Sheffield’ın Şefi Mark Selby

selbz

Snooker’ın zirvesi, Crucible tiyatrosunun 40.kez ev sahipliğini yaptığı Snooker Dünya Şampiyonası 17 günlük maratonun ardından bu pazartesi sona erdi. Snookerseverler yeni güne uyandıklarında boşluğa düştüklerini hissedecekler ama biliyoruz ki Mark Selby bileğinin hakkıyla toplamda 3. zaferini elde ederken bu sayıda Mark Williams ve Alex Higgins’i geride bırakarak adını oyunun efsaneleri arasına kazımayı başardı ve kendi ekolünü perçinlemiş oldu. Bize ise gelecek sezonu iple çekmek kaldı.

Bazı organizasyonlarda birinci ile ikinci arasındaki farkın azlığından, küçük detayların sonucu belirlediğinden söz edilir. 35 frame üzerinden oynanan finaliyle bu turnuva “şampiyon ve diğerleri” ayrımını daha net yapmamızı sağlıyor. Mark Selby 2 gün 4 seans oynanan finalde mutlak üstün taraf olmasa da mental ve fiziksel direncini üst seviyede korumayı başararak John Higgins önünde 18-15 ile zafere uzanırken kafalarda soru işareti bırakmadı. 10-4’lük skordan Higgins gibi oyunun en büyük isimlerinden birine karşı geri dönebilmesi küçük çapta bir mucizeydi. Bunu yaparken ilk günü 10-4’ten 10-7’ye getirerek kapatması akıllara ilk şampiyonluğunu aldığı 2014 finalinde Ronnie’ye karşı berbat durumdayken 10-5’ten 10-7 ile kapattığı günü getirdi. Sonucu sürpriz olarak görmek zor, zira Selby buraya gelirken favori gösteriliyordu. Dünya 1 numarası otoriteleri yanıltmayıp alışık olduğumuz oyunuyla rakiplerini devirdi ve bunu tabloda zorlu bir yoldan gelerek yapması yeterince ikna ediciydi.

ding

Ding Junhui, Ronnie’yi turnuva dışına itmeyi başardı.

Peki Mark Selby bunu nasıl yapıyor? Ronnie, Ding gibi büyük seri üreticilerin aksine “anti-kahraman” olarak karşımıza çıkmıştı Selby. Şampiyonanın uzunluğu ve snooker oyunun zamansız oluşu onun “sağlam” oyunuyla mükemmel örtüşüyor. Mark Selby toplamda yalnızca 12. sıralama turnuvasını kazandı. Bunların 3’ünün Dünya Şampiyonluğu olması uzun formattaki turnuvaların onun stiline ne kadar uyduğunun göstergesi. Daha akıcı oyuncuların (Hendry, O’Sullivan) hükümdarlığına alışmış olan snooker dünyasında bu stil tepki toplamış olsa da saygınlığını kazanmış görünüyor. Ronnie O’Sullivan final esnasındaki tivitinde bu oyun stilinin kazanmak için gerekli olan “yeni” yöntem olduğuna değindi. Ayrıca ilk yükseldiği günden bu yana Selby oyununun diğer yönlerini(pot yeteneği, beyaz top kontrolü) hatırı sayılır derecede geliştirdi. Çeyrek finalde, Marco Fu önünde bu gelişime yeniden şahit olduk, kusursuz bir oyun oynadı. Birden fazla silaha sahip oluşu yenilmez bir mental güç ile birleşince onu tartışmasız 1 numara yaptı. Teniste Novak Djokovic’in zirvesine benzer bir performans sergilediğini söyleyebiliriz Mark için. Bir seansta aldığı hasarı minimuma indirebilmesi onu sürekli canlı tutuyor ve uzayan oyunlarda kendisine büyük kazanma şansı yaratıyor. Gözden kaçan noktalardan birisi ise Selby’nin sahip olduğu kazanma hırsını sayısız başarı kazanmış 92′ sınıfının efsanelerinde (O’Sullivan, M.Williams, hatta finale gelen Higgins) aynı seviyede göremiyor olduğumuz. Uzayan maçlarda bu hırsı dirence dönüştüren Mark, gerideyken bile öndeymiş güveniyle oynayıp rakibinin kafasına girmeyi başarabiliyor. “Mark Selby gibi kazanmak” artık bir ekol olarak anılmalı diye düşünüyorum.

selby punch

Selby’nin Ding’e karşı aldığı galibiyete verdiği bu reaksiyon tepki topladı.

Her Dünya Şampiyonası efsanevi maçlarıyla hatırlanır. Erken turda eşleşmiş olmalarına rağmen Allen-Higgins maçı oyun kalitesinin en yüksek olduğu eşleşmeydi fakat en akılda kalanlar Selby-Ding, Fu-Robertson ve tabii final maçı oldu. Bilhassa finalin son seansında hakem Jan Verhaas’ın kararı çok konuşuldu. Tartışma sosyal medyayı ikiye böldü ve maçın önüne geçti. Crucible’ın büyülü atmosferi oyuncuların en iyi performanslarını göstermesini zorlaştıran bir baskı yaratıyor çünkü burada masadaki bahis çok büyük. Burada olabilmek sezonun geriye kalan kısmının en büyük amacı belki de. Bu baskıyı kaldıramayan favori isimlere alışığız, bu kez Judd Trump müthiş formuna rağmen ilk turda veda etti. Bu etkiyi maksimum serilerin seyrekliğinden de okuyabiliriz. Açık ara en uzun süren turnuva olmasına rağmen Crucible’daki son iki 147’yi Stephen Hendry (2009 ve 2012’de) gerçekleştirmişti. Para ödülü artık eskisi kadar cezbedici olmasa dâhi burada 147 yapabilmek hâlâ çok özel. Ronnie O’Sullivan çeyrek finalde elenerek sevenlerini hayal kırıklığına uğrattı, ama geriye tartışmalı bir 146’lık seri bıraktı. Bu sene ise geçtiğimiz iki yıldaki yüzlük seri miktarlarının(86,86) epey altında kalındı(74). Dolayısıyla bu Dünya Şampiyonası kaliteden ziyade heyecanın diğer faktörlerle yukarı çıktığı bir arena olduğunu yeniden gösterdi. Rakamların da desteklediği üzere daha gergin ve uzun framelere sahne olan muharebeden galip çıkan isim bu işin ustası “the torturer”(işkenceci) Mark Selby oldu.

 

Referanslar

http://www.worldsnooker.com/players/mark-selby-2/

http://www.dailymail.co.uk/wires/pa/article-4464028/Controversy-final-foul-black.html

http://snookerinfo.webs.com/crucible-centuries

Leave a Reply

3 comments

  1. Fatih

    Snooker hakkında böyle doyurucu yazılar okumak oldukça keyifli. Elinize sağlık.

  2. Bayram

    Hakem az kalsın veriyordu maçı higginse

  3. Işıtan Bakar

    Teşekkürler