsurdan oluşuyordu: Birinci unsur Senato idi. Aristokratik bir yapıya sahipti. İlk yıllarda 300 kişiden oluşuyordu. Zengin ve nüfuzlu olmayanlar giremiyordu. İkinci unsur Consul’ler idi. Kralın yerini dolduruyorlardı. Bu nedenle monarşik bir yapısı vardı. İki adet consul vardı ve her yıl yenisi seçiliyordu. Cumhuriyet tarihi boyunca başarılı ve yetenekli komutanlar consul olmuşlardı. Üçüncü unsur meclislerdi. İki adet meclis vardı: Comitia Curiata ve Comitia Centuriata. Bu meclisler “Patricii” ve “Pleb” olarak adlandırılan iki halk gruplarından oluşuyordu. Bu nedenle halkı temsil ediyordu. Bu kurumlar kusursuz işlediği dönemlerde Roma Cumhuriyeti aristokratik-monarşik-halk unsurlarını dengelemiş ve başarılı bir yönetim ortaya koymuştu. Ancak ne zaman bu unsurlar arasındaki ahengi bozulmuş, o zaman Roma Cumhuriyeti patlak vermeye başlamıştı(Freeman, 395). Bu kurumlar dışında olağanüstü hallere özel “Dictator” ünvanı vardı. Herhangi bir savaş veya isyan durumunda 2 consul yetkilerini “Dictator”a devrederdi. Bir yıllığına seçilen dictator, bir yılın bitmesi ile görevden çekilirdi. Ancak Cumhuriyetten İmparatorluğa geçiş döneminde Julius Ceasar kendini ömür boyu dictator ilan edecekti. Burada bahsettiğimiz kurumlar dışında da Roma anayasasında küçük büyük kurumlar vardı(Tekin, 194 vd.).

Cesare Maccari’nin “Cicero Denounces Catiline” tablosu, Cicero Senatoda konuşma veriyor

Roma Anayasası aynı zamanda Roma toplumunun sosyal yapısına göre hazırlanmıştı. Roma toplumu kabaca Patrici’ler, Pleb’ler ve köleler olarak üçe ayrılıyordu. Patrici’ler tam hukuka sahip vatandaşlardı. Pleb’ler ise Patrici’lere göre daha alt tabakada yarım hukuklu vatandaşlardı. Bu durum her zaman Pleb’ler ile Patrici’ler arasındaki gerilimi sıcak tutmuştu. Sonunda MÖ 451 yılında 12 Levha Kanunu olarak bilinen bir kanun çıktı. Bu durum Pleb’lerin sosyal statüsünü iyileştirmişti. Ancak Cumhuriyet döneminin sonuna kadar bu gerginlik devam edecekti. Bir diğer sosyal grup olan köleler, Roma toplumunun vazgeçilmez unsuruydu. Roma devletinin genişlemesiyle Roma şehri kölelerle dolacak ve bu durum Romalı işçilere büyük zarar verecekti. Hatta Roma şehrinden Proletarya(Proles) olarak adlandırılan alt sınıf birçok vatandaş göç edecekti. Artan köle sayısı başka bir bölge olan Trakya’da(Thracian) daha büyük sıkıntılara neden olmuştu. MÖ 72 yılında gladyatör Spartacus önderliğinde bir köle isyanı çıkmıştı. Komutan Pompeius’u bu isyanı kanlı şekilde bastırmıştı. Gerçekten de antik çağda en ağır köle hukuku Romalılarda vardı. Diğer yandan devletin sınırlarının gelişmesiyle beraber birçok farklı ırktan insan Roma devleti içinde yaşamaya başladı. Klasik anlayışa göre vatandaşlıktan sadece Roma şehir devletinde yaşayanlar yararlanabiliyordu. Daha sonraki reformlarla tüm İtalya yarımadasına vatandaşlık hakları verildi(Freeman,399). Son olarak imparatorluk döneminde Caracalla MS 212 yılında imparatorlukta yaşayan herkese vatandaşlık hakkı verdi(Freeman,545). Caracalla’nın bu kararı almasında ekonomik nedenlerin olduğu düşünülür. Ancak, sonuç olarak imparatorluğun her köşesinden vatandaşlar artık consul ve senato üyesi olabiliyordu. İmparatorluğun dört bir tarafında yaşayan vatandaşlar senatoda görev alabiliyor, hatta I. Philippus( MS 244-249) gibi imparatorlar Arabia eyaletinden dahi olabiliyordu. Peki Roma, tüm Akdeniz dünyasını nasıl fethetmiş ve global bir devlet nasıl kurmuştu? Tarihçi Polybios(MÖ 203-120), “Evrensel Tarih” kitabında bunu “Şans(Tykhe)” olarak açıklar(Freeman, 383). Gerçekten de Romalılar, doğru zamanda doğru yerde olmayı bilmişlerdi.

SPQR(Senatus Populusque Romanus; Roma Senatosu ve Halkı) Titus Sütunu, İtalya

Romalılar, krallık dönemi boyunda militanist bir devlet olmuşlardı. Latium bölgesinin üçte birini yönetiyorlardı(Freeman, 364). Krallık döneminin ardında Roma, eski rakibi Etrüsklerin üzerine yürüdü. Önemli bir Etrüsk kenti olan Veii’yi, 10 yıl boyu kuşattı. Şehir MÖ 396’da düştü. Bu Roma’nın yayılmacılığının ilk işaretiydi. İtalya yarımadasında önemli bir zaferdi. Başarının arkasında, daha sonraki yıllarda olacağı gibi, kalabalık halk kitlesini savaş için seferber edilmesi vardı. MÖ 343’te İtalya yarımadasının hâkimiyeti için dağ kavimleri Samnitler ile yıllar süren bir savaş başladı. 3 aşamaya ayrılan Samnit savaşları, nihayet MÖ 293 yılında Roma’ya İtalya yarımadasının büyük bir kısmının hâkimiyetini verdi. Ama bu hâkimiyet Tiber’den Napoli’ye kadar olan kıyı topraklarında mutlak olmadı. Yerel yönetimlere özerklik verildi(Freeman, 366). Aslında bu durum Roma’nın aleyhine işledi. Orta İtalya’da güveni sağlayan Roma, güneye yöneldi. Güney İtalya’da Yunan kolonileri yıllardır varlıklarını sürdürüyordu. Roma’nın güney İtalya’ya burnunu soktuğunun farkına varan Yunan kolonisi Tarentum, Roma’ya karşı saldırıya geçti. Helenistik krallardan Pyrrhos’dan(Pirus) yardım isteyen Tarentum büyük bir kuvvetle Roma’ya karşı savaştı. 3 yıl içinde Romalılar, Pyrrhos karşısında mağlup oldular. Ancak bakıldığında kazananı olmayan bir savaştı bu. Çünkü Pyrrhos, bu savaşları kazanmak için çok büyük kayıplar vermişti. Günümüzde meşhur bir tabir olan Pirus zaferi işte tam olarak buydu. MÖ 275 yılında Pyrrhos, Tarentum’dan çekildi. Pyrrhos’un çekilmesinin ardından MÖ 272 yılında Romalılar kolayca Tarentum’u fethetmişlerdi (Freeman,368). Bu zaferle Roma, güney İtalya’ya doğru genişlemişti. Kuzey İtalya’nın fethi ise daha sonraki yıllarda olacaktı. Kuzeyde Kelt kabileleri vardı. Keltler o zaman, bugünkü Avrupa kıtasının tamamında yaşayan bir kabileydi. Romalıların ciddi manada başlarını ağrıtmışlardı. MÖ 225 yılında Romalılar, Keltlileri Orta İtalya’da mağlup etti. Bununla da yetinmeyip, bugün Venedik ile Cenova arasındaki Po vadisini Keltlerden temizledi. Ancak bu hareket de Keltleri durdurmaya yetmemişti. MÖ 190 yılında Roma orduları Kuzey İtalya’ya gönderildi. Burada Keltler katledildi(Freeman, 379). Daha sonraki dönemlerde sıkça görülen bu katletme olayları Romalıların hâkimiyetini özellikle Avrupa kıtasında güçlendirecekti. İlginçtir ki yine bu barbarları katletme olayları imparatorluk döneminin sonuna doğru Batı Roma’nın yıkılmasında da yol açacaktı.

Roma’nın İtalya’da Yayılışı

MÖ 180 yılında Keltlere karşı düzenlenen sefer Kuzey İtalya’nın hâkimiyetini de Romalılara vermişti. Bu arada Roma daha büyük işlere karışmıştı. Roma’nın güneye yönelmesi Akdeniz’deki diğer güçleri harekete geçirmişti. MÖ 4. yüzyılda Akdeniz’in hâkimiyeti Kartacalıların elindeydi. Kartacalılar, aslında Fenikelilerdi. Kendilerine Levant sahillerinde yaşarken Kenaniler olarak adlandırıyorlardı. Antik Mezopotamya’yı anlattığımız yazımızda bahsettiğimiz gibi Fenikeliler başta Asurluların, daha sonra da Babillilerin saldırıları altında kalmışlardı. Bu durum Fenikelileri doğu Akdeniz sahillerinden uzaklara göç etmesine neden olmuştu. Bugün Tunus sınırları içinde yer alan Kart-Hadaşt(Kartaca-Yeni Şehir) şehrini kurdular. Daha sonra batı Akdeniz boyunca genişleyen Kartacalılar, İspanya’yı fethettiler. Güneye doğru inen Romalılar, Kartacalılar için potansiyel tehlikeydiler. Ufak bir kıvılcım onları karşı karşıya getirebilirdi. Nitekim, Messana(Messina) şehrini ele geçiren paralı asker grubu Mamertinler Roma’dan yardım istedi. Messana’nın asıl sahipleri olan Syrakusailer ise Kartacalılar ile ittifak halindeydi. Romalılar, Messana’yı istila edince birden bire I. Pön savaşı(MÖ 264-241) patlak verdi(Tekin, 202). Romalılar, MÖ 260 yılında ilk donanmalarını inşa etmeye başladılar. Hiçbir deniz tecrübesi olmayan ve daha önce donanma sahibi dahi olmayan Roma mucizevi şekilde MÖ 260 ve 256 yılında Kartacalıları denizde mağlup etti. Bununla da yetinmeyen Roma, doğruca Afrika’ya çıkartma yaparak Kartaca’ya saldırdı. Bu Romalıların sahip olduğu yüksek özgüven ve cesareti gösteriyordu. Ancak, çıkartma Roma’nın yenilgisiyle sonuçlandı. MÖ 241 yılında Sicilya adasının batı uçununda yapılan savaşta Romalılar, Kartacalıları antlaşmaya zorladı. Antlaşma sonunda Kartacalılar, Sicilya’dan tamamen çekildiler(Tekin, 202). Böylece I. Pön savaşı bitmiş ve Roma, Sicilya’yı fethetmişti.

20 yıl geçmemişti ki Kartacalılar, Romalıların müttefiki olan Saguntum kentine saldırdılar. Bu II. Pön savaşının(MÖ 218-201) başlama nedeniydi. Bu sefer Kartacalılar önce davranacaktı. Hannibal önderliğinde içinde fillerin de bulunduğu büyük bir ordu İspanya’dan yola çıktı. Alpleri nasıl geçtiği hala bilinmeyen ordu, Kuzey İtalya’ya kadar geldi. Kuzey İtalya’da yapılan savaşta Romalılar 14.500 adamını kaybetmişti. Hannibal artık Roma’ya yürüyebilirdi. Ancak bunu yapmadı. Romayı küçük düşürmekle yetindi(Tekin, 203). Gerçekten bu an, tarihin dönüm noktalarından biriydi. Eğer Hannibal, Roma’yı yakıp yıksaydı bugün Romalıları övdüğümüz gibi Kartacalılardan bahseder olurduk belki de. Romalılar ise tarih sayfasına mağlup küçük bir devlet olarak geçebilirdi. Ama olmadı. MÖ 210 yılında komutan Scipio, yeni bir ordu toplayarak İspanya üzerine yürüdü. 5 yıl boyu süren savaş sonucunda Romalılar, İspanya’dan Kartacalıları kovmuştu. Ardından Afrika’ya geçen komutan Scipio, Kartaca mevkiinde MÖ 202 yılında Zama savaşında kesin şekilde Kartacalıları mağlup etti. Zafer sonunda yapılan antlaşmaya göre Kartaca’nın sadece Afrika’daki toprakları kalacak, diğer topraklardan çekilecekler, bundan sonraki 50 yıl için 10.000 talanton tazminat ödeyecekti(Freeman, 378). Roma, tam bitti derken, hiç beklemedik şekilde İspanya’yı topraklarına katarak genişlemiş, en büyük rakibi Kartacalılara karşı galibiyet kazanmıştı. Bu savaşta gösterdiği başarıdan dolayı Scipio’ya “Africanus” ünvanı verildi.

Heinrich Leutemann’un Hanibal Tablosu, Fillerle Alpleri aşıyor, Münih

Kartaca’nın nihayi fethi ise 50 sene sonra oldu. Kartacalılar, Romalıların izni olmadan komşu Numidai’yı işgal etti. Romalılar bu duruma karşı, Kartacalılara savaş açtı. III. Pön Savaşı(MÖ 149-146) olan bu savaş sonucunda Kartaca tamamen Romalıların eline geçti(Tekin, 204). Romalılar, Kartaca’nın bir daha ayağa kalkamayacağı şekilde şehri yakıp yıktı, en az 50.000 kişiyi köle olarak sattı (Freeman, 383). Romalılar Pön savaşları ile Akdeniz üzerinde ciddi bir hâkimiyete sahip oldular. İspanya’dan gelen binlerce ton altın Cumhuriyeti zenginleştirmişti. Akdeniz ticareti de Romalıların eline geçmiş oluyordu. Pön savaşlarının sonucunda Roma büyük bir devlet olma yolunda ilk adımlarını atmıştı. Ancak Pyrrhos savaşlarını sayılmazsa daha hiç Helenistik dünya ile karşı karşıya gelmemişti.

MÖ 200 Dünya Haritası

Roma, MÖ 190’lı yıllarda Kuzey İtalya’nın hâkimiyetini eline geçirdiğini yukarıda anlatmıştık. Kuzeye doğru yönelen Romalılar, Makedonlara hadlerini bildirmesi gerekiyordu. Çünkü Makedon Krallığı, MÖ 215 yılında II. Pön savaşı sırasında Kartaca’ya yardım etmişti. Ayrıca Roma’nın müttefiki olan Atolia Birliği’ni(Helen Birliği) MÖ 206 yılında mağlup etmişti. Romalılar, MÖ 206 yılında Makedonlarla anlaşma yapmış ancak 4 yıl geçmeden bunu da ihlal eden Makedonlar bardağı taşırmışlardı. II. Pön Savaşı’nın bitişi ardından Romalılar, Makedonya’ya karşı savaş açtı. MÖ 197 yılında Teselya’nın Kynoskephalai bölgesinde Romalılar, Makedonları mağlup ettiler(Tekin, 206). Roma ordusu, MÖ 196 yılında Teselya’da kurtarıcı olarak karşılandı. Yunan olimpiyat oyunlarından biri olan Isthmos Oyunları’nı kullanarak Romalılar, Yunan dünyasını özgür ve bağımsız bir ülke olarak bırakma niyetinde olduklarını açıkladılar(Freeman, 380). Bu aslında Roma’nın başarılı bir siyasetiydi. Keltlere veya Kartacalılara yaptıkları gibi şehirleri yakıp yıkık, binlerce insanı öldürmemişlerdi. Yunan dünyasının medeni atmosferine girebilmek için kaba kuvvet yerine başka bir metod izlenmişti. Yıllar içinde Roma’ya minnettar kalan Yunanlılar kendi istekleri ile Roma’nın hâkimiyeti altına gireceklerdi.

Sınırları Ege Denizi’ne ulaşan Roma artık daha geniş bir coğrafya ile alakadardı. Doğuda 3 Helenistik krallıktan(Makedon, Ptolemais, Seleukos) biri olan Seleukos Krallığı Helenistik dünyayı anlattığımız yazımızda bahsettiğimiz Dioadokhos(halefler) savaşları ile meşgullerdi. Seleukos kralı III. Antiokhos, Ptolemais’lerin Anadolu’daki topraklarına göz dikmişti. Yunanistan’a MÖ 192 yılında ayak basan III. Antiokhos, Romalıların canını ciddi manada sıkmıştı. Bunun üzerine Romalılar, Seleukos Krallığı’na karşı savaş ilan etti. İlk olarak Teselya’da(MÖ 191) Seleukos’ları mağlup ettiler. III. Antiokhos, Anadolu’ya kaçmıştı. III. Antiokhos’un peşinden ilk defa Anadolu’ya giren Romalılar, Magnesia’da(Manisa) III. Antiokhos’u tekrar mağlup ettiler. Bu savaştan sonra Seleukos krallığı Toros Dağları’nın gerisine çekilmek zorunda kaldı. Onun çekildiği toprakları Romalılar ele geçirmedi. Romalılar Helenlere karşı çoğu zaman aksiyoner değil, reaksiyoner davranmıştı. Aslında bu durum beklenenin aksine Helen dünyada Roma’ya karşı sempati oluşturmuştu. Seleukos Krallığı’nın çekildiği topraklarda Pergamon, Bithynia, Pontus, Kappadokia, Armania gibi küçük Helenistik krallıklar kuruldu. Daha sonraki yıllarda bazı krallıklar kendileri bizzat isteyerek Roma’nın bir eyaleti olacaklardı.

Helen dünyasında Roma’ya karşı gelişen bu sempati Makedon Krallığı’nın hiç hoşuna gitmemişti. Makedon Krallığı, Pergamon Krallığı’na karşı düşmanca tavır sergiliyordu. Pergamon ,bu durumu Roma’ya şikayet etti. Romalılar tekrar Makedon Krallığı’na girdi. MÖ 168 yılında Romalılar bir kez daha Makedonları mağlup ettiler. Ama halk arasında huzursuzluk devam ediyordu. İşi kökünden çözmek isteyen Romalılar MÖ 146 yılında Makedon Krallığı’nı ilhak ederek Roma’nın bir eyaleti haline getirdiler. Yunan dünyasına karşı hep ılımlı politikalar güden Roma, bu sefer âdetinin aksine Helenlere bir ibret dersi vermek istiyordu. Bu ders için Korithos seçilmişti. Roma ordusu Korithos’a girdi ve resmen şehri imha etti(Freeman, 382). Roma Cumhuriyeti artık Anadolu kıyılarına kadar uzanıyordu.

Hercules Victor Tapınağı, Acenean Savaşı’nı kazanan tanrı, savaş tanrıları yüceltiliyor

Roma Cumhuriyeti fetihten fethe koşuyordu. Küçük bir şehir devletiyken, şimdi İspanya’dan Anadolu’ya kadar büyük bir Akdeniz imparatorluğuna dönüşmüştü. Tarihçilerin “Roma Mucizesi” olarak adlandırdıkları bu durum gerçekten Romalıları diğer devletlerden ayırıyordu. Roma, ilk yıllardan itibaren çok sayıdaki nüfusunu avantaja çevirmişti. Roma, eski Türklerde olduğu gibi ordu-millet anlayışına sahipti. Erkek nüfusunun yüzde 9 ila 16’sı, kriz dönemlerinde ise yüzde 25’i Roma ordusuna destek verdiği tahmin edilmektedir(Freeman, 369). Yerinde duramayan bir devletti. Birçok olayda aksiyoner davrandı. Gelirlerini artırmak, topraklarını genişletmek, hâkimiyeti güçlendirmek seferlerindeki amaçlarıydı. Hatta Roma dini, askeri zaferleri ülküselleştirmişti(Freeman, 369). Ancak her zaman da aksiyoner değil, bazen reaksiyoner davranmışlardı. Özellikle, Helen dünyasında toprak ilhak etmeye karşı isteksiz davrandılar. Ancak Helenistik krallıklar arasındaki savaşlar, Romalıları sahanın içine itti. Yazının başında tarihçi Polybios’un bahsettiği şans(Thyke) bu olsa gerek. Yani Roma emperyalist amaçlarla yola çıkmamıştı, ama tarihin akışı onları emperyalizmin tam ortasına düşürdü. Sonuç olarak doğudan batıya kadar çok büyük bir coğrafya üzerinde hâkim hale geldiler.
Askeri zaferler Roma’da birçok değişikliğe de neden oluyordu. Helen dünyası ile tanışan Romalılar, Yunanlıların sosyal ve kültürel miraslarından birçok unsuru kendi kültürlerine dâhil etmişlerdi. Mimariden şehirciliğe, sanattan felsefeye, yaşam tarzından kıyafetlere kadar birçok alanda Yunanlılardan etkilenmişlerdi. Hatta Romalıların sosya-kültürel tarihin taşıyıcılığı gibi bir rol üstlendiklerini de görüyoruz. Yani yıkılmaya veya unutulmaya yüz tutmuş birçok Helenistik heykeli tekrar yaptılar, birçok felsefe kitabını çoğalttılar. Bu anlamda Yunan kültür ve medeniyeti Roma ile birleşmiş, Greko-Roman dünyasının oluşmasını sağlamıştı.
Bunca olumlu gelişmenin yanında genişleyen imparatorluk, artan gelir, menfaat çatışmaları Roma’yı yeni bir döneme doğru sürüklüyordu. İç savaş yılları olarak adlandırılan MÖ 1. yüzyıl Roma imparatorluğunun genişlemesi devam ederken, aynı zamanda bir iç savaşa sahne olacaktı. Yıllarca süren iç savaş, Julius Ceasar ile Cumhuriyetten İmparatorluk dönemine geçiş sonucunu verecekti. Aslında bu iç savaşı Cumhuriyetten İmparatorluğa geçiş sancıları olarak da düşünebiliriz. Roma, 200 boyu istikrar ve barışı unutacağı yıllara doğru sürükleniyordu.

Devam Edecek
Bir Sonraki Yazı: Helenistik Dünya’nın Varisi:Roma-II: İç Savaş

Kaynakça:
1. Tekin, Oğuz. Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş. İletişim Yayınları. 2015. İstanbul
2. Garthwaite, Gene R. . İran Tarihi. Çev:Fethi Aytuna. İnkılap Yayınları.İstanbul. 2018
3. Dr. Pierre Bordreuil, Prof. dr. Françoise Briquel-Chatonnet, Prof.Dr. Cecile Michel ve diğerleri. Tarihin Başlangıçları: Eski Doğu Kültür ve Uygarlığı. Alfa Yayınları. İstanbul. 2015
4. Dr. Memiş, Ekrem. Eskiçağ Medeniyetleri Tarihi. Ekin Yayınevi. Bursa. 2015
5. Durant, Will. The Story of Civilization, Vol-I:Our Oriental Heritage. Simon and Schuther Publication. New York. 1954
6. Dr. Freeman, Charles. Mısır, Yunan ve Roma: Antik Akdeniz Uygarlıkları. Çev: Suat Kemal Angı. Dost Yayınları. 2018. Ankara
7. Russ, Jacqueline ve diğerleri. Felsefe Tarihi Cilt-1: Kurucu Düşünceler. Çev: İsmail Yerguz. İstanbul. 2018

Resim Kaynakçası:
1. https://en.wikipedia.org/
2. https://www.usu.edu/markdamen/ClasDram/chapters/121romhist.htm
3. https://www.britannica.com/biography/Romulus-and-Remus
4. https://www.ancient.eu/map/

Leave a Reply