İSKENDER’DEN ÖNCE DÜNYA-XV: KLASİK YUNAN MEDENİYETİ

Tarihçiler Pers savaşları ile başlayan yeni döneme Yunan medeniyetinin “Klasik” çağı olarak adlandırırlar. Bu dönem batı medeniyetinin köklerinin ulaştığı ilk dönemdir. Demokrasiden bireyselliğe, liberalizmden ifade özgürlüğüne, sanattan felsefeye, bireyden topluma kadar, klasik Yunan medeniyeti Rönesans sonrası aydınlanmış bireyin örneği olmuştur. İlginçtir, “Rönesans” yani “yeniden doğuş” da klasik Yunan medeniyetinin yeniden doğuşundan başka bir şey değildir. Bu nedenle klasik dönem Yunan medeniyeti üzerinde durulması, incelenmesi gereken bir dönemdir.

Pers savaşları yeni bir kavramı doğurmuştu: Barbaros. Barbaros, kelime manası olarak Yunanca konuşmayan, Yunanlı olmayan demektir. Tarihi açıdan bakıldığında Barbarlar, Pers ve Medlilerdi. Bunun karşısında ise barbar olmayan Helenler yani Yunanlılar vardı. Birbirlerinden ayrı yönetime sahip olsalar da Helen kimliği altında Atina ve Sparta omuz omuza gelebilirdi. Bu birliği sağlayan en büyük etken Olimpiyat oyunlarıydı.

Olimpiyat oyunlarının birinci hedefi Helenleri bir araya getirmek değildi. Aristokratların çabaları ile başlayan Olimpiyat oyunları, görünürde Olympos Dağı’nda yaşayan tanrıları memnun etmek için düzenlenirdi. Ancak arka planda aristokratların kendilerini kanıtlama ve güçlerini halka göstermek için düzenlendiği izlenimini vermektedir. Çünkü artık aristokratlar kendilerini ne zenginlikleri ne de savaştaki kahramanlıkları ile kanıtlayabilirlerdi( Freeman, 214). Koşu, araba yarışları, boks, güreş gibi dokuz farklı alanda yapılan müsabakalarda aristokratlar kendilerini kanıtlamaya çalışırlardı. Yarışmalar çıplak oynanırdı. Helen dünyası boyunca insanlar, düzenlenen bu Olimpiyatlara katılır ve kendilerini ispatlamaya çalışırlardı. Oyunların heyecanından sonra aristokratlar kendi aralarında “Symposia” adını verdikleri eğlenceler düzenlerlerdi. Genç erkekler için Symposia, aristokratik ortama girmek için vazgeçilmez bir fırsattı. İçkiler içilir, değişik fanteziler ile eğlenceler edilirdi. Bu eğlencelerde eşcinsel bazı eğlencelerin de yapıldığı tahmin edilmektedir( Freeman, 217).

Klasik Döneme Ait Bir Yunan Vazosu, Olimpiyat Oyunları

İlginçtir ki normalin aksine aristokratlar ile halk aynı oyunları izlemiş, aynı tiyatrolara gülmüştü. Ancak tarih boyunca aristokratların eğlence hayatları ile halkın eğlence zevklerinin birbirinden farklı olduğunu görürüz. Bu durum Antik Yunan için kısmen farklıdır. Aristokratların yanında Olimpiyat oyunlarına izleyici olarak halk da katılırdı. Tam bir Helen şölenlerine dönüşen Olimpiyat oyunları halk üzerinde aristokratların etkisini artırmış olabilir. Ancak Atina toplumunun aristokratlara çok müsamahası yoktu. Arkaik Yunan medeniyetini anlattığımız yazımızda Kleisthenes’in demokratik kurumlarını anlatmıştık. Kleisthenes’in soyundan gelen Perikles, bir hükümet darbesi yaparak aristokrat meclisinden(Areopagos) yetkileri alarak halk meclisine(Ekklesia) aktardı(Freeman, 237). 5. yüzyıl Klasik Yunan demokrasisi Atina şehrinde yürürlüğe girmişti artık. Demokratik kurumlar arkaik dönemde temellerinin atılmasına rağmen, demokratik hayat dünya üzerinde ilk defa Yunan topraklarına klasik dönemde girdi. Demokrasi, Olimpiyat oyunları için engel olmadı. Daha önce de belirttiğimiz gibi Olimpiyatlar görünürde Olympos Dağı’nda yaşayan tanrıları memnun etmek için yapılırdı.

Parthenon, Akropolis’teki Yunan Tapınağı

Yunan tanrılarının Olympos Dağı’nda yaşadıklarına inanılırdı. Yunanlıların inancında merkezi bir öğreti yoktu. Merkezi bir tapınakları veya yazılı bir kitapları yoktu. Antik yakın doğu panteonuna benzer birçok tanrı ve tanrıçaya sahiptiler. Zeus, en büyük tanrıydı. Bazı metinlerde onu şimşek ve gök gürültüsü ile beraber anmıştır (Tekin,108). Zeus’un birçok oğlu ve kızı vardır. Bunlar hikâyelerde bazen birbirleri ile savaşırken, bazen insanlar arasında taraf tutarlar, bazen hata yapar, bazen insanlara dahi yenik düşerler. Bu nedenle Yunanlı yazarlar insanı bazen tanrılardan daha yüce resmetmiştir. Bazı büyük şahsiyetler, ölümlerinin ardından yarı tanrı olarak adlandırılmışlar ve destanlarda tanrıların sofrasında konuşturulmuşlardı. En erken yazılardan olan Hesiodos “Tanrıların Doğuşu” kitabında tanrıların soyları ve akraba ilişkilerini anlatmıştır(Tekin, 22). Din adına yapılan en büyük faaliyet kâhinlikti. İonia ve Yunan anakarasında birçok kahin okulu ve kahin vardı. Bunlar insanların başlarına gelecek olayları önceden haber verirlerdi. Bu nedenle Yunanlılar önemli işlerinden önce mutlaka kâhinlere danışırlardı. En büyük kâhinler Olympos polis’indeki(şehir-devlet) Apollon kehanet merkezindeydi ve çevre krallıklardan dahi bu kâhinlere, kehanet danışan ülke kralları olurdu(Kagan). Kehanetten sonra en önemli ikinci dini hareket ise şenlikler ve şenliklerde kesilen kurbanlar olmuştur. Antik Yunan dünyasında farklı tanrılara adanmış birçok festival olurdu. Bunlardan şarap ve bereket tanrısına adanmış Dionysia festivallerine sadece kadınlar katılır ve her türlü taşkınlığa izin verilirdi. Bu sayede yılın geri kalan kısmında taşkınlıkların önleneceğine inanılırdı (Freeman, 231). İşte ilk tiyatrolar bu şenlikler ile beraber ortaya çıktı.

 

Pers savaşlarından sonra ilk kalıcı tiyatrolar kuruldu. Gösteriler yarım daire biçiminde bir dans pistinde(orkhestra), geride bir dekor(skene) eşliğinde yapılırdı. İzleyiciler taştan yapılan yarım daire biçiminde basamaklı yere(theatron) oturarak gösterileri izlerdi (Freeman, 258). Bu dünya sanat tarihi açısından büyük bir yenilikti. Günümüze kadar ulaşan tiyatro yazarları kısıtlı sayıdadır. Tragedya yazarlarından Aiskhylos, evrenin düzeni üzerinde durmuş ve Homeros destanlarına yenilerini eklemişti. Sophkles, Aiskhylos’tan çok genç bir yazardı. Ancak tragedya’da diyolog ve ilahileri ekleyerek yeni bir ses getirmişti. Güçlü kadın karakterlerine yer veren Sophokles, Antigone tiyatrosunda inancı uğrunda krala başkaldıran bir kadının hikayesini anlatmıştı(Freeman, 261). Yunanlılar savaş atmosferinden uzaklaştıkça tiyatrolardaki ağlamalar, gülmelere dönmeye başladı. Demokrasinin de etkisiyle komedya yazarları ortaya çıktı. Bu yazarlar siyasetten günlük hayata kadar her şeyi iğnelemeye ve satirizme başladı. Bunlardan en öne çıkan yazar Aristophanes, komedyalarında tanrıları bile eleştirmeye başladı. Bu Yunan toplumu için alışılmış bir durum değildi (Freeman, 264). Ancak Aristophenes’in Bulutlar adlı komedyasının ünü sanat tarihinin dahi dışına çıkar. Aristophenes, bu eserinde belde belde dolaşıp gençlere, akıllarını nasıl kullanması gerektiğini öğretmeye çalışan Sofistleri iğnelemektedir.

Sofistler, felsefeci değildi. Daha çok zanaatkâr gibi çalışırlardı. Bunlar bilgiyi para karşılığı satan bir ekip gibiydiler. Rasyonalist bir düşünce sistemleri vardı. “ Yaşayan her şey, büyük ya da küçük akılla denetlenir” derlerdi(Freeman, 266). Ancak daha bariz özellikleri ise kuşkuculuk olmuştur. Sofistler, her şeye kuşkuyla bakar ve ölçünün sadece insan olduğunu söylerlerdi. Hatta var olmak dahi insana bağlı bir olgu olduğunu, bu nedenle de tanrıların dahi var olup olmadığının kuşkulu olduğunu söylerlerdi. Ne var ki MÖ 400’lü yıllarda veba ve askeri yenilgilerden tanrı tanımaz komedya yazarları ve sofistler sorumlu tutulmuş, tanrıların gazabını üzerlerine çektikleri iddia edilmişti(Freeman, 267).

Atina Okulu Tablosu, Raffaello Sanzio da Urbino, Vatikan Müzesi

Aristophenes’in Bulutlar eseri sadece Sofistleri anlattığı için ilgi çekici değildir. Aynı zamanda Bulutlar eserinin başkarakteri Yunan felsefesinin dahi ismi Sokrates’tir. Sokrates’in kendine ait bir eseri yoktur. Başka yazarlar kitaplarında Sokrates’i konuştururlar. Sokrates, Yunan felsefesi için bir dönüm noktası olmuştur. Bu nedenle antik Yunan felsefesi Sokrates öncesi ve Sokrates sonrası olarak ikiye ayrılmıştır. Sokrates felsefenin birçok alanına değinmiş, Atinalılar üzerinde derin etkiler bırakmıştı. Derken, MÖ 399 yılında düşmanları tarafından “gençleri saptırmak ve devletin taptığı tanrıları yok saymak” nedeniyle mahkemeye verilmiş, burada yargılanarak idama mahkum edilmişti. Sokrates, mahkemeyi felsefesinin savaşını verdiği bir arenaya çevirmiş ve düşünceleri uğrunda idam edilmişti. Belki de bugün Sokrates’i anmamızın nedeni de felsefesi uğrunda öldürülmesidir. Sokrates’in ardından onun öğrencisi Platon, onun felsefesini insanlara öğretmeye devam etti. Platon, Sokrates gibi değildi. Platon daha aristokrattı, halk içinde Sokrates kadar mücadele vermemişti. Plato, Akademos zeytinliklerinin yanına açtığı Akademia, onun bıraktığı en büyük mirastı. Buraya binlerce genç gelmiş, felsefe eğitimi almıştı. Ancak bu öğrencilerden biri vardı ki diğerlerinden farklıydı: Rönesans’a kadar batıda etkisini sürdürecek olan Aristoteles( Freeman, 275).

Aristoteles, hocası Platon’un aksine çok realist bir felsefeciydi. Platon’un düşünceleri ise idealistti, bazen gerçek hayattan uzak olabiliyordu. Aristoteles, felsefenin ve bilimin neredeyse her alanında eser vermiş, çalışmalarda bulunmuş bir bilim adamıydı. Doğa bilimlerinden mutluluk arayışına kadar çalışma alanları çok çeşitlilik gösteriyordu. Onun, bu ünü tüm Helen topraklarında yayılacak ve geleceğin mimarlarından İskender’in hocalığını yapacaktı. Aristoteles’in bilim alanında etkisi Rönesans’a kadar otorite kabul edilecekti.

Bütün bu gelişmeler klasik Yunan medeniyetinin sosyo-kültürel gelişmeleriydi. Gerçekten, Yunan medeniyeti, klasik dönemdeki bu sosyo-kültürel gelişmeleri ile Erken modern dönem itibariyle Avrupa medeniyetini derinden etkilemişti. Ancak bunun yanında İskender’e kadar giden siyasal olaylar da meydana gelmişti.

P

Peloponessos Savaşlarını anlatan bir Klasik Dönem Vazosu

Pers savaşlarının ardından, Pers tehlikesinin varlığı Yunanlıları bir araya getiren bir etki oluşturuyordu. Atina önderliğinde MÖ 478-477 yılında Delos adasında bir birlik kuruldu. Daha sonraki yıllarda bu birliğe İonia kıyılarındaki birçok devlet ve Yunan anakarasından da bir o kadar polis(şehir-devlet) katılmıştı. Delos adası bu birliğin merkezi haline geldi. Birlik adına hazine kuruldu ve birlik kendi parasını basmaya başladı. Delos Birliği’nin artan gücü Sparta’yı rahatsız etmişti. Peloponnesos’da Sparta önderliğinde bir birlik daha kuruldu. Ancak bu Delos Birliği’nin kurulmasından çok sonra oluşan bir gruptu. Helen dünyası Delos Birliği ve Peloponnesos Birliği olarak ikiye bölünmüştü. Meydana gelen bu olayları II. Dünya Savaşı sonrası meydana gelen olaylara benzetebiliriz. II. Dünya savaşının bitiminin ardından NATO ve Varşova Paktı olarak ikiye bölünen dünya, iki süper gücün yarışına sahne olmuştu. İşte aynı şekilde Pers tehlikesi ortadan kalktıktan sonra Atina ve Sparta önderliğin iki farklı birlik kurulmuş, MÖ 431-404 yılları arasında sıcak çatışmaya dönüşecek mücadeleler meydana gelmişti. Thukydides göre Peloponnesos, kazananı olamayan savaşlar sonucunda(resmi olarak Spartalılar, Atina’ya galip geldiler) Helen dünyası yenilmişti(Tekin, 115). MÖ 4. yüzyılda Helen dünyası Kuzeyli Makedonların etkisi altına girdiler. Kendilerini Helenli olarak adlandıran monarşik Makedonlar, II. Philip önderliğinde Yunan anakarasını fethetmiş, Yunan hâkimiyetine son vermişlerdi. İskender’in doğu seferleri ile Helen dünyası, Helen sınırlarının dışına çıkacaktı.

Bir sonraki yazı: İskender ve Hellenizm

Resim kaynakçası:

  1. www.wikizero.biz
  2. https://www.pinterest.com/pin/823595850582961760/
  3. jo-tpe-clg.e-monsite.com/pages/dimension-artistique-bon.html

Kaynaklar:

  1. Tekin, Oğuz. Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş. İletişim Yayınları. 2015. İstanbul
  2. Garthwaite, Gene R. . İran Tarihi. Çev:Fethi Aytuna. İnkılap Yayınları.İstanbul. 2018
  3. Prof. Dr. Pierre Bordreuil, Prof. dr. Françoise Briquel-Chatonnet, Prof.Dr. Cecile Michel ve diğerleri. Tarihin Başlangıçları: Eski Doğu Kültür ve Uygarlığı. Alfa Yayınları. İstanbul. 2015
  4. Prof. Dr. Memiş, Ekrem. Eskiçağ Medeniyetleri Tarihi. Ekin Yayınevi. Bursa. 2015
  5. Durant, Will. The Story of Civilization, Vol-I:Our Oriental Heritage. Simon and Schuther Publication. New York. 1954
  6. Prof. Dr. Freeman, Charles. Mısır, Yunan ve Roma: Antik Akdeniz Uygarlıkları. Çev: Suat Kemal Angı. Dost Yayınları. 2018. Ankara
  7. Prof. Dr. Kagan, Donald. Lecture: Introduction to Ancient Greek History(CLCV 205). Yale University

Leave a Reply