Bir İntikam ve Mücadele Hikâyesi – “Ufak Tefek Cinayetler”

Televizyon izleyen biri değilimdir. Okul ortamını da bunu eklenince, televizyonda yer alan ve gündem olmuş birçok durumdan pek haberim olmaz. Ancak geçenlerde yeni başlayan bir diziye şans eseri denk geldim. Belki bende uyandırdığı izlenimler daha derin olduğu için bana farklı geldi ancak, izlemiş olanların bir kısmı “Klasik Türk dizisi işte…” demiş olabilir. Dizinin adı “Ufak Tefek Cinayetler”… Yapımcılığını Ay Yapım’ın üstlendiği dizinin başrollerini Gökçe Bahadır, Aslıhan Gürbüz, Bade İşçil ve Tülin Özen paylaşmakta. Dizide iki temel özellik dikkatimi çekiyor. Birincisi, sizin de tahmine edebileceğiniz gibi dizinin adı. Biraz gerilim, biraz polisiye, biraz da dram içeren bu dizinin adı neden böyle diye düşünmedim değil… “Cinayet” kelimesi çok güçlü bir kelime… Bu kelimeyi “ufak tefek” ile bütünleştirmek biraz tezat kalmış sanki. Öte yandan toplumun cinayeti sıradanlaştırdığına da dikkat çekiyor. Sonuçta bir insan, diğer bir insanın hayatını bilerek ve isteyerek sonlandırıyor. İnsanın kendisine yapabileceklerinin üstüne çıkarak bir başka insan onun yaşama hakkını ihlal ediyor. Ne kadar ilginç geliyor düşününce… Bu düşünceler eşliğinde, tesadüfen de olsa, diziyi izlerken aslında bu cinayetlerin soyut nitelikler taşıdığını fark ettim. Dizinin somut ve o kadar keskin bir kavramı soyut duygularla bağdaştırması dikkatimi çeken diğer özellikti. Bu özelliğiyle bana biraz, son zamanlarda popüler olan “13 Reasons Why” adlı diziyi hatırlattı.

Biraz da dizinin içeriğinden ve karakterlerinden bahsedeyim; çok ipucu vermeden. İlk bölümde, insanlar havuz başında bir parti verirken aniden evin yukarı katından aşağı biri düşüyor ve ölüyor. Kimin öldüğü ve öldürdüğü belli değil. Zaten dizinin konusu da bu eksende ilerliyor. Tanıkların ifadeleri alınıyor ve böylece dört lise arkadaşı kadının karanlık dünleriyle bugünleri tüm berraklığıyla ortaya çıkıyor.

Olayların üçüncü gözlerden anlatılması bütün karakterlere aynı mesafeden yaklaşmamızı sağladığı için daha keyifli. Karakterlerden bahsedecek olursak, Oya; başarılı bir doktor, dik duruşunun ardında yufka yürekli bir kadın var, lise arkadaşlarıyla yaşadığı onca şeyden sonra muhite geri dönüyor. Merve; kızlar grubunun lideri, kontrol delisi, manipülasyon ustası ve oldukça hırslı. Pelin; Merve’nin ekürisi, Oya’nın lise yıllarındaki sevgilisi Taylan ile evli ve ona takıntı derecesinde bağlı. Arzu; kızlar grubunun iyi – kötü çatışmasını veren üyesi, ılımlı olsa da arızalı biri…

“Dünyada insanlar ikiye ayrılırlar: haydutlar ve iyiler, olarak. Düzen gereği haydutlar her zaman kazanır. Çünkü kendileri gibi herkesi haydut bilirler ve ona göre davranırlar. Sen ve ben gibi iyiler ise, herkesi iyi biliriz ve gafil avlanırız.

Evet, bazen kötü insanların iyi yerlerde olduğunu düşünüyoruz. Ancak bu sadece detaylara odaklanmadan resmin geneline bakıp yorum yapmak gibi… Gerçekler o şekilde olmuyor. Dizide, bu detaylarla hissettiriliyor.

Önceki cümlelerimde bahsettiğim cinayet kavramına tekrar değinmek istiyorum. Birini öldürmek değil dizideki cinayet. Birinin öz benliğini, saygınlığını, içtenliğini, ruhunu ve en sonunda özünü öldüren cinayetler silsilesi. Yapılan her haksızlıkta biraz daha kendinden bir şeyler kaybediyor Oya. İyiler ve kötülerin savaşında kötülerin en güçlü silahı, iyileri iyiliklerinden şüphe ettirmektir: Yeterli olmadığına, bazı şeyleri hak etmediğine, davranışlarının gereksiz bir kavga uğruna enerji kaybı olduğuna, inandırırlar. İyilerin ise en büyük handikabı, kötüleri anlamak ve kendilerini savunmak için onlar gibi düşünmeleri gereksinimidir. Halbuki iyiler, kendileri için savaşmalıdır. Bir amaç uğruna değil, kendi hayatlarını geri alabilmek için mücadele etmelidir. İntikam doğru olan amaçlardan biri değil bence. Ancak, insana çok lezzetli gelen duygulardan biri olduğuna eminim intikamın. Sana yapılanları ödetmek, olayları kendi terazinde ölçüp adaleti sağlamak, acımamak, arı kovanına çomak sokmak… Diğer bir anlamda ise; yanlış yapana yanlış yapmak…

İntikam girdap gibi, ne kadar kaptırırsan o kadar içinde bulursun kendini. Onunla tanımlamaya başlarsın. Şöyle bir soru doğuyor zihinlerde bu durumda: Bizi ne tanımlar? Tercihlerimiz, görüntümüz, hislerimiz mi? Eğer bir hiç gibi hissediyorsam, bu doğru mu? Eğer hedeflerimi gerçekleştirirsem, bu beni daha iyi yapar mı? Eğer kilo verirsem, şık giyinirsem, saçlarımı yaparsam, bu beni güzel mi yapar? Ve eğer her şeyi değiştirirsem, sonunda bir şeylere değer miyim? Bu soruları yanıtlamalı insan ilk önce. Hiçbir sorunun cevabı “evet” değil çünkü. Sizi tanımlayan şey, kendinizi keşfetmeye yönelik verdiğiniz mücadeledir. Neyin doğru olup olmadığına karar vermektir, duygusallığı ve mantığı dengede tutabilmektir. Sonuç olarak, dizi boyunca Oya adlı karakterin diğer kızlarla ve daha önemlisi kendisiyle verdiği mücadeleyi göreceğiz. Türk dizilerini monoton tema ve karakterlerden kurtarmak için yapılmış güzel bir hamle, takdir ediyorum…

 

 

Leave a Reply